Yazı Detayı
16 Nisan 2019 - Salı 13:03
 
BİR ŞARKİYATÇININ GÖZÜYLE ATATÜRK
KAZIM ÖZATAK
 
 

 

BİR ŞARKİYATÇININ GÖZÜYLE ATATÜRK

 

 Akademi hayatının büyük bir bölümünü Doğuya ayıran ve iyi bir Oryantalist (Şarkiyatçı) olan Bernard Lewis “Modern Türkiye’nin Doğuşu” adlı kitabında Osmanlının son devri, özellikle 3. Selim ve 2. Mahmut dönemleri, modern yenilikler, Tanzimat, Islahat Fermanları, Kanuni Esasi, Meclisi Mebusa’nın açılması ile Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e dair tespitleri önemlidir. Türkiye’yi modern çağa hazırlayan iç ve dış gelişmelerin seyri hengamesinde Osmanlı, 1. Cihan harbi, Çanakkale savaşı ve milli mücadele, Cumhuriyetin kuruluşu gibi önemli tarihi olaylar çerçevesinde Atatürk’ün tarih sahnesine çıkışı bu çalışmada incelediğim en önemli konu olduğunu başta belirtmem gerekir. Ağırlıklı olarak Mustafa Kemal ve Kemalist devrim üzerine kısa bir okuma ve değerlendirme, daha doğrusu bu ünlü Şarkiyatçının dikkatimi çeken Atatürk dönemi olduğunu söylemeliyim.

 

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ilk tarih sahnesine çıktığı olay her ne kadar Çanakkale savaşı olarak gözükse de daha öncesinde bir Osmanlı subayı olarak çeşitli görev ve vazifelerle başarı elde etmiştir. Ama asıl üzerinde durulması gereken konu devrimler ve geleceğe dair idealist fikir ve düşünceleriydi Lewis’e göre. Yani kısacası yetinmemek daha yol alacak çok yolumuz var düşüncesi vardı.

 

Yunanlılar İzmir’e çıktıktan dört gün sonra, 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal Paşa Samsuna vardı. Bir çok görevle gitmişti ama o daha önce ne yapılması gerektiği konusundaki düşüncelerini ve stratejilerini devreye soktu.

 

Mustafa Kemal Atatürk:

 

“Hürriyetin de, eşitliğin de, adaletin de dayanağı milli hakimiyettir.”

 

“Korku üzerine hakimiyet bina edilmez. Toplara dayanan hakimiyet payidar olmaz. Böyle bir hakimiyet ya da diktatörlük ancak ihtilal zamanında geçici bir süre için lazım olur.”

 

Lewis’e göre, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün asıl büyüklüğü yaptığı tüm başarılı işlerde saklı değildir. Asıl başarısı, yaptığı bütün bu işlerin yeterli olduğu, ama yine de yetmediğini, askeri hedefin gerçekleştiğini, ama yine de bir başka hedefin devam ettiğini fark etmesinde yatar. 1923’teki zafer anında, askeri bir komutanı daha fazla zafer peşinde gitmeye ya da milli bir önderde yeni tutkular uyandırmaya teşvik edebilecek pek çok fırsat vardı. O bunların hepsini göz ardı etti ve kahramanlarda pek rastlanmayan gerçekçi, nefsine hakim ve ılımlı bir tutumla, bu tür başıbozuk maceralara karşı halkını uyardı. Yeni görev ülke sınırları içindeydi, zira bütün siyasi, askeri, mali istilacılar ülkeyi ter ettiği zaman zaten gerilemiş ülkeyi yeniden inşa etme sorunu ortadan kalkmış olmuyordu. Üstelik bu ülke, uzun bir savaş ve iç mücadeleden iyice zayıflamış olarak çıkmıştı. Mustafa Kemal Atatürk’ün en büyük özelliği, bir Osmanlı askeri, muzaffer bir kahraman olarak bunu görebilmesinde ve kendisinden beklenen  sınırsız hayal gücü ve cesareti  göstermek için elinden geleni yapmasındadır. Çalışma ve ticaretin küçük görüldüğü, yaratıcılığın kafirlere has bir numara, askeri meziyetlerin genel geçer kabul gören tek ölçüt olduğu bir toplumda Gazi Paşa, sivil bir devlet başkanı olmuş ve üniformasını bir kenara bırakıp halkın karşısına silindir bir şapka ve smokinle çıkmıştı. Toplumsal sembolizmin ustası olan Atatürk, çizdiği bu yeni imaj ile halka, kutsal savaşın yiğitlik çağının geçtiğini söylüyordu. Sanayi, hüner ve tasarruf gibi ayağı yere basan burjuva meziyetlerinin zamanı gelmişti ve bunlar zorlu, gösterişsiz, ama acil bir görev için, yani halkının yaşam standardını yükseltmek ve ülkeyi kalkındırmak için gerekliydi.

 

Mustafa Kemal Atatürk siyasi fikirleri bakımından Jön Türklerin, özellikle milliyetçi, pozitivist ve Batı  yanlısı kanadın varisiydi. Türk milliyetine ve ilerlemeye olan inancı, yaşamının iki egemen inancını oluşturuyordu. Her ikisinin de geleceği, onun için Batı’nın modern uygarlığından başka bir anlam bir uygarlıkta yatıyordu. Milliyetçiliği sağlıklı ve akla yatkın bir milliyetçilikti. Burada, diğer milletlerin haklarını veya heveslerini kibirle ezip geçmenin, milli geçmişin sorumluluğunu öfkeyle reddetmenin yeri yoktu.

 

Atatürk 1924’te şöyle demişti: “Türkler bütün medeni milletlerin dostudur. Memleketler çeşitlidir, ama medeniyet birdir ve bir milletin ilerlemedi için de bu biricik medeniyete iştirak etmesi lazımdır.”

 

Bir çok reformcunun aksine Mustafa Kemal Atatürk, sadece yüzeysel bir modernleşmenin bir değeri olmadığını ve eğer Türkiye zamanımızın dünyası içinde tutunacaksa, toplumun ve kültürün tüm yapısında köklü değişikliklerin gerekli olduğunu biliyordu. Onun politikalarının bazılarının altında yatan başarısı ve bilgisi hakkında birbirinden farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Bir taraftan reformların sadece büyük şehirlerde ve kent sınıfı arasında uygulandığı ve nüfusun köylü olan büyük kısmında pek az değişim sağladığı yönünde şikayetler varken, bir yandan da reformların aşırı şiddetli ve ani olduğu, milletin dinsel ve kültürel gelenekleriyle arasındaki bağının kopmasına  neden olduğu, bunun da genç nesiller üzerinde zararlı etki yaptığını düşünen pek çok insan da vardır.

 

Bu konularda her ne düşünülürse düşünülsün, şu kadarı tartışma götürmez bir gerçektir ki, Kemalist Devrim Türk halkına, tarihin en karanlık anında, yeni bir hayat ve umut getirmiş, enerjisini ve özsaygısını yenilemiş ve onları sadece bağımsızlık yoluna değil, çok daha nadir ve çok daha değerli olan özgürlük yoluna da sapasağlam yerleştirmiştir..

 

Yine Gazi Mustafa Kemal Atatürk sözlerinde:

 

“Bütün insanlığın varlığını kendi şahıslarında gören adamlar bedbahttırlar. Besbelli ki o adam fert sıfatıyla mahvolacaktır. Herhangi bir şahsın yaşadıkça memnun ve mesut olması için lazım gelen şey, kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmaktır.”

 

“Tatbik ve icra eden, karar verenden daima daha kuvvetlidir. Ve Türk milletinin istidadı ve kat’i kararı medeniyet yolunda, durmadan yılmadan ilerlemektir.”

 

Sonuç olarak Türk Devrimi hakkında yine Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün söz ve tespitleriyle bitirelim.

 

“Bugüne kadar kazandığımız başarı, bize ancak gelişme ve medeniyete doğru bir yol açmıştır. Yoksa gelişme ve medeniyete henüz ulaşılmış değildir. Bize ve gelecek nesillere düşen vazife, bu yol üzerinde tereddütsüz ilerlemektir.”

 

“Uçurumun kenarında yıkık bir ülke... Türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar... Yıllarca süren savaş... Ondan sonra, içeride ve dışarıda saygı ile tanınan yeni bir vatan, yeni bir sosyete, yeni bir devlet ve bunları başarmak için aralıksız devrimler... İşte Türk genel devriminin bir kısa ifadesi.”

 

 

*Kaynak ve inceleme eser:

Bernard Lewis

“Modern Türkiye’nin Doğuşu”

 

 

 

KAZIM ÖZATAK

 

 

Kazım Özatak Yazıları Atatürkçü Medya'da...

 


 

 
 
Etiketler: BİR, ŞARKİYATÇININ, GÖZÜYLE, ATATÜRK,
Yorumlar
Haber Yazılımı