Haber Detayı
18 Temmuz 2018 - Çarşamba 20:03 Bu haber 17608 kez okundu
 
Atatürk’ün kendi el yazısından Vahdettin
Mustafa Kemal Atatürk, devletimizin kurucu lideridir. Sultan Vahdettin’de iyi veya kötü bizim tarihimizin bir parçasıdır. Ancak, tarihi olayları çarpıtıp, Sultan Vahdettin’e milli mücadeleden pay vermek için çabalamaya gerek yoktur. Tarih acısıyla, tatlısıyla, ama olduğu gibi, dosdoğru yazılmalıdır.
TARİH Haberi
Atatürk’ün kendi el yazısından Vahdettin

 

 

Atatürk’ün kendi el yazısından Vahdettin

 

 

Milli mücadele ve cumhuriyet dönemi yazılırken gerçeklerin örtbas edilmesi sonucunda,  toplumumuzda, bizlere öğretilen tarihin doğru olmadığı, gerçek tarihin ise bir yerlerde gizlenmiş olduğu yönünde algı oluşmuştur. Aynı algıya göre, bizlere yalan tarihi öğretenler, gerçek tarihin gizlendiği yerden çıkmaması için uğraş vermektedirler. Bu görüşe inanan okur kitlesi, gerek internet ortamındaki sağlıksız bilgilere, gerekse son dönemde sayıları gittikçe artan ve roman edasında yazılan kurgu tarih kitaplarındaki anlatıma inanmaya başlamış, böylelikle tarihi gerçeklerden büsbütün uzaklaşmıştır. Yakın tarihimiz, uzman kişilerce ve yeterli derece incelenmediği sürece resmi-gayri resmi tarih tartışmalarının devam edeceği kaçınılmaz bir gerçektir.

 

Milli mücadele tarihinin en tartışmalı konularından başında “Sultan Vahdettin ve Mustafa Kemal Paşa” ilişkisi gelmektedir. Belgelere dayalı resmi tarih Sultan Vahdettin’in devlet yönetmeye muktedir bir hükümdar olmadığını, milli mücadelenin karşısında ve işgalci güçlere boyun eğen bir politika izlediğini ve sonuçta yurdu terk etmek zorunda kaldığını bizlere açıkça göstermektedir. Sultan Vahdettin hakkındaki olumsuz görüşü kırmayı ilke edinen gayri resmi tarih ise, Sultan’ın milli mücadeleyi baştan beri desteklediğini, Mustafa Kemal Paşa’yı Anadolu’da direnişi başlatması için bizzat onun gönderdiğini, bu ikilinin sürekli işbirliği içinde olmasıyla milli mücadelenin kazanıldığını iddia etmektedir. Yine gayri resmi tarihe göre, Vahdettin ve Mustafa Kemal birbirlerine hiçbir zaman kötü söz etmemişler, hep olumlu görüş bildirmişlerdir. Oysa ki Mustafa Kemal, daha Nutuk’un ilk cümlelerinde Sultan’ı ve hükümeti şöyle şekilde eleştirmiştir:

 

“Padişah ve Halife olan Vahdettin, soysuzlaşmış, kendini ve yalnız tahtını koruyabileceğini umduğu alçakça önlemler araştırmakta. Damat Ferit Paşa'nın başkanlığındaki hükümet, güçsüz, onursuz, korkak, yalnız padişahın isteklerine uymuş, onunla birlikte kendilerini koruyabilecek herhangi bir duruma boyun eğmiş.”

 

Kendi yazdığı el yazısıyla olan notlarda da Osmanlı’nın çöküş dönemini anlatırken Vahdettin’den şu şekilde bahsetmiştir:

 

 

“Nihayet, Osmanoğulları’nın 36. ve sonuncu padişahı Vahdeddin’in saltanatı döneminde millet en derin esaret çukurunun önüne getiriliyor. Binlerce yıldan beri bağımsızlık kavramının seçkin örneği olan Türk milleti, bir tekme ile bu çukurun içine yuvarlanmak isteniyor.

 

 

Fakat bu tekmeyi vurdurmak için bilinçsiz bir hain gerekliydi. Nasıl ki yasal olarak ölüm cezasına çarptırılanların bile ipini çekmek için duygularından arınmış bir yaratık aranır. Ölüm kararını verenlerin böyle aşağılık bir araca ihtiyaçları vardır. O kim olabilirdi?

 

 

Türkiye devletinin bağımsızlığına son veren, Türkiye halkının hayatını, namusunu, onurunu yok eden, Türkiye’nin ölüm kararını ayağa kalkarak bütün görünümüyle kabul etmek eğiliminde olan kim olabilirdi? Ne yazık ki bu milletin hükümdar, sultan, padişah, halife diye başında bulundurduğu Vahdeddin...

 

Vahdeddin, bu alçakça davranışıyla yalnız kendine yakışan bir işlemi kabul etmiş olmaktan başka hiç bir şey yapmış olmadı. Vahdeddin, bu davranışıyla kendini öldürdü ve temsil ettiği yönetim biçiminin yok olmasını zaruri hale getirdi.” (Atatürk, Belgeler, El Yazısıyla Notlar, Yazışmalar, Haz. Yücel Demirel, s. 322-326.)

 

Sultan Vahdettin’in de Mustafa Kemal Paşa’yı çok defa suçladığı görülmektedir. Vahdettin, 11 Nisan 1920 tarihli Takvim-i Vekayi gazetesinde yayınlanan hattı hümayunda, Damat Ferit Hükümeti’ni onayladığını belirttikten sonra Mustafa Kemal ve arkadaşlarını “Milliyet” adı altında karışıklıklar çıkartmakla suçlamış ve durdurulmalarını istemiş, aynı şekilde Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşları hakkında “Kuvayi milliye adı altında fitne ve fesat çıkarmak” suçundan verilen idam kararlarını onaylamıştır. Gayri resmi tarih Vahdettin’in bütün bunları İngilizlerin dikkatini çekmemek için uyguladığı akıllı politika (!) sonucu olduğunu iddia etse de, yurt dışına çıktıktan sonra da Sultan’ın görüşleri değişmemiştir. 17 Nisan 1923 tarihli Mekke Beyannamesinde işgallerin müsebbibi olarak Mustafa Kemal ve arkadaşlarını göstermiş, ABD başkanına yazdığı ve yardım istediği mektupta da Ankara meclisi tarafından hanedanın kovulduğunu ve mallarına el konulduğundan yakınmış, Mustafa Kemal ve arkadaşlarını “dini, kavmiyeti, vatanı belirsiz ve karışık askerlerden ve öteki sınıflardan oluşan küçük bir şer zümresi” olarak tanımlamıştır.

 

Mustafa Kemal Atatürk, devletimizin kurucu lideridir. Sultan Vahdettin’de iyi veya kötü bizim tarihimizin bir parçasıdır. Ancak, tarihi olayları çarpıtıp, Sultan Vahdettin’e milli mücadeleden pay vermek için çabalamaya gerek yoktur. Tarih acısıyla, tatlısıyla, ama olduğu gibi, dosdoğru yazılmalıdır.

 

 

Tarihçi-Yazar

ÜMİT DOĞAN

 

Ümit Doğan Yazıları Atatürkçü Medya'da...

Kaynak: Editör: ERKAN BOZKURT
Yorumlar
Haber Yazılımı