Reklamı Geç
HABER DETAY
Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy ve İstiklal Marşımızın Yazılış Öyküsü
“Bu marş bizim inkılâbımızı anlatır. İnkılâbımızın ruhunu anlatır. Bunu ne unutmak ne de unutturmak lazımdır.'' Mustafa Kemal Atatürk
12 Mart 2019 - Salı 13:30
GÜNDEM

 

Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy ve İstiklal Marşımızın Yazılış Öyküsü

 

 

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI VE MEHMET ÂKİF ERSOY

 

 

Birinci Dünya Savaşı, 1914’te İtilaf ve İttifak devletleri denilen iki grup arasında başladı. İtilaf devletleri Fransa, İngiltere ve Rusya’dan; İttifak devletleri de Almanya, AvusturyaMacaristan ve Osmanlı Devleti’nden oluşuyordu.

 

Almanlar, 1915’te İngiliz, Fransız ve Ruslardan esir aldıkları Müslümanları aydınlatması, onlar arasında İslam birliği düşüncesini yayması amacıyla Almanya’ya Osmanlı Devleti’nden bir heyet isterler.

 

Dönemin iktidar partisi olan İttihad ve Terakki, Harbiye Nezaretine (Savunma Bakanlığı) bağlı olarak kurulan Teşkilat-ı Mahsûsa (Millî İstihbarat Teşkilatı)’dan bir heyet gönderir. Âkif, bu heyetin başında idi. Daha sonra Teşkilat-ı Mahsusa Âkif’i bu sefer Arabistan’a gönderdi. Görevi, İngilizlerle anlaşan Mekke Şerifi Hüseyin’in öncülük ettiği isyan karşısında Necid (Riyad) Emîri İbn-i Reşid’in Osmanlı Devleti’ne sadâkatını korumasını sağlamak ve bunun için telkinlerde bulunmaktır.

 

Birinci Dünya Savaşı içinde Âkif, Osmanlı Devleti adına böyle görevlerde bulunur. Savaşın sonlarına doğru Şeyhülislamlığa bağlı olarak kurulan Darü’lHikmeti’l-İslâmiyye kurumuna üye seçilir.

 

 

 

MÜTAREKE DÖNEMİ VE ÂKİF:

 

 

1918’de I. Dünya Savaşı bittiğinde İttifak devletleri mağlup oldu. Osmanlı Devleti dört yıl boyunca Çanakkale, Galiçya, Filistin cephelerinde büyük zaferler kazanmasına rağmen ittifak devletleri içinde yer aldığından dolayı o da mağlup sayıldı.

 

30 Ekim 1918’de Osmanlı hükûmeti ve müttefikleri ile İtilaf devletleri ateşkes anlaşması imzaladılar. Bu mütarekeden sonra mütareke metninde yer almamasına rağmen İtilaf devletleri, Osmanlı Devleti’nin değişik bölgelerini işgal etmeye başlamıştı

 

 

KUVA-YI MİLLİYYE HAREKETİ VE ÂKİF:

 

 

15 Mayıs 1919’da Yunanlıların İzmir’i işgal etmeleri üzerine Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde Anadolu’da millî bir direniş hareketi olarak Kuva-yı Milliyye Teşkilatı örgütlenir. Âkif, bundan sonra Kuva-yı Milliyyenin amaçlarına uygun olarak çalışmaya başlar. Balıkesir’de camilerde milleti işgalci emperyalist Batılı devletlere karşı direnmeye, savaşmaya çağıran vaazlar verir.

 

 

16 Mart 1920’de İngilizler İstanbul’u işgal edince Âkif, Millî Mücadele’ye fiilen katılmak amacıyla Ankara’ya gelir. 23 Nisan 1920 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde önce Biga sonra da Burdur milletvekili oldu. Âkif, sadece kendisi gelmemiş, mücahit dergisi Sebilürreşad’ı da Anadolu’ya taşımıştır. Ankara, Kastamonu ve Kayseri’de Millî Mücadele boyunca yayınını sürdürmüş, zaferden sonra İstanbul’a geri dönmüştür. “İstiklal Marşı”, bu ortamın ürünüdür.

 

İstiklâl Marşı’nın yazıldığı sıralarda Anadolu’nun birçok yeri emperyalist batılı işgal güçleri tarafından işgal edilmişti. Batı Anadolu Yunan ordularının çizmeleri altında çiğneniyordu. Millî Mücadele, kurtuluş ve bağımsızlık savaşı olanca hızıyla sürüyordu.

 

 

MİLLÎ MARŞA DUYULAN İHTİYAÇ

 

Millî Marşımızın yazılışında iki temel sebep vardır:

 

1. Siyasî Sebep: 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla biz, savaş ortasında kendi bağımsız hükûmetimizi kurmuş olduk. Dünya devletleri arasında bağımsız bir hükûmet olmanın gereklerinden biri de millî marştır. Millî hükûmetin kurulduğu sıralarda başka devletlerle elçilik düzeyinde resmî temaslar, gidip gelmeler olmasa da nasıl olsa bu marşa ihtiyaç duyulacaktı. Daha önce ülkemizin resmî bir marşı olmamıştı. İkinci Mahmut’tan beri batılı ülkelerle girilen uluslararası ilişkilerde gerekli zaman ve yerlerde zamanın padişahları adına bestelenen marşlar çalınıyordu. Cumhuriyet’e kadar farklı marşlar çalınmıştır. Bu marşlar, Donizetti ve Guatelli gibi yabancılar tarafından bestelenen marşlardı. Ankara hükûmeti, millî marşa sahip olmakla dünya milletleri arasında kendini bağımsız bir devlet olarak ilan ediyordu.

 

2. Toplumsal ve Ruhî Sebep: Millî Mücadele’nin destanının yazılması ihtiyacı doğdu. Milletimize emperyalist işgalci batılı güçlere karşı İstiklâl Mücadelesi azmi, ümidi, heyecanı vermek, aşılamak, özgüven sağlamak gerekiyordu. Millî heyecanı, millî azim ve imanı manevî sahada koruyup besleyecek bir marşa ihtiyaç duyuldu. Büyük Millet Meclisi’nin İrşat Komisyonu Türk milletinin ümidini, heyecanını, azim ve kararlılığını diri tutmak için böyle bir marş yazdırılması zarureti doğmuştur.

 

 

MİLLÎ MARŞ YARIŞMASI

 

 

1920 yılı sonlarında Garp (Batı) Cephesi kurmay başkanı İsmet Bey (Paşa), Maarif vekili (Millî Eğitim bakanı) Dr. Rıza Nur’a askerlerimizi millî heyecanla coşturacak Fransızların millî marşına (Marseyyez) benzer bir millî marş yazılması zaruretinden bahseder. Bu konuda anlaşırlar. Rıza Nur, İsmet Beyi bu konuyla ilgili olarak Orta Öğretim Müdürü Kazım Nami (Duru)’ye gönderir.

 

İsmet Bey, Kazım Nami’ye: “Beni size Dr. Rıza Nur Bey gönderdi. Orduca karar verdik, bir istiklal marşı istiyoruz. Bunun güftesini, bestesini ayrı ayrı müsabakaya (yarışmaya) korsunuz. Her birini kazanana beşer yüz lira vereceğiz.” der. Kazım Nami de bu emir doğrultusunda yarışma işini düzene koymaya çalışır. Rıza Nur, 1 Aralık 1920’de bir görevle Moskova’ya gönderilince onun yerine Millî Eğitim Bakanlığına Hamdullah Suphi getirilir.

 

25 Ekim 1920 tarihinde Hâkimiyet-i Millîye gazetesinde bir ilan yayınlanır. Buna göre Umur-ı Maarif Vekâleti (Millî Eğitim Bakanlığı) tarafından milletimizin iç ve dış düşmanlarla girmiş olduğu istiklal mücadelesini ifade ve terennüm etmek üzere bir istiklal marşı yarışması açıldığı belirtilir. Yarışmayı kazanacak eserin güfte ve bestesi için beşer yüz lira ödül konmuştur. Bu yarışma konusunda bilgi verilmek üzere şairlere mektup, okullara da genelge gönderilmiştir.

 

 

Yarışma için belirlenen son katılım tarihi 23 Aralık 1920’dir. Bu tarihe kadar yarışmaya 700’den fazla eser katılır. (Bazı kaynaklarda 724 eserin katıldığı söylense de kesin rakam belli değildir.) O vakit Ankara’da bulunan Mehmet Âkif, para ödülü konduğu için yarışmaya katılmaz. Gelen metinleri beğenmeyen Maarif Vekili Hamdullah Suphi, çok güzel, etkili ve kaliteli bir marş ortaya çıkması için Âkif’in mutlaka yarışmaya katılmasını istiyordu ve 5 Şubat 1921 tarihli bir mektup yazarak onu marş yazmaya ikna etmeye çalışmış, para ödülü meselesini de Âkif’in istediği tarzda halledeceklerini söylemiştir. Hamdullah Suphi’nin bu mektubunu sadeleştirerek veriyoruz:

 

“Pek aziz ve muhterem efendim,

 

İstiklâl Marşı için açılan yarışmaya katılmamanızdaki sebebin giderilmesi için pek çok tedbirler vardır. Amacımıza ulaşmamız için yüce üstat kişiliğinizin istenen şiiri yazması, son çare olarak kalmıştır. Asaletli endişenizin gerektirdiği ne varsa hepsini yaparız. Memleketi bu etkili telkin ve heyecanlandırma vasıtasından mahrum bırakmamanızı rica ve bu vesile ile en derin hürmet ve muhabbetimi arz ve tekrar ederim efendim.”

 

Hem Hamdullah Suphi’nin ricası hem de Balıkesir milletvekili Hasan Basri Çantay’ın iknası sonucu Âkif, marşı yazmaya karar verir.

 

 

İSTİKLÂL MARŞI’NIN YAZILIŞI

 

 

İslam ilmihali yazmış fıkıhçı din âlimi olan Hasan Basri Çantay, Âkif’in İstiklâl Marşı’nı nasıl yazmaya başladığı konusunda aralarında geçen şu diyaloga yer verir:

 

“Meclis'te Âkif’le yan yana oturuyoruz. Çantamdan bir kâğıt parçası çıkardım. Ciddi ve düşünceli bir tavır ile sıranın üstüne kapandım, güya bir şey yazmaya hazırlanmıştım. Üstat ile konuşuyoruz:

 

 

- Neye düşünüyorsun, Basri?

- Mani olma, işim var!

- Peki. Bir şey mi yazacaksın?

- Evet.

- Ben mani olacaksam kalkayım.

- Hayır, hiç olmazsa ilhamından ruhuma bir şey sıçrar!

- Anlamadım.

- Şiir yazacağım da.

- Ne şiiri?

- Ne şiiri olacak? İstiklâl şiiri! Artık onu yazmak bize düştü!

- Gelen şiirler ne olmuş?

- Beğenilmemiş.

- Ya!

- Üstat, bu marşı biz yazacağız!

- Yazalım, amma şartları berbat!

- Hayır, şartlar filan yok. Siz yazarsanız müsabaka (yarışma) şekli kalkacak.

- Olmaz, kaldırılmaz, ilân edildi.

- Canım, vekâlet (Bakanlık) buna bir şekil bulacak. Sizin marşınız yine resmen Meclis'te kabul edilecek, güneş varken yıldızı kim arar!

- Peki bir de ikramiye vardı?

- Tabii alacaksınız!

- Vallahi almam!

- Yahu lâtife ediyorum, onu da bir hayır müessesesine (kurumuna) veririz. Siz bunları düşünmeyin.

- Vekâlet kabul edecek mi ya?

- Ben Hamdullah Suphi Bey'le konuştum. Mutabık kaldık. (anlaştık) Hatta sizin namınıza söz bile verdim!

- Söz mü verdiniz, söz mü verdiniz?

- Evet!

- Peki ne yapacağız?

- Yazacağız!

 

 

Tekrar tekrar "Söz verdin mi?" diye sorduktan ve benden kati cevapları aldıktan sonra elimdeki kâğıda sarıldı, kalemini eline aldı...

 

Âkif iki gün tam bir istiğrak (kendinden geçme) hâlindeydi. Evde, sokakta, camide, Meclis'te, uyurken, yürürken, yemek yerken hep İstiklâl Marşı'nı yazmakla meşgul oldu. Bu konuda Konya mebusu (milletvekili) Hafız Bekir Efendi, Cemal Kutay'a: "Âkif, bir gece birden uyanır, kâğıt arar, bulamayınca kurşun kalemiyle yer yatağının sağındaki duvara marşın "Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım" mısrasıyla başlayan kıtasını yazar."

 

Âkif, marşın bazı kısımlarını Tacettin Dergâhı’nda kendinden geçmiş dalgın hâllerde, gece uyku aralarında, bazı kısımlarını da Mecliste meclis görüşmeleri sırasında, bazı kısımlarını Hâkimiyet-i Milliyye gazetesi idarehanesinde yazar. 7 Şubat 1921 tarihinde yazılması tamamlanan Marş, ilk olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi hükûmetinin resmî gazetesi olan Ceride-i Resmiyye’nin 12 Mart 1337 tarihli 7. sayısında yayımlanır.

 

Âkif’in İstiklâl Marşı’nı yazdığı sıralarda ülkemizin her tarafı emperyalist Batılı işgal kuvvetleri tarafından işgal edilmiştir. Türk milleti, ölüm kalım mücadelesinin tam ortasındadır. Birinci İnönü Savaşı devam etmektedir.

 

 

İSTİKLÂL MARŞI’NIN SEÇİLMESİ

 

 

Yarışmaya katılan eserler Maarif Vekâleti’ne gelir. Orada seçilen 7 şiir meclise sunulur ve Meclisin bunlardan birini seçmesi istenir. İstiklal Marşı konusu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 26 Şubat 1921 ve 1 Mart 1921 tarihlerinde görüşülür. Hamdullah Suphi, mecliste Âkif’in şiirini 12 Mart 1921 tarihli meclis görüşmesinde okur. Milletvekilleri hararetle alkışlarlar. Meclis, İstiklal Marşı’nın nasıl seçilmesi gerektiği üzerinde tartışır. Bir kısmı marşı meclisin seçmesini, kimi de özel bir komisyon tarafından seçilmesini ister.

 

 

Tartışmalar sonunda Atatürk’ün reisi olduğu meclis, Âkif’in şiirini büyük bir oy çoğunluğuyla Türk istiklal marşı olarak kabul eder. Mehmet Âkif, o sırada Burdur milletvekilidir. İstiklâl Marşımız, Anayasamıza göre Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez millî marşıdır. Resmî törenlerde marşın sadece ilk iki kıtası çalınmakta ve söylenmektedir. İstiklâl Marşımız, ay yıldızlı al bayrağımız göndere çekilirken çalınıp söylenmektedir.

 

O sırada borçlu ve sırtında giyecek paltosu olmayan Âkif, yarışma ödülü olarak konan 500 lirayı alıp kimsesiz kadın ve çocuklara iş, sanat öğretme ve fakirlikle mücadele amacındaki “Dârülmesaî” adlı kuruma bağışlar. Âkif, İstiklal Marşı’nı şiirlerinin toplandığı kitabı olan Safahat’a almaz. Kitabına almama sebebini de şöyle açıklar: “Onu millete hediye ettim. Artık o milletindir. Benimle alakası kesilmiştir. Zaten o milletin eseri, milletin malıdır. Ben yalnız gördüğümü yazdım.”

 

 

İSTİKLÂL MARŞI’NIN BESTELENMESİ

 

 

Maarif Vekâleti, Âkif’in İstiklal Marşımız olarak kabul edilen şiirinin bestelenmesi için bir yarışma açar. Bunun için konulan ödül de yine 500 liradır. Bu yarışma ile ilgili ilan, 17 Mart 1921 tarihli Hâkimiyet-i Milliyye gazetesinde çıkmıştır. Bu yarışmaya 24 eser katılmış ama yarışma bir sonuca ulaşamamış.

 

Bir süre Türkiye’nin değişik bölgelerinde değişik besteler çalınmış. Herkes kendi bestesini bulunduğu bölgede yaymaya çalışmış. Sonunda 1924’te Maarif Vekâleti’nce oluşturulan bir kurul, Ali Rıfat Çağatay’ın bestesini resmî marş olarak kabul etmiş. Bu marş, 1924’ten 1930’a kadar okullarda, resmî toplantılarda söylenip çalınır. 1930 yılında ise Cumhurbaşkanlığı Orkestrası şefi Zeki Üngör’ün bestesi, millî marş olarak kabul edilir.

 

 

ATATÜRK’ÜN İSTİKLÂL MARŞI’YLA İLGİLİ GÖRÜŞLERİ

 

 

“Bu marş bizim inkılâbımızı anlatır. İnkılâbımızın ruhunu anlatır. Bunu ne unutmak ne de unutturmak lazımdır. İstiklâl Marşı’nda İstiklâl davamızı anlatması bakımından büyük bir manası olan mısralar vardır. Benim en beğendiğim yeri de burasıdır:

 

Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;

Hakkıdır; Hakk’a tapan milletimin istiklal.”

 

 

Benim bu milletten asla unutmamasını istediğim mısralar işte bunlardır. Hürriyet ve istiklal aşkı bu milletin ruhudur. İstiklâl Marşı’nın bu pasajı asırlar boyunca söylenmeli ve bütün yâr ve ağyâr (dost düşman herkes) anlamalıdır ki Türk’ün her şeyi hatta en mahrem hisleri bile tehlikeye girebilir, fakat hürriyeti asla.. Bu pasajı her vakit tekrar ettirmek bunun için lazımdır. Bu demektir ki efendiler: Türk’ün hürriyetine dokunulamaz.!”

 

 

 

 

 

 

 

Video bulunamadı.
Adınız
Yorumunuz
Hiç yorum yapılmamış.