Yazı Detayı
11 Haziran 2019 - Salı 15:21 Bu yazı 974 kez okundu
 
HAVZA’DAN SİVAS’A MUSTAFA KEMAL PAŞA
SUAT ARIK
ariksuat9@gmail.com
 
 

 

HAVZA’DAN SİVAS’A MUSTAFA KEMAL PAŞA

 

 

Mustafa Kemal Paşa, 25 Mayıs 1919’da İngilizlerden uzaklaşmak için “ülkenin içlerine gidip asayiş durumunu yerinde görmek” gerekçesiyle Havza’ya geçer. Havza’da askeri alanda aldığı önlemleri ve yurtta direniş azmini yaygınlaştırmak için; askeri birlik komutanlarına, Mondros Ateşkes Anlaşması hükümlerine uyulmamasını ve askerin terhisinin önlenmesine yönelik emirler gönderir. Türk milletine seslendiği çağrılarda, askeri ve sivil yöneticilere çektiği telgraflarda, İzmir’in işgali nedeniyle özellikle 20 Mayıs 1919 tarihinden itibaren yurdun hemen her yerinde düzenlenen mitinglere ve toplantılara ara verilmeden devam edilmesini, şiddet yoluna başvurmadan halkın sesinin duyurulmasını ister.

 

Bağlı bulunduğu Harbiye Nezareti’ne 3 Haziran 1919’da çektiği telgrafta “ ... İzmir yöresinde görülen olayların benzerlerinin baş göstermesine karşı ne ulusun coşkusunu ve vicdan sızlamalarını, ne de bundan doğan ulusal gösterileri engelleyip durdurmak için kendimde ve hiç kimsede hiçbir güç göremeyeceğim gibi, bu yüzden ortaya çıkacak olayların karşısında da sorumluluk gösterecek ne komutan ne de sivil yönetici gösterilebilir” diyordu.

 

Mustafa Kemal Paşa’nın görevi Doğu illerinde asayişi sağlamaktı. İngilizler, Mustafa Kemal Paşa’ya bu görevin verilmesinde rahatsızlık duyuyor ve güvenmiyorlardı. Osmanlı Hükümeti’ne gereken güveni verdikten sonra ancak bu görevi Mustafa Kemal Paşa alabilmişti. Bu duruma da İngilizler ses çıkaramamışlardı. Mustafa kemal Paşa, çekmiş olduğu telgraflarla İngilizlerin rahatsızlıklarının nedenlerini ortaya koymaya başlamıştı. İngilizler endişeye kapılmış ve 6 Haziran 1919’da Harbiye Nezareti’ne Mustafa Kemal Paşa’nın derhal İstanbul’a dönmesi emri verilmesini istemişlerdi. Harbiye Nezareti bunun üzerine, Mustafa Kemal Paşa’yı geri çağırır. Mustafa Kemal Paşa ise bir an önce 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa ile buluşma niyetindedir. Vatansever komutanlar, Doğu Anadolu’daki birliklerin terhis işlemlerini geciktirip 15. Kolordu içinde toplanma sürecine girmişlerdi.

 

15. Kolordu, Mustafa Kemal Paşa’nın atandığı 9. Orduya bağlıydı. İngilizler, 15. Kolordu’nun terhis işlemlerinin yavaşlatıldığının farkına varırlar. Oysaki Kazım Karabekir Paşa’nın ve Mustafa Kemal Paşa’nın yeni görevlere atanma nedenlerinden biri de bu terhis işlemlerini çabuklaştırmaktı. Mustafa Kemal Paşa, Kazım Karabekir Paşa’ya yeni görevine giderken 15.

Kolordu’yu kesinlikle terhis etmemesini söylemişti. Kazım Karabekir Paşa bu isteği coşkulu ve doğal karşılamış kendi amacının da bu olduğunu söylemişti.

 

Mustafa Kemal Paşa, karargâhı Erzurum’da bulunan 15. Kolordunun merkezinde çalışmalarını daha güvenli ve rahat yürütecekti. Bu nedenle 13 Haziran 1919’da Havza’dan ayrılmıştı. Erzurum’a giderken çok önemli yoğun adımlar atarak düşüncelerini gerçekleştirmek için ilk temel taşını yerine koymuştu. 13 Haziran 1919’da Amasya’ya geldiğinde kentin Müftüsü Hacı Tevfik Efendi ve coşkulu halk topluluğu Paşa’yı karşılar. Müftü Hacı Tevfik Efendi, yurdun kurtuluşu için hiçbir özveriden kaçınmayacaklarını ve Mustafa Kemal Paşa önderliğinde yurdun kurtarılması için çalışmaktan onur duyacaklarını söylemişti. Bu sırada Yunanlılar, Batı Anadolu’da Ege Bölgesinin hem kuzey hem de güneyinde hızla ilerlemekteydi. 25 Mayıs 1919’da Manisa, 27 Mayıs 1919’da Aydın’ı işgal etmişlerdi. Ancak Yunanlıların karşısına çıkan milis birlikleri vardı ve bunları hesaba katmak zorunda kalacaklardı.

 

Yunanlılar Bergama’yı işgal ettiğinde milis birlikleri, Yunanlıları Bergama’dan çıkarmışlardı. Ancak Yunanlılar daha büyük takviye kuvvetlerle Bergama’yı yeniden işgal etmişlerdi. Yunanlılar her defasında takviye yapıp kuvvetlenerek ancak milis birliklerine karşı koymaktaydı. Diğer taraftan Güney Doğu Anadolu’daki yiğit subayların ve halkın oluşturmuş olduğu Kuvayı Milliye Milis birlikleri Fransızlara karşı mücadele etmekteydiler. Silahlı direnişler gün geçtikçe artmaya başlamıştı. İşte Mustafa Kemal Paşa’nın da desteklediği ve yönlendirdiği milis direniş birliklerinin hepsine birden “Kuvayı Milliye” denilmekteydi. Mustafa Kemal Paşa, düzenli ordu kuruluncaya kadar desteğe devam eder ve düzenli ordu için ilk adımı Amasya’da atar. Amasya’da ulusal bilinç için ve başlattığı kurtuluş hareketinin ulusa mal edilmesi konusunda da kesin karara varılmıştı.

 

Mustafa Kemal Paşa, 20. Kolordu Komutanı Ali Fuat Apaşa ve Eski Bahriye Nazırı Rauf Bey’le Amasya’da buluşmuşlardı. 21/22 Haziran 1919 gecesi hazırlamış olduğu Tamimi Rauf Bey ile paylaşır. Hamidiye Kahramanı Rauf Bey duraksayınca, Mustafa Kemal Paşa: “ bu tarihsel bir anıdır.” deyince Rauf Bey Tamimi imzalamıştı. Toplantıda ileride Kurtuluş Savaşı’nın önde gelenlerinde biri olacak olan Refet Bey (Bele)’de bulunmaktaydı. Albay Refet Bey, Mustafa Kemal Paşa ile Samsun’a gelen karargâh üyeleri arasındaydı. Refet Bey tamimi imzalamaktan çekinince Mustafa Kemal Paşa, diğer oda da bulunan Harbiye’deki sınıf arkadaşı Ali Fuat Paşa’yı çağırır. Bu yiğit asker tamimi hiç duraksamadan imzalar. Bu kararlılık üzerine Refet Bey’de Tamimi imzalamıştı. Ardından gizli bir telgrafla Kazım Karabekir Paşa’ya bildirilen Tamimi, Kazım Karabekir Paşa kesinlikle onayladığını bildirir. Mersinli Cemal Paşa’da Tamimi onayladığını telgrafla bildirmişti.

Amasya Tamimi, İstanbul Hükümeti’ne açık bir başkaldırı niteliği taşır. Kısa ama çok anlamlı olan belge Türk devriminin temel taşlarından biridir. Tamim ile artık Mustafa Kemal Paşa, İstanbul Hükümetinin emirlerinden çıkmakta ve Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın başlaması kararını vermektedir. Tamimde en önemli öğe “Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” Bu cümle bize, ulus egemenliğine gidiş yolunun açıldığını göstermektedir. Artık Türk milletine gerçek hak ettiği değer verilmekteydi.  Bu bakımdan Padişah Vahdettin “ Millet bir sürü, ende onu yöneten çobanım.” görüşünü ortadan kaldırma girişimiydi.

 

Mustafa Kemal Paşa, millet egemenliğine dayanan yeni bir devlet kurmanın temel taşını yerleştirmişti. Amasya Tamimi, devrim tarihçileri tarafından bir ihtilal bildirisi olarak kabul edilmektedir. Yurdun her yeri işgal altında, bu işgali kabullenmiş, mandacılık peşinde koşan saray ve İstanbul’a karşı bir başkaldırıydı. Mustafa Kemal Paşa, Tamimi İstanbul’daki tanıdığı ve güvendiği kişilere mektupla göndermişti. Mektupla İstanbul’daki yöneticilerin ulusal direnişe zarar verici nitelikte tutum sergilediklerini de bildirmişti. Mektubu vatansever çevreler coşkuyla karşılamıştı. İstanbul Hükümeti ise durumdan hoşnut kalmamış, büyük telaş ve öfkeyle karşılamıştı. İngilizlere ve İstanbul Hükümeti güdümündeki gazetelerde Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarına ağır hakaretlerle dolu yazılar yayınlattırmışlardı. Bunların sonucunda da Dâhiliye Nazırı, Mustafa kemal Paşa’ya görevden alındığını bildirmişti. Mustafa Kemal Paşa ise, kendisine görevin Harbiye Nazırlığı tarafından verildiğini belirterek, Dâhiliye Nazırlığının emrini tanımamıştı.

 

Birinci Dünya Savaşının en ünlü ve büyük askeri Mustafa Kemal Paşa, üstün milliyetçilik duygusu, bağımsızlık ruhu ve eşsiz dehası ile artık tarihsel bir görev üstlenmişti. 21/22 Haziran 1919 gecesi ünlü Amasya Tamimini tüm yurda ilan etmişti. Dâhiliye Nazırlığı görevden almasına rağmen yoluna durmadan devam etti. Mustafa Kemal Paşa, Samsun’a çıktıktan kısa bir süre sonra Amasya’ya geçmiş, kongreler yoluyla örgütlenmenin öncülüğünü yapmaktaydı. Türk yurdunu ve milletinin kurtuluşunu amaçlayan kongreler; Balıkesir, Alaşehir, Erzurum kongreleri gibi bölgesel kongrelerin ardından bütün milleti içerisine alacak niteliğe sahip Sivas Kongresi ile bütün güçlerin birleştirilmesi için uğraşı verilecek ve sonuca ulaşılacaktı. Bunlardan en dikkati çeken nokta, bu ulusal büyük kongreden sonra da bazı bölgelerde toplantılar yapılmış ve 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasından sonrada kongre çalışmalarına devam edilmişti. 5 Kasım 1918’de toplanan Kars İslam Şurası’ndan itibaren 8 Ekim 1920’ye kadar bu anlamda toplam 29 kongre toplanmıştı.

 

Mustafa Kemal Paşa, çoğu yerel amaçlara yönelik, dağınık ulusal iradeyi birleştirmek ve ortaya çıkacak gücü daha da pekiştirerek, düşmana ulusal bütünlük içinde karşı koyma düşüncesini gerçekleştirmek için gece gündüz çalışmaktaydı. Ulusal egemenliğin ilk ilan edildiği Amasya Tamiminde Sivas’ta ulusal bir kongre yapılması da kararlaştırılmıştı. 23 Temmuz-7 Ağustos 1919 tarihleri arasında yapılacak olan en geniş bölgesel-ulusal kongre için Mustafa Kemal Paşa Erzurum’a giderken bir yandan da ulusal düzeyde yapılacak olan büyük Sivas Kongresi’nin hazırlıkları ile ilgilenmekteydi. İstanbul Hükümetinin kendisi ile ilgili aldığı kararları göğüslemek için ayrıca çaba sarf etmekteydi. Yolda Elazığ Valiliğine yeni atanan Ali Galip’in kendisini tutuklamak için yapmış olduğu komplo karşısında aldığı tedbirler ve Sivas Valisi Reşit Paşa’nın tarafsız tutumu ile tehlikeyi atlatmıştı. 3 Temmuz 1919 günü Mustafa Kemal Paşa, Erzurum’da halk ve yetkililer tarafından coşku ile karşılanmıştı.

 

Damat Ferit’in İngilizler karşısında Paris Barış Konferansı’ndaki başarısızlığı, aşağılanışı ve İngilizlerin yolundan gitmesine kızgın olan halk ve aydınlar Mustafa Kemal Paşa’nın Türk Milletinin egemenliği, bağımsızlığı için gösterdiği çabaları görüyordu. Bu durum Paşa’ya duyulan güveni, saygı ve sevgiyi arttırmıştı. Erzurum’da ve öncesinde kongre hazırlıkları yaparken İstanbul Hükümeti, İngilizlerin isteği doğrultusunda, Mustafa Kemal Paşa hakkında tutuklama kararı çıkartmış ancak bunu uygulayamamışlardı. Erzurum Kongresi, gibi birçok kongrenin toplanacağı haberini alan İstanbul Hükümetini büyük telaş sarar. Mustafa Kemal Paşa’yı tam olarak görevden almak için 7/8 Temmuz 1919 gecesi Erzurum’da bizzat Saray tarafından telgraf başına çağırmıştı. Saray, İstanbul’a dönmesini istemiş,  Mustafa Kemal Paşa ise bu isteği reddetmişti. Bunun üzerine görevine son verildiği bildirilmiş, Mustafa Kemal Paşa ise; hem Saraya hem de Harbiye Nezareti’ne ard arda telgraflarla görevinden ve askerlik vazifesinden istifa ettiğini bildirmişti.

 

Bütün yaşamını asker olarak geçiren tarihin en büyük komutanlarından Mustafa Kemal Paşa, çok zor olan bir karar vermişti. 13 Temmuz 1919’da Takvimi Vekayi’de İstanbul Hükümeti padişah iradesiyle Mustafa Kemal Paşa’nın görevine son verdiğini duyurur. Mustafa Kemal Paşa, artık üzerinde hiçbir resmi unvan bulunmayan normal bir yurttaştı. Ayrıca İstanbul Hükümeti, Kazım Karabekir Paşa’ya Mustafa Kemal Paşa’nın tutuklanması emrini vermişti. Ancak Kazım Karabekir Paşa ve emrindeki subaylar Mustafa Kemal Paşa’nın yanına bizzat giderek, görevlerinden istifa etmesinin bir şeyi değiştirmediğini, tıpkı öncesinde olduğu gibi emrinde olduklarını söylemiş ve Türk devriminin yanında olduklarını göstermişlerdi.

 

Mustafa Kemal Paşa’nın arkadaşları ve çevresinde toplananlar tek tek yayınladıkları bildirilerle; Paşa ile sonuç alınıncaya kadar yanında olduklarını, birlikte mücadele edeceklerine dair ant içmişlerdi. 23 Temmuz 1919’da Erzurum halkı ve komutanlar kurtuluş mücadelesinin en geniş bölgesel-ulusal kongresinin başkanlığına getirerek bu bağlılıklarını göstermişlerdi. Mustafa kemal Paşa Müdafaa-i Hukuk Derneği’nin Yönetim Kurulu Başkanı olmuştu. İstanbul Hükumetinin, Mustafa Kemal Paşa'yı görevden alarak zayıflatılması hedeflenirken tersine daha da güçlendirmişti. Anadolu halkı ve subaylar onun çevresinde daha kararlı toplanmıştı. Bu gelişmeler sonucunda kongre hazırlıkları birkaç gün gecikse de 23 Temmuz 1919'da kongre başlamıştı. Bütünlüğü sağlamak için ulusal iradenin belirmesi ve bu ulusal iradenin Mustafa Kemal Paşa çevresinde toplanması ile ancak vatanın kurtarılabileceği görüşü belirginleşmiş ve doğuda ki tüm dernekler birleştirilmişti. Kongre ile birleştirilen dernekler; "Şarkî Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" adı altında toplanmıştı. Cemiyetin işlerini yürütmek için de 7 Ağustos 1919'da “Heyet-i Temsiliye" oluşturulmuş, başkanlığına da Mustafa Kemal Paşa getirilmişti.

 

İstanbul Hükümeti bu sırada kongrelerin yapılmaması için engeller çıkarma peşindeydi. Buna rağmen kongre yapılmıştı. Erzurum Kongresi ile vatanseverlerin tek çatı altında toplanmasının mümkün olabileceği gösterilmişti. Ve Mustafa Kemal Paşa'nın önderliği kamuoyunda giderek pekişmekteydi. Amasya Tamiminde öngörülen Sivas Kongresi için Heyet-i Temsiliye çalışmalarını hızlandırmıştı. Heyet-i Temsiliye, alınan kararları uygulamak için yoğun çalışmalar yaparken, Damat Ferit Sivas'ta yapılacak ulusal kongreyi önlemeye çalışıyordu. Önleme taktiği; Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının İttihatçı olduğu kanısını yaymaktı.

 

Bu arada Heyet-i Temsiliye Başkanı Mustafa Kemal Paşa, Ermeni saldırılarına karşı savunma hazırlıklarını ve Amasya Tamiminde yerine getirilmesi gerekenleri görev olarak 15.Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa'ya vermişti. Kendisi de Sivas Kongresi için yoğun çalışıyordu. Damat Ferit ise, Sivas Kongresini olumsuz etkileme taktikleri deniyordu. Yunanlılar ile anlaşarak işgalin belli bir noktada kalmasına ikna etmek için İngilizlerle işbirliği yapmış ve Mustafa Kemal Paşa'nın eylemlerini etkisiz kılmak için uğraşırken, özellikle manda yönetimi isteyenlerin bir kısmı ile dini kendi çıkarları için kullanan bazı kesimler Damat Ferit'in düşüncelerini destekliyorlardı.

 

Düşünce olarak, Sivas Kongresi yapılırsa özellikle İngilizlerle olumsuzluk yaşanacağını belirtiyorlardı. Tam bağımsızlık dururken bu şekilde bir istek Türk milletine ihanetti. Kongreye katılmak isteyenlerin seçimini ve seçildikten sonra Sivas'a gitmelerini İstanbul taraftarı yöneticilerin engellemek istemeleri ve bazı yerlerde engellemelerde başarılı olmaları yaşanılan olumsuzluklardandı.

 

Mustafa Kemal Paşa yine de hiçbir zaman pes etmedi. Yaşanılan olaylardan dolayı Sivas Kongresi, 4 Eylül 1919'da başlayabildi. Engelleme ve olumsuzluklara rağmen o günün şartlarına baktığımızda kongrenin toplanması büyük başarıydı. Daha ilk gün Mustafa Kemal Paşa'nın kongre başkanı olmaması için mandacılar ve dini kendi çıkarları için kullananalar çalışıyorlardı. Sonunda başkanlık seçimi; Mustafa Kemal Paşa'nın başkan seçilmesi ile noktalandı. Paşa'nın seçilmesini istemeyenlerin, "kurtuluş için manda kabul etmekten başka çare bulunmadığı" fikrini savunanların nasıl bir ihanet içinde olduklarını ayrıca tek tek tahlil etmek gerekir.

 

Mustafa Kemal Paşa ise tam bağımsızlıktan asla taviz vermezken, bir yandan ümitsizlik içinde olanları ikna ile uğraşırken diğer yandan İstanbul Hükümetinin çıkardığı olumsuzluklarla, Amerikan Mandası ve İngiliz Mandası isteyenlerle mücadele etmekteydi. Paşa ve arkadaşları Türk milletinin bağımsızlığı dışında hiçbir fikre taviz vermemişlerdi. Çalkantılardan sonra Kongre üyeleri toparlanıp canla başla çalışmış ve 11 Eylül 1919'da işlerini bitirmişlerdi.

 

Sivas Kongresi’nde alınan kararlar son derece önemliydi. Yurtta dağınık halde bulunan birbirinden habersiz olan direniş örgütleri tek çatı altında "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" olarak birleştirilmişti. Kongrede alınan karar ile Damat Ferit Hükümeti'nin tasfiyesi içinde çalışılacaktı. Ve Sivas Kongresinde alınan kararların en önemlisi de; halkın temsilcilerinin bulunduğu Meclis-i Mebusan’nın toplanması ve kurtuluş için milli bir karar çıkartılması için çalışılacak olmasıydı.

 

Mustafa Kemal Paşa ise, Sivas Kongresi'ni kurucu meclis gibi çalıştırma isteğindeydi. Ancak bunu tam olarak gerçekleştiremediği için yeni bir meclis oluşturma fikrini de geliştirmekteydi. Çünkü İstanbul’da toplanacak bir meclisin çalıştırılmayacağını kestirebiliyordu. Damat Ferit ve çevresindekilerin tüm engelleme çalışmalarına rağmen, Sivas Kongresi Milli Mücadele'nin “mihenk taşı” olarak kararlarıyla tarihe damgasını vurmuştu.

 

Bu kararlar; Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür, birbirinden ayrılamaz; her türlü işgal ve müdahaleye karşı millet birlik olarak kendisini müdafaa ve mukavemet edecektir. Kuvayı Milliye'yi amil ve İrade-i Milliye’yi hâkim kılmak esastır, manda ve himaye kabul edilemez. Milli iradeyi tesis etmek üzere meclis derhal toplanmalıdır. Vatanın bağımsızlığı ve bütünlüğü için her türlü tedbir ve karar alınacaktır. Kongre ile Heyet-i Temsiliye, Erzurum Kongresi’nde seçildiği gibi bir ek üye daha ilave edilerek devam etmesi kabul edilmişti. Bu kararların alındığı Sivas Kongresi’nden sonra artık Meclisi Mebusan’nın toplanması için Heyet-i Temsiliye yoğun çalışmalarına devam edecekti.

 

Türk Milletinin, Milli Mücadelesinin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri Sivas'ta atılmıştı. Sivas Kongresi’nde Türk Milleti’nin kurtuluşunu hazırlayan kararlar alınmıştı. Ve Mustafa Kemal Paşa, 108 gün Milli Mücadele'yi Sivas'tan yönetecek, Milli Mücadele'nin Ankara'dan önceki karargâhı Sivas olacaktı.

 

Sivas Kongresi’nde; Tıbbiyelileri temsilen gönderilen Tıbbiyeli Hikmet: “Paşam, delegesi bulunduğum Tıbbiyeliler beni buraya bağımsızlık davamızı başarmak yolundaki mesaiye katılmak üzere gönderdiler. Mandayı kabul edemem. Eğer kabul edecek olanlar varsa, bunları her kim olursa olsun şiddetle reddederiz. Farzı mahal, manda fikrini siz kabul ederseniz sizi de reddeder, Mustafa Kemal'i vatan kurtarıcısı değil vatan batırıcısı olarak adlandırır ve tel'in ederiz.”  demişti.

 

Tıbbiyeli Hikmet'in bu yurtsever çıkışının ardından duygulanan Mustafa Kemal Paşa, çevresindekilere bakarak, “Arkadaşlar, gençliğe bakın! Türk milli bünyesindeki asil kanın ifadesine dikkat edin” der. Sonra Tıbbiyeli Hikmet'e dönerek “Evlat müsterih ol! Gençlikle iftihar ediyorum ve gençliğe güveniyorum. Biz azınlıkta kalsak dahi mandayı kabul etmeyeceğiz. Parolamız tek ve değişmez: YA İSTİKLAL YA ÖLÜM” demişti.

 

Bunun üzerine yerinden fırlayan Tıbbiyeli Hikmet “Var ol Paşam” diyerek Mustafa Kemal'in elini öpmüş, Mustafa Kemal Paşa da bu yiğit gencin alnından öperek gurur duyduğunu belirtmişti.

 

“Şerefsiz, istiklalsiz, esir bir millet çocukları olarak yaşamak yerine, efendice ve kahramanca ölmek elbette ki tercih edilir. Bunu anlayamamak ne garip mantıktır?” 8/9 Eylül 1919 Gecesi.

 

Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk

 

 

 

 

 

Suat Arık Yazıları Atatürkçü Medya’da…

 

 
Etiketler: HAVZA’DAN, SİVAS’A, MUSTAFA, KEMAL, PAŞA,
Yorumlar
Haber Yazılımı