Yazı Detayı
03 Temmuz 2019 - Çarşamba 20:48
 
II. Abdülhamid döneminde JURNALCİLİK, FİŞLEME, HAKSIZ KAZANÇ VE ADAM KAYIRMA
ÜMİT DOĞAN
 
 

 

 

II. Abdülhamid döneminde

JURNALCİLİK, FİŞLEME, HAKSIZ KAZANÇ VE ADAM KAYIRMA

 

 

 

“Jurnal”, gizlice bildirme, ele verme, birisini ilgili yetkililere kötüleme, ihbar yazısı gibi anlamlara gelmektedir.

 

Herkesin herkesi kontrol etmesi, yanlış ya da doğru, duyduğu, gördüğü veya tahmin ettiği şeyleri gerekli yerleri bildirmesine ise “Jurnalcilik” denilmektedir.

 

II. Abdülhamid şüpheci bir yapıya sahiptir. Amcası Abdülaziz’in şüpheli ölümü ve ağabeyi V.Murad’ın tahttan indirilişi, onda da tahttan indirileceği ve bir suikastla öldürüleceği korkusunu doğurmuştur.

 

II. Abdülhamid’e verilen jurnallerin büyük bölümünün çıkış noktasının insanların toplanıp sohbet ettiği yerlerdir. Hafiyeler, jurnallerde geçtiği biçimiyle “havadis çalmak” için en çok kahvehanelerde, çarşı ve pazarlar konuşlanmışlardır.

 

Jurnalciliğin amacı genellikle daha iyi imkanlar elde etmek,  II. Abdülhamid’in gözüne girerek değişik menfaatler sağlamaktır. Padişahın şüpheci yapısı herkes tarafından öğrenilince II. Abdülhamid’e suikast yapılacağını yönünde jurnal vermek çok kazançlı bir iş haline gelmiştir

 

II. Abdülhamid bu yolda hiçbir masraftan çekinmemiş, jurnallerin önemine göre para, nişan, makam ve rütbe takdimlerinde bulunmuştur. Bu dönemde hiçbir eğitimden geçmeden, hiç hak etmeden sırf ispiyonculuk yaparak padişah yaverliği gibi en yüksek yerlere gelmek mümkündür.

 

Bu fırsatçılara göz yuman Abdülhamid, her an suikasta uğrayacağı korkusunu gidermek için önemli, önemsiz, içinde suikast kelimesinin geçtiği her jurnali dikkate almış, gerekli tahkikatı yaptırmıştır.

 

Suikast jurnali üzerinden para kazanma işi yabancı ülkelerdeki fırsatçıların da ilgisini çekmiş, Avrupa ülkelerindeki Osmanlı elçilikleri sürekli gelip giden jurnalcilerle meşgul olmak zorunda kalmışlardı.

 

Devletin en yüksek tabakasındaki kişilerden tutun, en alt tabakasındaki sıradan vatandaşa kadar birçok kişi jurnalci olmuştur. Herkesin herkesi ihbar ettiği, şahsi husumeti bulunduğu kişiye iftira atmaktan geri durmadığı bu ortamda, kimsenin kimseye güveni kalmamıştır.

 

Saraya şirin gözükme peşinde olan, yüksek mevkii, nişan, para, pul ve şöhret sahibi olmak isteyen, terfi bekleyen bir çok kişi fesat, yalan dolu jurnaller göndermişlerdir. Abdülhamit bu jurnallerin hemen hepsini okumakta ve gereğini yapmaktadır.

 

Süleyman Kani İrtem’e bu konuda şöyle demektedir: "Abdülhamid bu hususta parayı da kâfi görmedi. İnsan kalbindeki şeref ve itibar ihtirasını da istismar eylemeği ihmal etmedi. Paranın yanına rütbeler, nişanlar, mansıplar da kattı.

 

Taburu, alayı, fırkası yokken şuna buna açıktan binbaşılıklar, miralaylıklar dağıttı. Bu yersiz terfilerin devlet bütçesinde yapacağı fena tesirleri hiç düşünmedi. Hergün gazetelerde ilk sütunu dolduran bu tevcihlere,  terfilere, nişanlara o zamanlarda “ZİYAFETULLAH!” denirdi.

 

“ZİLLULLAH’IN ZİYAFETİ” (Allah’ın yeryüzündeki gölgesinin ziyafeti) demek daha doğru olurdu.Büyük ve yağlı lokmalar hafiyelerin, hususiyle büyük hafiyelerin payına düşerdi. Nizamettin Delilbaşı, Hafiyelik yüzünden ZATEN BOMBOŞ OLAN HAZİNENİN İYİCE DARBE YEDİĞİNİ söylemektedir.

 

Jurnalcilik ayıpların örtülmesi için de bulunmaz bir velinimet gibiydi. Osman Nuri’ye göre jurnalcilik kolay yoldan para, makam ve memuriyet kapmanın yanı sıra “EN ÇİRKİN İHTİRASLARI YATIŞTIRMAK İÇİN BİR VASITA” olmuştu.

 

Birinden intikam almak isteyen, hoşlanmadığı bir durumu bertaraf etmek isteyen, verilen cezadan kurtulmak isteyen, geçim sıkıntısından kurtulmak isteyen veya hiçbir amacı olmadan sırf macera yaşamayı isteyen herkes jurnal yazar hale gelmişti.

 

Ahmet Reşit Rey, o günleri şöyle anlatmaktadır: “Babanın evlâda, evlâdın babaya emniyeti kalmadı. Dostlar ve akraba ile buluşup görüşmek, müşkilleşti. Hakkında jurnal verilip de bir belâya uğramamak için herkes dilsiz oldu”

 

Mahmut Kemal İnal ise her şeyde görülen baskının halkı son derece rahatsız ettiğini ve Padişah muhabbetini kalplerden sildiğini, herkesin Sultan II. Abdülhamid’e husumet gösterdiğini ifade etmektedir.

 

Cahit Yalçın da aydın gençliğin hafiyelerden “veba mikrobu” gibi kaçındığını vurgulayarak, Saray ile az ya da çok ilişkili olanlardan nefret edildiğini ve JURNALCİ OLMAMANIN İYİ BİR İNSAN OLMAK İÇİN YETERLİ OLDUĞUNU söylemektedir.

 

Jurnellerde bilgi verildikten sonra, karşılığındaki istek yazılırdı. Fehim Paşa bir jurnalde “refikam cariyelerinize de birinci rütbeden bir kıta şefkat nişan-ı zişanının ihsan buyrulmasını istirham eylerim” diye yazmıştı.

 

Yine Fehim Paşa bir jurnalinde Beyoğlu’nda olduğunu belirterek, o akşam bir baloya katılacağını ve balonun kalabalık olacağını söyledikten sonra, pek parasız olduğunu belirterek Sultan II. Abdülhamid’ten para istemiştir.

 

Fehim Paşa bir başka jurnalde “Velinimetim, pek parasız kaldım. Lütfen ve merhametten harçlık buyurmanızı istihram eylerim, ferman” diyerek para istemiş, Eylül 1902-Ocak 1903 arası Abdülhamit’in cebinden 59.300 kuruş verilmiştir.

 

Jurnalci Muhiddin Bey, Harp Okulu’na öğretmen yardımcısı olarak gelmiştir. Güzel yazı yazması ve iyi hatipliği sayesinde güven vermektedir. Çok kısa zaman içinde hem de vakti olmamasına rağmen terfi etmiş, HATTA PADİŞAH YAVERİ OLMUŞTUR.

 

Ebüzziya Tevfik, önceleri II. Abdülhamid’e muhalif olup, sonra saf değiştiren saraya yakınlaşan ve Jurnalcilik yapan bir gazetecidir. Abdülhamid’e yazdığı bir mektupta evinin yakınlarında bulunan ve bir gayrimüslime ait olan arsanın hazine-i hassadan alınmasını istemiştir.

 

JURNALCİLİK DEVLET CİDDİYETİNİ DE ZEDELEMİŞTİR. EBÜZZİYA TEVFİK II. ABDÜLHAMİD’E YAZDIĞI BİR BAŞKA MEKTUBUNDA BAKIRKÖY’DE YAPTIRDIĞI MALİKANENİN CAMLARINA YAPIŞTIRACAĞI KAĞITLARIN PARASINI ÖDEMESİNİ İSTEMİŞTİR.

 

Emanuel Karasu’nun bile Abdülhamit’e jurnal verdiği görülmektedir. Karasu, bir taraftan Abdülhamid’e muhaliflik edip, onun yönetimine karşı amansız bir şekilde mücadele ederken, diğer taraftan da jurnalcilik yaparak Jön Türkleri deşifre etmiştir.

 

Abdülhamid’in hanedan içindeki Jurnalcisi VAHDETTİN’DİR. Yıldız sarayında adına “Hanedan Jurnalcisi” denilen Vahdettin, bu nedenle Abdülhamit’ten yakınlık görmüş ve hafiyelik hizmeti karşılığında her ödenek almıştır.

 

Biraz da jurnalciler yüzünden hayatı mahvolanlardan bahsedelim: Abdülhamid döneminde Veliaht Reşad Efendi gözetim altında tutulmuştur. Onunla görüşmek şöyle dursun, adını söylemek bile yasaktır.  Baskı o kadar büyüktür ki, ismi Reşad olanlar Neşet diye çağrılmaya başlanmıştır.

 

Süleyman Kani İrtem’in aktardığına göre; bir gün saray bekçibaşısı Osman Ağa, bekçilerden Tahir’in Yıldız’dan Veliaht Reşad Efendi’ye malumat verdiğini II. Abdülhamid’e arz etmiştir. Abdülhamid soruşturmaya gerek görmeden Tahir’in memleketine gönderilmesi emretmiştir.

 

Ertesi sabah Tahir ve ailesi o zamanlar mavna adı verilen bir tekneye konulup, vapura gönderilmişlerdir. Kadın mavnada doğurup kanlar içinde baygın haliyle vapura çıkartılmış, çocuk ise soğuktan ölmüştür.

 

İstanbul nüfus memurlarından Nail Bey Veliaht Reşad Efendi’nin cariyelerinden birinin kocasıdır” diye bir jurnal nedeniyle, ihbarın doğru olup olmadığı dahi araştırılmaksızın Limni’ye sürgün edilmiştir.

 

Veliaht Reşad Efendi’nin kilercisi Sami Bey, evinde toplantı yapılıyor şeklindeki bir jurnal yüzünden tutuklanmış, evine girip çıkanların ekmekçi ve sebzeci esnafından başkası olmadığının anlaşılmasına rağmen iki yıl tutuklu kalmıştır.

 

Zavallı adamın birisi vapurda karşısında oturan tanımadığı bir adamın sigarasını yaktığından dolayı jurnal edilmiş ve sorgusuz sualsiz sürülmüştür. Sürülme nedeni, sigarasını yakan adamın Veliaht Reşat Efendinin dairesinin hademelerinden biri olmasıdır.

 

Abdülhamid’e senelerce hizmet eden Sercerrah Emin Paşa, onu zehirleyeceğine dair bir jurnal yüzünden iki yıl hapis yapmıştır. Tahkikat sonucu jurnalin asılsız olduğu ortaya çıkmasında rağmen Emin Paşa Erzurum’a sürülmüştür.

 

Haydarpaşa hastanesi nöbetçi subayı Süleyman Efendi Hamid isminde birinin delirdiğini söyleyerek ne yapması gerektiğini başhekimden sormuştur. Durum jurnallenmiş, Abdülhamid Süleyman Efendi’yi kendisine hakaret suçuyla Medine’ye sürmüştür.

 

V. Murad’ın cenaze törenini tesadüfen gören Yüzbaşı Faik mendiliyle yüzünü silmiş, bu durum V. Murad için üzüldüğü kanıt sayılmış ve olay jurnallenmiştir. Faik, 44 gün hapis yattıktan sonra Fizan’a sürülmüştür.

 

Bu hale gelmiş bir devletin ayakta kalması mümkün olabilir mi?

 

 

 

 

Ümit Doğan Yazıları Atatürkçü Medya’da…

 

 

 

 

 
Etiketler: II., Abdülhamid, döneminde, , JURNALCİLİK,, FİŞLEME,, HAKSIZ, KAZANÇ, VE, ADAM, KAYIRMA,
Yorumlar
Haber Yazılımı