Yazı Detayı
27 Şubat 2018 - Salı 23:17
 
İÇERİDEKİ VE DIŞARIDAKİ DÜŞMANLARIMIZ
TANER ÜNAL
Tarihçi-Yazar
 
 

 

 

İÇERİDEKİ VE DIŞARIDAKİ DÜŞMANLARIMIZ “KİMLİKSİZLEŞTİRME” SİYASETİ GÜDÜYOR.
HEDEF “TÜRK KİMLİĞİNİ” YOK ETMEKTİR.
TÜRKLÜĞÜMÜZE TÜM VARLIĞIMIZLA SAHİP ÇIKALIM
ÇOCUKLARIMIZA TÜRK ADLARI VERELİM

 

 

Sevgili Okurlar,

 

Milletleşme yeryüzünde toplumların ulaşabilecekleri en mükemmel durumdur. Devletlerin içinde hayat bulan Milletler, birbiriyle ihtilaf halinde olan küçük zümreler yerine zamanla tek bir merkezi kuvvetin altında birleşirler. Kaynaşırlar yeni bir şuur ve ruhla hayat bulurlar. Devletin getirdiği huzur ve refah ortamında hukuki nizamları, kendilerine has kültürel yapıları, tasada kıvançta birlik ve beraberlik duygusunu yaşadıkları müşterek dilleri ve tarihleri oluşur. Zamanla yekvücut olurlar.

 

Aynı olaylar karşısında aynı tasayı, aynı acıyı veya sevinci yaşarlar. Toprakları için birlikte ölürler. Bu uzunca bir tarihsel süreç içerisinde gerçekleşir. Mesela Türklerin milletleşme sürecinin bilinen en az 7000 yıllık bir geçmişi vardır. Milli Kültür, Milli tarih şuuru dediğimiz şeyler zor elde edilir. İşte devlet ve Millet arasında ki sıkı bağ milletsiz devletin, devletsiz milletin olmamasından kaynaklanır.

 

Ord.Prof. Dr. Sadri Maksudi Arsal’ın dediği gibi nerede millet teşekkül etmiş ise orada milliyet hissi de doğmuştur. Milliyet hissinin şuurlaşmış, kesifleşmiş, kutsi bir prensip mahiyetini kazanmış şekli vatanseverliktir. Nerede yaşayan ve yaşamak azim ve iradesine malik olan bir millet varsa orada milliyet duygusu, milletin en derin, en kutsi bir hissi olarak ortaya çıkmıştır. Milliyet hissinden mahrum olan milletler ya kuvvetli komşuları tarafından imha edilmişlerdir veyahut tabi, esir bir millet derecesine indirilmişlerdir. Beşeriyet tarihinin en mühim hadisesi milletlerin milli hürriyet ve milli istiklal için diğer tabirle milliyet için mücadelesidir.

 

 

Sevgili Okurlar,

 

Atatürk “Milliyet davası siyasi bir mücadele konusu olmadan önce şuurlu bir ülkü meselesidir. Şuurlu ülkü demek müspet ilme, ilmi usullere dayandırılmış bir hedef ve gaye demektir.” der.

 

Türkler en eski devirlerden milliyet duygusuna sahip oldukları için dünya milletleri arasında mümtaz bir mevkiye ulaşmışlardı. Nitekim milli şuur ile ilgili bir emsaline daha rastlanmayan Orhun kitabelerindeki emsalsiz ruh haline dikkat eden Rus şarkiyatçısı W. Barthold da: “Eski Türklerde milli vicdanın milliyet şuurunun teşekkül etmiş olduğuna asla şüphe caiz olmayacak bir açık görüntü vardır” derken ve bu durumun “nadir bir şey” olduğunu ifade ederek Türk Milletinin asil bir millet olduğunu işaret eder.

 

Prof.Dr.Osman Turan Türk Cihan Mefkûresi tarihi isimli eserinde “Türklerin milli, dini, insani ve demokratik duygularla birlikte ve bunlar üzerinde bir cihan hâkimiyeti mefkûresine inandıklarını gösteren pek çok vesika ortaya koymuştur. Türkler, başlangıçta Osmanlılara kadar, boy beyleri idaresinde kabile birliğine ve feodal esaslara dayanan bir siyasi teşkilata ve devlet anlayışına sahip oldukları için, bazen ayrı boy ve devletler halinde, birbirleriyle savaşmaktan da geri kalmıyorlardı. Lakin bu siyasi parçalanma ve mücadelelerin üstünde yine de milli şuur ve cihan hâkimiyeti mefkûresi mevcuttu. Bu duygu bir milletin kendine güvenidir. Bu Türklerle başlamıştır.” der.

 

Prof. Dr. Orhan Türkdoğan’ın dediği gibi "Milliyetçilik, millet-oluşturma sürecinin bir tezahürüdür. Günümüzde, ABD, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi ülkelerde, millet-olma süreci önemli oranda gerçekleşmiş olması nedeniyle, güçlü bir yapıyı ortaya koymaktadırlar"
 

Ülkemiz milletleşme sürecine Cumhuriyetle başlamıştır. Ancak Atatürk’ün ebediyete intikalinden bu yana uygulanan yanlış politikalar sebebiyle bu sosyolojik merhaleye bir türlü erişmiş sayılamıyoruz.

 

 

Sevgili Okurlar,

 

Sosyolojik açıdan millet, dil ve kültür değerleri yanında ortak duygularda uyum sağlamaktır. Bu tanımda görüldüğü üzere dil, kültür ve ortak duygu önemli bir yer tutmaktadır. Ziya Gökalp: “Dili dilime, dini dinime, uyan bir millettir” demişti. Ancak, her dili, kültürü aynı olan toplulukları millet saymak büyük bir yanılgıdır. Millet, tarihi ve sosyal ilerlemenin gelişimin ürünüdür.

 

Sosyolojik olarak ele alındığında, milletleşme de büyük toplum, “Millet-i Hakime” veya asli unsur etrafında, millet altı kuruluşların veya halkların katılması, tasada ve kıvançta ayni ortak duyguları paylaşmasıdır. Burada herhangi bir soya veya ırka, kan grubuna bağlılık yoktur. Sadece ve sadece, dilde, dinde ortak duyguları paylaşan büyük çoğunluğun birlikteliğinin sağlanması esastır. Böyle bir ana unsur etrafında birleşme teşekkül etmediği sürece, millet-altı kuruluşların hakimiyeti başlıyor demektir ki, bu da Afganistan gibi kabile yaşantısını sürdüren ülkelere dönüşülmüş olma anlamını taşır.

 

 

Sevgili Okurlar,


Prof.Dr.İsmail Hami Danişment Milliyeti tarif ederken “Bütün Türk aleminin merkezi ve bugünkü ana yurdunda Türk tarihinin varis ve mümessili olan Türk Milliyeti vatan, dil, din, ırk, kültür, ideal ve müşterek tarih birlikleriyle birbirine bağlı fertlerden mürekkep bir kütledir.” Diyor.

 

Prof. Dr. Remzi Oğuz Arık 1951 yılında Ankara Radyosunda yaptığı konuşmalarda bu konu üzerinde duruyor. Bu konuşmalarını Türk İnkılabı ve Milliyetçiliğimiz” isimli kitapta toplanmıştır. Konuşmasında “Türk Milletini kuran unsurların kültür ve soy birliği olduğunu” etraflıca anlatıyor ve “Türklüğü benimsemiş, kendisini Türk sayan ve bu vatana hizmet eden insanları Türk olarak övdükten” sonra düşüncelerini şöyle belirtiyor: “Millet; soy aslına dayanan, kütür birliğini benimsemiş insan kitlesidir. 
 

Türk Milleti Türk soyundan gelenlerle birlikte, Türk kültürünü benimsemiş ve bu kadere katılmayı benimsemiş olanlardan meydana gelir. 
 

Milliyetçiliği biz kısaca şöyle anlıyoruz: Milletini sevmek ve onun örnek millet haline yükselmesini istemek, bu yolda elinden gelen bütün hizmetleri esirgememek!” , 
“Milletini sevme işinin nesiller içinde sistemle yapılması ve yayılması gerekiyor. Bu işi bir havariler, bir terbiyeciler işi gibi bilmek; bu yolda hususi olarak kurulmuş derneklerle çalışmak şart gözüküyor”. Diyor.

 

Bu aynı zamanda Atatürk’ün izlediği yolun anlatımıdır. 


Göktürklerden bu yana 1200 yıldır, bilhassa Cumhuriyet öncesi beş yüz yıl boyunca din üzerinden bizi geçmişe bağlayan tarih şuurunun ortadan kaldırılması sebebiyle milletleşme süreci Cumhuriyetle başlamıştır.

 

Atatürk, Milliyetçilik fikrinin Türk toplumunda uygulanamayışından ve ilgisizliğinden şikayetçidir. 
 

Bakınız Atatürk ne diyor : 
 

"Biz Milliyet fikirlerini tatbike çok gecikmiş ve ilgisizlik göstermiş bir milletiz. Bunun zararlarını fazla faaliyetle telafiye çalışmalıyız. Bilirsiniz ki, milliyet nazariyesini milliyet ülküsünü çözüp dağıtmaya çalışan nazariyelerin dünya üzerinde tatbik kabiliyeti bulunmamıştır. Çünkü tarih hadiseler müşahedeler ve insanlar ve milletler arasında hep milliyetin hakim olduğunu göstermiştir ve milliyet prensibi aleyhindeki büyük ölçüdeki fiili tecrübelere rağmen (milliyet) hissinin öldürülemediği görülmektedir."

 

 

Sevgili Okurlar,


Atatürk’ün hedefi milletleşmeydi. Ancak Atatürk’ün ebediyeti intikalinden bu yana çeşitli görüş ve düşünceler adına milli eğitim politikasının millet anlayışından, milliyet duygusundan ve Milliyetçilik şuurundan büyük ölçüde dışlanmış olması, kendi değer ve inanç sistemlerimizden kaynaklanan bir kültür politikasından uzaklaşılması, ABD ve diğer Batı ülkeleri tarafından açıkça desteklenen Siyasi Kürtçülüğün Doğu ve Güneydoğuda halkı yanlış bilgilendirmelerle tesir altına alması, 15 Temmuzda başarısız FETÖ darbe girişimine rağmen halen cemaatleşme faaliyetlerine hızla destek verilerek, milliyet duygusunun, Milliyetçilik şuuru ve Türk milleti olma şuuruna sahip olunması yerine, “Millet” ve “Türklük” düşüncesini reddeden Siyasi ümmetçilik düşüncesine sahip yüz binlerce gencin yetiştirilmeye çalışılması, milletleşmenin yerine ayrışmayı körüklemektedir.

 

 

Sevgili Okurlar,


Milli birlik ve beraberliğin sağlanmasından Çağdaşlaşmaya karar Atatürk’ün bütün ilkelerini ve bütünleyici ilkelere kadar bütün ilkeleri içinde barındıran ve Atatürk’ün asıl hedefi olan milletleşme bu gün terk edildiği gibi dışarıdan yönetilen ancak devletimiz eliyle yürütülmekte olan bir kimliksizleştirme siyasetini görmekteyiz.

 

Hâlbuki vatanının birlik ve bütünlüğünün sağlayacak olan milletleşmedir. Bir kısım siyasiler tarafından tarih boyunca onlarca Türk devletinin tarih sahnesinden silinmesiyle neticelenmiş yollarda ısrarla yürünme gayreti içerisinde olunması bizi derinden yaralamaktadır.

 

 

Sevgili Okurlar,


Kimliksizleştirme siyasetini Türkiye’ye dayatanlar milliyetçiliğe, ulus devlete, üniter yapıya, milli iktisat esaslarına, onun içindeki milli tarım, milli endüstriye de karşı çıkmaktadırlar. Cumhuriyet'in temel kavramlarını eleştirmek ve kötülemek onlar için "vazgeçilmez durumdadır.

 

Milletin kutsal din duygularının insanlarımızı “Türklükten uzaklaştırmak” maksadıyla kullananların asıl amacı, "Kimliği bulunmayan” başıbozuk bir topluluklar sürüsü meydana getirmektir.

 

Kimliksizlik demek, ulusal ve milli bağımsızlığı kaybetmek ve müstemlekeleşmek demektir. Zaten tarihsel hatalar ile, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöktürülüş dönemindeki kapitülasyon esasları giderek yeni mevziler kazanmaktadır. 
Türkiye üzerindeki siyasetler "kimliksizlik" aramaktadır. Çünkü "kimliksiz" toplumlar başkalarının "müstemlekesi" olurlar.

 

Türkiye Milli Mücadele ve Anadolu İhtilali ile kimliksizliği de reddetmiş ve bir milli kimlik ortaya koymuştur. Şimdi, yeni emperyalizm "bu kimliği ortadan kaldırmak" istemektedir. Gereken şalları da bulmuştur. Ama cumhuriyet ve Milli Mücadele ve Anadolu İhtilali Felsefesi bunu da yenecektir. Ve o Türkiye üzerine örtülmek istenilen örtüleri kaldırıp bir yana koyacaktır. Yaşayan da görecektir.

 

Nitekim "Millici, milli kimlik, milliyetçi kimlik, bağımsızlıkçı kimlik" yerine, bağımlılık ve müstemlekeciliği kabul edecek kimlikler peşinde koşulmakta bir avuç vatanseverin sosyal medya üzerinden milli his ve heyecan ile haykırışı neticesinde ihanet şebekelerinin Türkiye Cumhuriyetini ortadan kaldırmaya yönelik faaliyetleri yavaşlamaktadır.

 

 

Sevgili Okurlar,


Devletimizin kurucusu Büyük Önder Atatürk, kuruluş esaslarını tespit ederken “İstiklal-i Tam Bizim deruhte ettiğimiz vazifenin ruhi aslisidir” derken “Artık kimse bize ecnebi sermayesinin bekçiliğini yaptıramaz” derken Türkiye’nin bütün kaynaklarını, Bankalarını, sanayisini ve sermayesini Batı’nın kontrolüne sokarak “Ecnebi sermayesinin bekçiliğini yapmaya” başladınız mı devletimiz ve milletimiz bundan büyük zarar görür. Bunun adı “değişim” veya “Kalkınma” olmaz. Bunun adı Osmanlının 19.yy da Yarı sömürge oluşu ile başlayan dönemine dönüş olur.

 

Nitekim ekonomik tükenmeden sonra siyaseten çöküş başlamış Batılı ülkeler “Türksüz Anadolu” hayaliyle üzerimize çullanmışlardır.

 

Bu gidişat ülkemizi aynı felakete doğru götürmektedir. Yıllar önce bu gidişat “Değişim” masalıyla açıklanıyordu. Şimdi ise “Dönüşüm” denerek açıklanıyor.

 

Dönüşüm daha cesurca ifade edilen bir sözcük. Bir kısım siyasilerin “ 90 yıllık ara” dedikleri Türkiye Cumhuriyetini ne olacağını dahi belirleyemedikleri kimliksiz bir devlet haline getirmeye çalışanların, vatanımıza, devletimize ve milletimize verdikleri zarar Afrin’deki PYD unsurlarından farklı değildir. Bunların ikisi de Batı’nın kollarıdır. Tek farkı birisi içeride, diğeri dışarıdadır.

Türkiye Cumhuriyetinin kıt kanaat imkansızlıklar içerisinde yaptığı tesisleri, ülkenin can damarı sayılan fabrikaları beşer onar satarken köylümüzün emeğinin değerlendirilmesini ve halkımıza mısır şurubundan elde edilen kanserojen olduğu glikoz yerine daha sağlıklı şeker yedirilmesini sağlayan 33 tane şeker fabrikasının özelleştirilmesi izahı mümkün olmayacak kadar büyük bir siyasi yanılgıdır.

 

 

Sevgili Okurlar,

 

Huzurumuzu, güvenliğimizi sağlayan, çocuklarımızın geleceği saydığımız devletimizin yönetim şekli cumhuriyettir. Devletimizin Kurucusu Büyük Önder Atatürk’tür. Bölgemizde karşı karşıya kaldığımız tehditler ve tehlikeler itibarıyla içeride en ufak bir sarsıntıya dahi tahammül etme imkânımız yoktur.
Biz devletimizin ilelebet yaşamasını istiyoruz. Nasıl milletlerin milli varlığı ve Milli değerleri, kendine has milli kültürleri varsa devletlerin de bir kuruluş esası vardır. Bukalemun gibi şekil değiştirmezler. Türkiye cumhuriyeti Devletini Atatürk kurmuştur. Sağlam bir takım esaslar tespit edilerek kurulmuştur.

 

Bu nedenle millet olarak Cumhuriyetimizin ilelebet yaşamasını sağlamaya çalışmamız, devletimizin kuruluş esaslarını korumaya çalışmamız, ulus devlet olarak kurulmuş devletimize vatandaşlık bağı ile bağlı olmamız şarttır.

 

Türk milletinin tarihine, kültürüne, diline olan sevgi ve bağlılığımız ve onu koruma azmimizin olması şarttır. Tüm bunlar aynı zamanda “Milli kimliğimiz olan “Türk Kimliğine” sahip çıkmamız anlamına gelir ki vatanımızı korumamızın ilk şartı Türk kimliğine sahip çıkmaktır.

 

 

Sevgili Okurlar,

 

“Tek millet- Ulus Devlet” kabulüne karşı bir isyan başlatılmış olup, bu isyanı yürüten unsurlardan birisi olan “FETÖ” hadisesinde görüldüğü gibi Türk Kimliğine karşı yürütülen operasyonları finanse eden güçler tarafından Türk Cumhuriyetini tahrip veya yok etme operasyonu yürütülmektedir. Bu aleni olarak yapılmaktadır. Milletin gözü önünde olmaktadır.

 

Sadece Sözde İslamcı veya Siyasi Kürtçüler değil bunlarla aynı kaynaklardan beslenen Tesev benzeri bir çok dernek, vakıf ve Cemaatler kendilerine düşen görevi yerine getirmektedirler.

 

Ulus Devletin tasfiyesi için çalışanlar çok yönlü bir kimliksizleştirme operasyonu yürütüyor! Kimliksizleştirme operasyonunun bir unsuru olarak Milliyet Duygusu yok edilmeye çalışılıyor.

 

Cumhuriyeti yıkarak yerine sözde bir İslam devleti veya sözde bir Osmanlıya dönüş çalışmalarını yürüten zümre siyasi veya ekonomik destek almaktadır.

 

Türk Kimliğine yönelik tüm saldırı ve operasyonların temel hedefi milli kimlikten yoksun insanlar yetiştirmektir. Yani bir kimliksizleştirme – Milliyetsizleştirme - Kozmopolitleştirme operasyonu söz konusudur. Türkiye işte böyle büyük bir tehdit ve tehlike ile karşı karşıyadır.

 

Hâlbuki Milliyet duygusunun kaybeden topluluklar millet olma özelliğini kaybederler. Milli kimliğimize olan “Türk adına” ve “Türk milletine” karşı olanlar binlerce yıllık tarihimizi, kültürümüzü, kıymet hükümlerimizi tersine çevirirerek, bizleri dağılma ve parçalanma sürecine sokmak istiyorlar. Bunu belki bazıları Türk düşmanlıkları sebebiyle bilinçli olarak yapıyor ancak bir kısmı fesli Kadir gibi tescilli İngiliz Ajanı meczupların veya ne yaptığını bilen ABD ajanı maskeli hainlerin tesiriyle farkında olmadan yapıyor!

 

Bu gidişat çok tehlikelidir. Türkiye de milyonlarca aklı başında insan bu endişeyi taşmaktadır. Derhal bu kimliksizleştirme siyasetini desteklemekten vaz geçilmeli Türk Milletine, Türk vatanına karşı yürütülen bu ihaneti yapanlar tespit edilerek bu faaliyetlerini önleyecek yasal tedbirler alınmalıdır. 
Bu nedenle Anayasamızın temelini teşkil eden “Ulus Devlet”ten bahsedenler suçlanmaktadır. Ulus Devleti tasfiye etmeye çalışan güçler Ulus devleti savunanları veya samimi milliyetçileri tasfiye projesi yürütmektedir.

Türk Milliyetçilerine karşı olanlar, devletimizin asıl gücünü oluşturan Milli yapısına karşı “Türk Milletine”,”Türklüğe” karşı olanlardır. 

 

Milliciliğe, Milliyetçiliğe karşı çıkanlara sormak gerekmektedir: "Peki siz necisiniz?" Globalleşmeci misiniz, Ulus devlet, milli devlet yerine "Eyaletçi ya da otonomcu musunuz?" Üniter yapıya karşı bir derdiniz mi vardır? Cumhuriyet'in esasları ile bir kavganız mı vardır? 
 

 

Sevgili Okurlar,

 

Milli Kimliğimiz olan Türklüğümüze sahip çıkalım. Dün Tiwetterde Milliyetçilik veya millilik adına “Arapça” adların savunulduğuna şahit oldum ve müdahale ettim. Sonra çok üzüldüm. Türk adına dahi sahip çıkamayacaksak sahi biz neyin milliyetçisiyiz?

 

 

Arkadaşlar,


Burası Türk Yurdudur Elbette burada Türk adları verilecek ,Türk evlatları Türk gibi yetişecektir Bu vatan için canını vermiş gerçek sahiplerinin huzurunda başınız eğik olmak istemiyorsanız Türkçeyi destekleyiniz.

 

Özünü korumak Türk gibi yaşamakla olur. Türk adları yerine Arap lugatından adlar seçerek Müslümanlık yaşanmaz. Türklüğe karşı Arapçayı seçmek sadece Araplaşmak değil, düşmanların Türk varlığına, Türk Milletinin ilelebet yaşamasına karşı yürüttükleri projelerin tuzağında olmaktır!

 

Ben 86-90 yılları arasında işlerim sebebiyle Arap ülkelerinde bulundum. Suriyeli, Mısırlı, Arabistanlı tarihçilerle çok tartıştığım oldu. Türklere karşı hem ihanet hem de kıskançlıkları var. Bunu da saklamadan söylüyorlar. Kaldı ki Araplarda ümmetçilik yoktur. Arap milliyetçiliği hatta kabileciliği vardır. Bu sebeple bizim Arap'laşmamız onların umurunda bile değil. Biz Arap'laşsak da onlar bizi Arap olarak yanlarına kabul etmezler. Mevali yani 2. Sınıf olarak görürler.

 

Bizi kıskanan, bizi istemeyen, halen kabile zihniyetinden kurtulamamış Araplara özenmenin veya onlara benzemeye, onlardan olmaya çalışmanın aslı esası nedir?
ABD başta Batı’nın Türk milletini kimliksizleştirmek için yürüttüğü bir projenin milletimize İslamcılık diye yutturulmasıdır.

 

 

Sevgili Okurlar, 

 

Geçmişte Arapça adlar verilmiş olabilir. Babamızın veya dedemizin adı diye böyle bir hatayı kesinlikle yapmayalım. Çocuklarımıza Türk adları verelim. Onları yüksek Türklük şuuruyla yetiştirelim Bozkurtlar, Asenalar yeniden dirilsin. Sözde İslamcılar Arap’tan öte Arapçı isimler veriyor. Mankurtlaşmaya Türk adları ile dur diyelim.

 

Türkler Anadolu'ya son defa -1071'de - geldiklerinde, Türkçü, Türkçeci Derviş Gaziler dağ taş demeden Anadolu coğrafyasına bir mühür gibi Türk adlarını yerleştirdiler. Bu gün düşmanlarımız köylerden bile bu Türk mührünü sökmek için uğraşırlarken çocuklarımıza Arapça adlar vermeyelim!

 

 

Sevgili Okurlar,


Biz Atatürk nesliyiz, Biz Hunlardan, Göktürklerden, Oğuzlardan, Kurt soyundan gelmeyiz. Bizlerin evlatları da geleceğin Bozkurtları olmalıdır..

 

Çocuklarımıza Türk adlarını gurur duyarak verelim. Kişinin yapacakları ismiyle örtüşür "Eskiler İsmi ile müsemma" derlerdi. Bu çok önemlidir. Türk adları taşıyanlardan hırsız soysuz hain çıkmaz.

 

Türk adlı taşıyan evlatlarımız, Türk Milletinin umududur. Çocuklarımıza Türk adı verelim. Sadece Türk adı vermekle kalmayalım Atatürkçü, Türkçü, Türkçeci eğitim kurumlarında okutalım. Onları Yüksek Türklük şuuruyla yetiştirelim Türk olmanın Türk Milliyetçisi olmanın gereği budur.

 

 

Yarın yeni konularımızla birlikte olacağız

 

Sevgiler Saygılar…

 
Etiketler: İÇERİDEKİ, VE, DIŞARIDAKİ, DÜŞMANLARIMIZ, ,
Yorumlar
Haber Yazılımı