Haber Detayı
20 Ağustos 2018 - Pazartesi 13:36 Bu haber 8077 kez okundu
 
ATATÜRK DÖNEMİ EĞİTİM POLİTİKASI
Ortak bir tanımı henüz yapılmamış olan politika kavramının, değişik tanımlarından birine göre, politikayı, kararlara yön vermeyi amaçlayan ilkeler topluluğu oluşturur. Bu açıdan bakıldığında, Atatürk döneminin eğitim politikasını, Kemalist felsefenin altı ilkesi yönlendirmiş ve gerçekleştirmiştir. Bu dönemin eğitim politikası, eğitimde yenileşmeyi hedef almıştır. Çünkü Atatürk, eğitimde yenileşmeyi, ulusal birliğin ve layik toplumun temeli olarak görmüştür.
ATATÜRK'E DAİR Haberi
ATATÜRK DÖNEMİ EĞİTİM POLİTİKASI

 

Atatürk Dönemi Eğitim Politikası

 

 

Ortak bir tanımı henüz yapılmamış olan politika kavramının, değişik tanımlarından birine göre, politikayı, kararlara yön vermeyi amaçlayan ilkeler topluluğu oluşturur. Bu açıdan bakıldığında, Atatürk döneminin eğitim politikasını, Kemalist felsefenin altı ilkesi yönlendirmiş ve gerçekleştirmiştir. Bu dönemin eğitim politikası, eğitimde yenileşmeyi hedef almıştır. Çünkü Atatürk, eğitimde yenileşmeyi, ulusal birliğin ve layik toplumun temeli olarak görmüştür.

 

 

Atatürk eğitiminde yenileşme atılımı, dilde yenilik ile başlamıştır. Önce bilgisizliğe karşı, yeni bir silâh gereksinimi duyulmuştur. Sonra, o günkü yazı dilinin geçmişteki yenileşme eylemlerini zorlaştırdığı dikkate alınmıştır. Halkçılık ilkesinin de, herkesin anlayacağı bir dil gerektirdiği kabul edilmiştir. Böylece, Kemalist felsefenin iletişim aracı olarak, lâtin. alfabesi uygun görülmüştün Dilde yenileşme ile, doğulu düşünce sisteminden de uzaklaşma başlamıştır.

 

 

Türk dilinin diğerlerinden arıtılması girişimi, ulusçu ve layik bir eğitim politikasını amaçlamıştır. Yeniliklerin yayılması ve korunması, kapsamlı bir iletişim sisteminden yararlanmayı gerektiriyordu. 1932 de kurulan Türk Dil Kurumu, anadilin temizlenmesi ve zenginleştirilmesi bakımlarından, bu dönemin eğitim politikasını derinden etkileyen bir girişim olmuştur. Okuma ve yazma dilinin öğrenilmesinde sağlanan bu kolaylık, eğitimde olanak eşitliğinin derecesini artırmıştır. Konuşma dilinin sokaktaki adama dönük işlemesi de, ulusçuluk ve halkçılık ilkelerini güçlendirmiştir. Çünkü Atatürk'ün plânladığı ve gerçekleştirdiği bütün yenilikler yeni bir eğitim ve iletişim sistemine dayanıyordu. Bu sistem, Türk ulusunda düşünce ve davranış yenileşmesini amaçlamıştır.

 

 

Eğitimde yenileşme, sistemin yeniden düzenlenmesi ile başlatılmış ve sistemin yenilenmesi sorunu, önce yerli ve yabancı bilim adamlarına incelettirilmiştir. İncelemeler, okul sistemi, öğretim programları, öğretmen yetiştirme, personel politikası ve bakanlık örgütünün yeniden kurulması gibi boyutları kapsamıştır. Atatürk dönemi eğitiminin ilk onbeş yılı içinde, 18'i temel ve genel olmak üzere, 39 eğitim yasası çıkarılmıştır. Bu gerçek, eğitimde yenileşme girişimlerinin, yasal dayanaklar gerektirdiğini örneklemektedir.

 

 

Bu yasaların çıkarılmasını, onların öngördüğü yapısal ve kurumsal yenileşmeler ve gelişmeler izlemiştir. Eğitimde uzmanlığın önemini görmüş olan Atatürk, Türk eğitim sistemini incelemek ve gelişmesine dönük önerilerde bulunmak üzere, 1924 yılında çağın büyük eğitimcilerinden John Dewey'i davet etmiştir. Ülkemizde iki ay kadar kalan bu bilim adamı; okul sistemi, program geliştirme, öğretmen yetiştirme, eğitim maliyesi, bakanlık örgütünün yeniden düzenlenmesi sorunları üzerinde yoğunlaşan iki rapor yazmıştır. Bu ve benzeri atılımlar sonucunda gerçekleşen, eğitim sistemini yenileştirme politikası, eğitim kurumlarına giriş açısından, sınıf ve aile farklarının giderilmesinde başarılı olmuştur.

 

 

Kemalist felsefe, ulusal birleşme ve bütünleşmeye dönük bir eğitim politikası öngörmüştür. Atatürk de, yeni bir kuşağa ortak değerler ve politik bilinç kazandırmanın tek yolunu, eğitim örgütleri ve kurumlarının birleştirilmesinde bulmuştur. Bu nedenle, dinsel eğitime dayalı, geleneksel eğitim kurumlarını kaldırmıştır. Toplumsal bütünleşme, eğitimsel bütünleşme ile olanaklıdır. Aynı düzeydeki eğitim kurumlarının türleri arttıkça, özellik ve kapalılık derecelerinin de arttığı görülmektedir.

 

Kemalist eğitim politikasının; eğitim sistemini, amaçlarını ve süreçlerini en çok etkileyen boyutu, laiklik ilkesi olmuştur. Atatürk, yeni bir eğitim sistemini batılılaşmanın ilk koşulu olarak gördüğünden, bu sistemin laikleştirilmesini ön plâna atmıştır. Türkiye Cumhuriyetinin kurulması ile, eğitim sisteminin laikleştirilmesi paralel gelişmelerdir. Eğitim sistemi, bu iki yeniliğin hem yayıcısı hem de koruyucusu olmuştur. Kemalist felsefeye göre, laiklik ilkesi gerçekleştirilmeden, toplumun her- - hangi bir kesiminde yenileşme olanaksızdı. Bu ilke, ulusçuluk ilkesinin temeli olarak düşünülmüştür. Atatürk dönemindeki eğitim politikasının başarı etkenlerinden biri, bu politikanın laik niteliği olmuştur. Bu niteliğin zamanla zayıflaması, eğitim sistemi ve kurumlarının toplumsal bütünleşmeye olan katkısını azaltmıştır.

 

 

Atatürk döneminin eğitim politikasının ulusçu niteliği, toplumun değişik öğelerinin, kültürel ve iğitimsel amaçlar çerçevesinde bütiinleşmesine yol açmıştır. Bireysel Türk'ün ulusal bir gurur kazanmasına yarayan bu ilke, eğitim sürecinin de ulusal bir nitelik kazanmasını sağlamıştır. Kemalist felsefenin ulusçuluk kavramı, ırkçılık gibi aşırı ve saldırgan eylemleri değil, ulusal bilinçlenmeyi amaçlamış ve eğitime de öyle uygulanmıştır. Dilde yenileşme, bu uygulamanın göstergelerinden biri olmuştur. Atatürk, Gökalp'in ulusçuluk kavramını, coğrafi ve layik sınırlamalar ile, yeniden tanımlamıştır. Bu nedenle, ulusçuluk kavramı, eğitimin amaçlarına ve programlarına da, bu sınırlar içinde yansımıştır. 1932 yılında kurulan Türk Tarih Kurumunun çalışmaları da, program kapsamlarına yansıdığı oranda, eğitim sürecinin ulusal bir nitelik kazanmasını hızlandırmıştır. Birbirine ilişkin olarak düşünüldüğünde, bu dönemdeki eğitim politikasının felsefesi layiklik ilkesinden, sistemi de ulusçuluk ilkesinden esinlenmiştir.

 

 

Sosyo-politik yenileşmenin ekonomik kalkmmasız gerçekleşmeyeceğine inanan Kemalist felsefe, devletçilik ilkesine ağırlık vermiştir. Bu nedenle, bağımsız bir ekonominin oluşması zorunluğu, başlangıçta bu kesimde devletin sorumluluğu ve öncülüğünü zorunlu kılmıştır. Ayrıca, bu ilke, o dönemdeki işgücünün kötüye kullanılmasına da engel olmuştur. Ekonomik politikanın çizilmesi ve uygulanmasında devletin egemen olması biçiminde tanımlanan devletçilik, başlangıçta özel girişimin ulaşamadığı veya başaramadığı yerlere ve durumlara el atmıştır. Fakat bürokratik çevreler sonrları, zamanla oluşan bu yönetim gücünden vazgeçmeye yanaşmamıştır. Devletçilik ilkesi, eğitimi iki yönden etkilemiştir. Bir yandan, devlet işletmeleri bürokratik eğitim merkezleri olarak da etkin olmuş ve bu işletmelerden yetişenler daha sonra büyük özel girişimlerin kuruculuğunu yapmıştır. Diğer yandan, bazı yüksek öğretim kurumları, programlarını bu işletmelerin insangücü gereksinimine dönük olarak yenilemiştir. Devletçilik ilkesi, toplumsal ve çevresel kalkınmayı da derinden etkilemiştir. Birçok işletmeler, kâr ve kazanç amaçları ötesinde, bölgesel kalkınma hedeflerine göre plânlanmış ve kurulmuştur. Böyle işletmeler aynı zamanda, çevre kalkınması, halk eğitimi ve sanat eğitimi merkezleri olarak da hizmet etmiştir.

 

Kemalist politikanın halkçılık, cumhuriyetçilik ve devrimcilik ilkeleri de, hem öncekilere, hem de birbirine bağımlı düşünülmüştür. Örneğin, demokrasinin Türkçesi denebilecek olan halkçılık ilkesi, halkın tüm gereksinmelerinin karşılanmasından devleti sorumlu tutuyor ve ekonomiyi bu gereksinmelere dönük olarak çalıştırması beklenen, devletçilik ilkesini güçlendiriyordu. Cumhuriyetçilik ilkesi, devletin biçimini tanımlamak ve korumak için gerekli görülmüştü. Devrimcilik ise, kendinden önce gerçekleştirilen ilkelerin sürdürülmesini ve geliştirilmesini sağlayacak, en güvenilir yenileşme aracı olarak düşünülmüştü.

 

Atatürk dönemindeki eğitim politikasının büyük atılımlarından biri, halk eğitimi alanında olmuştur. Devletin temel görevinin, kamu eğitimi olduğuna inanan lider, alfabenin yenilenmesini bunun için ön plâna almıştır. Millet Mektepleri seferberliği ve halkevleri örgütlenmesi ile, halk eğitimi, dönemindekilere oranla büyük boyutlara ulaşmıştır. Eğitimde halkçılık politikası; bir yandan seçkin azınlık eğitiminden kitle eğitimine geçişi sağlamıştır. Diğer yandan da, eğitimde olanak eşitliğini artırmıştır. Bu tür eğitim aynı zamanda, vatandaşın batıya açılan pencereden bakabilmesini de kolaylaştırmıştır.

 

Kemalist eğitim politikası, kamu eğitimini sadece ideolojik değil, malî bakımdan da beslemiştir. Eğitim giderleri uzun bir süre, bütçenin büyük bir kısmını oluşturmuştur. Böylece, eğitim sistemi toplumsal yenileşmede eğırlıklı bir rol oynamıştır. Kamu eğitimine halkın ilgisi arttıkça, bazı yörelerde okullar yerel girişimler ile yapılmış veya desteklenmiştir.

 

 

Kitle iletişim araçlarının önce politik, daha sonra sosyal ve ekonomik yenileşmelere dönük olarak kullanılması, eğitim ve öğretim süreçlerinin yararına oldu. Bürokrasi, politik modernleşmenin hem amacı, hem de aracı olarak hizmet etti. Yeniliklerin gerçekleştirilmesinde bürokrasiye güvenen Atatürk, bürokratların eğitimine büyük önem verdi. Yenileşmenin bir amacı olarak öngörülen eğitimci, önce kendisi mesleksel bir değişime uğradı. Sonra da, yenileşmenin bir aracı olarak, yeniliklerin yayılması ve korunmasına hizmet etti. Belirli eğitim kurumları, Türk bürokratlarının yetişmesinde önemli bir rol oynadığından, eğitim, politik gelişmeyi hızlandırdı. Böylece Atatürk eğitimi, dönemindeki politik sistemin etkin bir öğesini oluşturdu.

 

Eğitim politikasının devrimcilik niteliği, diğer ilkelerin yayılmasına, korunmasına ve gelişmesine hizmet etmiştir. Eğitim sistemi ve kurumlarının etki alanından, eğitimcilerin amaçlı çabalarından yararlanılmasını, devrimcilik politikası olanaklı kılmıştır. Bu dönemin eğitimcileri, Kemalist felsefenin meçhul askerleri olarak inanç ve çaba göstermişlerdir.

 

Bu dönemin eğitim politikası, Atatürk'ün eğitim liderliği ile başarıya ulaşmıştır. Bu nedenle, onun liderlik anatomisine değinmek de yararlı olacaktır. Osmanlı çağındaki yenilikler, daha çok savunma amaçlarına dönük olarak yapılmıştır. Atatürk, bir ulusun savunma kesiminde yenileşmesine karşın, diğer kesimlerde geleneksel kalmasının sakıncalı sonuçlar vereceğine inanmıştır. Bunun için de, bütün sosyal ve eğitimsel yenilikleri, aynı dönemde gerçekleştirmeyi plânlamıştır. Geleneklerin yıkılmasıyla meydana gelen boşlukların, ancak liderlerin değer ve davranış boyutları ile doldurulabileceğini de kanıtlamıştır. Atatürk'ün kara tahta ve tebeşir ile yaptığı eğitim liderliği, hem eğitenleri, hem de eğitilenleri derinden etkilemiştir.

 

Büyük dönemlerarası geçiş koşulları, farklı bir liderlik tipi gerektirir. Kendini geleneksel bağımlılıklardan kurtarması beklenen bir ulus, bu bağımlılığı yöneltebileceği, yeni ve sosyal bir simge gereksinimi duyar. Geleneksel güçlerin ulusal bağımsızlığı korumada uğradığı başarısızlık, bu başarısızlıktan doğan yetki boşluğu, geçmişteki bağımlılığı yeni bir sembole yöneltme duygusu, Atatürk'ün örgütsel bir lider olarak doğmasını destekleyen durumlar yaratmıştır. Bu aşamadaki başarısını izleyen kurumsal liderliği ile, ezik kitlelerin yalnızlığını ve çekingenliğini gidermiş ve onların sosyal katılmasını sağlamıştır. Yeni bir devlet rejimini de, bu toplumsal davranış yenilikleri ile desteklemiştir. Yeniliklerin en dikkate değer özelliği ise, liderin davranış birliği, anlayışı ve uygulaması olmuştur. Önce yeni bir aydın kitlesi yaratmış, sonra da eski bir toplumu yenilemiştir. Diğer bir deyişle, geleneksel bir toplumu, ortak değer ve davranış yoluyla yenilemiştir. Bunları yaparken de yeni bir Türk tipini, batı yöntemi ile modelleştirmiştir.

 

 

Garip bir çelişki olarak, memleketini ve ulusunu batılılaştırmak isteyen Atatürk, önce batı ile savaşmak zorunda kalmıştır. Fakat hem kendisi, hem de yenilik atılımları, batı çevrelerinde ağırlıklarını duyurdukları zaman, her ikisi de bilimsel incelemelere konu olmuştur. Bunların sonucunda lider, ulus modelciliğinin büyük bir sanatkârı olarak kabul edilmiştir. Tutuculuğun bir meziyet, ilericiliğin sapma olarak algılandığı doğu dünyasında, disilpinli eğitim yoluyla, bir kuşakta yeni bir ulus ve uygarlık yaratabilen lider, Mustafa Kemal olmuştur.

 

Büyük plânların yaratıcıları liderler, uygulayıcıları ise yöneticilerdir. İnsanlık tarihinde, bu iki yeterliği birleştirenlerin sayısı, çok azdır. Bu nedenle, batılı gözlemcilerce olanaksız görülen bir yenileşme plânını gerçekleştiren Atatürk, çağının büyük devlet adamlarından sayılmıştır. Yenilikçi bir düşünce sistemi ve tutarlı sağ duyusu ile, geleneksel bir toplumun alışılmış kurumları gölgeleyebilmiştir.

 

 

Atatürk hem örgütsel, hem de kurumsal liderlik davranışları bakımından, birçok dünya memleketlerinde örnek alınmıştır. Bu örneklemede, Asya'ya yayılmaya çalışan batıyı durdurması ve böylece birçok memleketlerdeki bağımsızlık ateşlerini kıvılcımlaması, etken olmuştur. Zaferlerinde olduğu gibi, yeniliklerinde de ılımlı davranışı dikkati çekmiştir. Halkına aşıladığı ulusal duygular, yeniliklerin örttüğü geleneklerin unutulmasını kolaylaştırmıştır. Böylece, memleketini doğu ve batı arasında kalmak gibi, bir ikilemden de kurtarmıştır.

 

Eğitimin temel görevi, değişik açılardan sözlendirilerek tanımlanmıştır. Kuşkusuz bunların başında, devletin varlığının sürdürülmesi gelmektedir. Diğer yandan, eğitimde kalkınma, bir liderlik sorunudur. Eğitimin temel görevi, devletin varlığını sürdürmek ise, bu görevin sorumluluğu da, önce devlet liderlerine düşmektedir. Demek ki, eğitimde çıkar yol, devlet liderliği ile eğitim liderliğinin aynı kişi üzerinde birleşmesidir. Atatürk eğtiminin başarısı da, böyle bir birleşimin sonucu olmuştur.

 

 

Prof. Dr. Ziya BURSALIOĞLU

 

Kaynak: Editör: ERKAN BOZKURT
Yorumlar
Haber Yazılımı