Yazı Detayı
25 Şubat 2018 - Pazar 12:12
 
İNSANLIĞIN BİTTİĞİ YER!
TANER ÜNAL
Tarihçi-Yazar
 
 

İNSANLIĞIN BİTTİĞİ YER!

 


ABD’NİN IRAK TÜRKLERİNE UYGULADIĞI SOYKIRIM VE TECAVÜZLERİ ANLATIYORUZ

 

 

On milyonlarca sivil insanı acımasızca katleden halende katletmeye devam eden ABD’nin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert “Türkiye’yi sivil ölümlerden sorumlu” tuttuklarını açıkladı.

 

 

Sevgili Okurlar,


Bu gün sivil ölümünden bahseden ABD’nin 200 yıldır işlediği milyonlarca cinayeti bir önceki paylaşımımızda kısaca anlatmıştık!

 

Bu gün günün ilk saatlerinde ABD’nin çok yakın dönemde Irakta özellikle Türklere karşı işlediği insanlık suçlarını, katliamları ve tecavüzleri anlatacağız!

 

 

Sevgili Okurlar,


2003 yılında Irak’a sözde Kimyasal silah bulmak için giren sonrada “Irakta kimyasal silah bulunmadığını biliyorduk” diyen iki yüzlü- özür pek çok yüzü birden olan - Amerika, Irakta Kürtleri koruyup kollarken Arapları ve Türkleri katlediyordu.

 

Kovboy Irakta sekiz yıl boyunca acımasızca katliam yaptı. Bir milyon Türk ve Arap işkencelerle acımasızca katledilirken iki milyon kadına tecavüz edildi.

Dünya bu vahşete karşı kayıtsız kaldı!

 

ABD ve İngiltere askerlerine hareket eden her şeyi vurmaları emretti! Kimse bunun savaş kuralları ile alakası bulunmayan bir vahşet olduğunu söylemek bile istemedi!

 

 

Sevgili Okurlar,


Batı Buch’un "Hıristiyanlar medenidir, Müslümanlar medeniyet dışıdır. Bunları medeni hale getirmek veya ortadan kaldırmak gerekir." şeklindeki veya benzeri meydan okumalarına cevap vermeyerek atalarımızın “sükut ikrardan gelir” deyişinde olduğu gibi sessizce katıldı. Bu bir soykırım planıydı. Camide yaralı bir şekilde yatan Iraklı vatandaşlara sıkılan kurşun aslında tüm insanlığa karşı sıkılmaktaydı! 
 

Dünyaya yeniden şekil vermek iddiasının altında yatan gerçek aslında buydu!

 

 

Sevgili Okurlar, 

 

2005 yılında 1 Kürt mezarı bulunmayan Kerkük’te 68 Kürt varmış gibi seçim sonucu çıkartan Kerkük Türklerine Türkmen kuruluşları ve partilerine her türlü baskıyı yapan, onların ellerinde ki en küçük silahları bile alarak Kürt ordusuna en güçlü silahları veren, Kürtlerle birlikte Türkmen ev ve teşkilat merkezlerini basan Türkmenlerin büyük bir bölümünü seçime sokmayan ABD’nin Zenci şahin Dışişleri Bakanı Rice Türkiye de memnuniyetle karşılanıyordu.

 

Yaşamsal ilaçları ellerinden alınan yüz binlerce Iraklı çocuğun Amerikan ve İngiliz yaptırımları nedeniyle öldüğü hiçbir zaman söz konusu edilmedi. ABD’nin Körfez savaşı sırasında kullandığı düşük değerli uranyumun etkileri hiçbir zaman söz konusu edilmedi. Hâlbuki Irak’taki radyasyon oranı olağanüstü derecede yüksekti. Çocuklar beyinsiz, gözsüz ve cinsel organsız doğuyorlar. Eğer doğduklarında kulakları, ağızları ve anüsleri varsa buralardan yalnızca kan geliyordu.

 

ABD için bunların önemi yoktu. Çünkü o Uluslar arası şirketlerin savaş makinesidir. 1975’de Amerika’nın desteği ve ilhamıyla, Doğu Timor’da Endonezya hükümetinin sebep olduğu yüz binlerce ölüm, Guatemala’da, Şili’de, El Salvador’da, Nikaragua’da, Uruguay’da, Arjantin ve Haiti’de ABD tarafından finanse edilen ve desteklenen yüzbinlerce insanın ölümüne sebep olan eylemlerin ABD için önemi yoktur. Kimse ABD’ye “Kore’de, Vietnamda, Laos ve Kamboçya’da ne işin vardı burada milyonlarca insanı neden öldürdün” diye hiç bir zaman sormaz!!!

 

Dünyadaki gerginliğin merkezi bir faktörü olan Filistin’deki umutsuz durum, hemen hemen söz konusu edilemez.!”

 

Zaten Körfez Krizi denilen ABD vahşetinden bu yana 13 senedir ambargo adı altında sürdürülen bir işkence ile küçücük çocuklar ilaçsız mamasız bırakılarak ölüme sürükleniyor, kalanlar ise teknoloji harikası bombalarla acımasızca öldürülüyor, 12 yaşını dolduran Iraklı çocukları ise Ebugarip adı verilen işkence hücreleri bekliyordu!

 

İnsanlık Irak’ta insanlığa en ırak noktada duruyordu! “Irak’a demokrasi getireceğiz” diyenler demokrasi adı altında Irak’a bombalar yağdırmaya devam ediyor, Irak halkının üzerinde denenmeyen bomba kalmıyordu. Bu vahşete küçük ölçekli nükleer bombalar dahildi.

 

ABD’nin adeta elini kolunu sallayarak girdiği Irakta, sivil halka uyguladığı vahşet bir işgal hareketi değil bir soykırım özelliği taşıyor, nükleerler silahlarla bombalanan Irak halkından sağ kalanlar bu vahşetin izlerini yıllarca taşıyordu. 2003 yılından itibaren kullanılan bombalar 2. Dünya savaşında kullanılan bombaları çoktan ikiye katlıyordu!

 

Üzerinde karartma uygulansa da tarihin hiçbir döneminde hiçbir güç bu kadar kötüye kullanılmamıştı.

 

Ne Bizans’ın zülmü ne Çin’in işkencesinde bile her zaman bir ölçü muhafaza edilmişti. Tarihin her döneminde işkencenin de zulmünde bir sınırı olmuştu!. Irak’ta gördüklerimizse bunların ötesinde ve hepsini aşıyordu.

 

Irak’lılara yapılan vahşet insanlığın suç ortaklığında sürdürülüyor, gözler görmüyor kulaklar sağır ve kalpler kapanıyordu! Bu projede asıl ölen Irak’lıların çetelesi bile tutulmuyor, tutulma lüzumu bile hissedilmiyordu... Çünkü onlar bu yolla sözüm ona ölü hallerinde dahi aşağılanıyorlardı!

 

Artık ölüm Irak’ta aranılan bir şeydi. Tabii ki ABD ölmenize izin verirlerse ölebiliyordunuz. Irakta katledilen 1 Milyon sivil vatandaşın yanında 91 Körfez Savaşından bu yana uygulanan Ambargo nedeniyle tam bir milyon Irak’lı çocuk hayatını kaybediyordu. Bir başka ifadeyle anneler doğan iki bebekten birini kaybetmişlerdi!

 

Şu mektup Basra’lı küçük bir çocuktan geliyordu :

 

“Ben Basralı Ömer 
Belki Haberin yoktur diye yazıyorum prens, 
Önce demokrasi yağdı üzerimize göklerden, 
Sonra üstümüzden geçti palet palet. 
Demokrasi Bizim eve de isabet etti. 
Bir gün sonra anladım ayaklarımın koptuğunu 
Babamın vücudunda tam 18 adet insan hakları saymışlar. 
Annem zaten yok 
Ben Doğarken ilaçsızlıktan ölmüş 
Ambargo filan deliler anlamadım. 
Çocuk aklı işte.. 
Sen daha iyi bilirsin. 
Sizde de barış böylemidir prens. 
İnsan hakları çocukları yetim ve ayaksız bırakır mı? 
Ya demokrasi güpe gündüz pazara düşer mi? 
Ve zenginlik insanları korkudan uykusuz bırakır mı? 
Ve kuşlar gökyüzünü terk eder mi oralarda? 
Babamla ettiğim son dua gitti. 
Ayaklarım hastane ve giymeye kıymadığım ayakkabılarım elimde kaldı. 
Çocuğun var mı prens? Al çocuğa götür bunları 
Bir işe yarasın kim bilir baktıkça belki de beni hatırlarsın!”

 

Evet Basralı Ömer insanlıkta hala bir umut var diye mektuplar yazıyordu. Oysa Ömer’in ülkesini işgal edenlerde onun yardımcıları da çoktan bu duyguyu bitirmiş durumdaydılar! Tüm kutsallar ayaklar altında çiğneniyor ırz, namus, can, mal, çoluk çocuk, kadın cami türbe her şey ama her şey Conilere paspas ediliyordu. Çocuk yaşta Iraklı kızlar kendilerini dünyanın efendisi zannedenlerin çirkin emellerine alet ediliyor, yüz binlerce kadın sadece tecavüz değil tecavüzle birlikte günlük işkencelerden geçiyordu!

 

Altıda biri Türk olan komşumuz ve din kardeşimiz Irak’ın ırzı namusu en aşağılık biçimde çiğneniyor ancak Türkiye’yi yönetenler bunu dile getirmeyi bile düşünmüyor, zenci dışişleri bakanıyla ortaklık ilan etmekte beis görmüyorlardı!
Aynı yıllarda bu yaşanılanlara yoğun tepki gösterdik. Bu konuda çok sayıda yazılar yazdık. Basın toplantılarımizda sadece Irak Türkmen Cephesi ve ülkü ocakları katılılıyordu. Mesela Telafer’de Türklerin maruz kaldığı vahşet basın mensupları tarafından “Bunu neden bahsediyorsun!” tepkisiyle izleniyor ancak bahsettiğimiz hususlarla ilgili tek bir satır bile yayınlanmıyordu!

 

Yıllarca aynı gazetelerde birlikte çalıştığımız değerli dost Arslan Bulut ve Necdet Sevinzç ağabeyimiz aynı konuları müstakilen kaleme aldılar. Bunun dışında konuşmamızdan rahatsızlık duyuldu adeta kendimiz söyledik kendimiz dinledik!

 

 

Sevgili Okurlar,

 

Türkmenlere uygulanan katliamlar saymakla bitmez. 2005 yılında bir Türkmen amcamız ile yaptığımız görüşmede göz yaşları içerisinde bize söyledikleri yüreğimizde bir yaradır.

Amcamız “ Benim kızım ve gelinim Amerikalı askerler tarafından tecavüze uğradı. Bizim binlerce kızımız Amerikalıların tecavüzüne uğradı… Çoğu canına kıydı. Utanç içerisinde yaşamaya çalışıyoruz. Biz Türk değimliyiz? Biz sizin kardeşiniz değilmiyiz? Bizim kızlarımız kirletilirken Türkiye neden sesini çıkarmıyor? Neden Türkiye’yi yönetenler Amerika’yı destekleyen açıklamalar yapıyor. Neden bize sahip çıkmıyorsunuz? Kardaşlık böylemi olur?..”

 

Talaferli amcamız hıçkırıklara boğuluyor biz amcamızın ellerine kapanıyor onunla birlikte ağlıyoruz!!! Kurdun dişine işte böyle kan değiyordu!

 

 

Değerli Arkadaşlarım


Aşağıdaki “Samarra’da yaşanılan vahşet” ile ilgili kısmı bundan 13 yıl önce yazmış o gün sosyal medya bulunmadığı için günlük yazılarımı önde gelen şahıslara ait 30.000 e posta adresine göndererek Samarra’da yaşanan facianın yayılmasını temin etmiştim.
Bu kısmı aşağıda aynen aktarıyorum

 

Eski bir Türk şehri olan Samarra bir zamanlar Türklerin sefere çıkmazdan evvel toplanma adresiydi.
 

Samarra artık işkence ve tecavüze ev sahipliği yapıyor!!!
 

Samarra'da ne oldu? Acaba bir "Samarra belgesel"i yayınlanabilseydi neler görürdü kameralar?

 

Tahayyül gücümüz, sınırlı görüntülerdeki tahribattan, daha ötesini görme imkanı veremez miydi?

 

Acaba kurşuna dizilerek öldürülenler kimlerden oluşuyordu? Yoksa tümü sivillerden mi ibaretti? Yoksa Samarra’da Şaron tipi cinayetler mi işlendi? Tarihe tanıklık etmek gibi bir sorumluluğumuz varsa, tarihte karşılaşılabilecek en alçakça zulme uğrayan bu insanlarla aynı kandan olmamız sebebiyle değil sadece insan olarak burada yaşananları sorgulamalıyız?

 

Ben her gün "Ebu Garipte ne oluyor?" sorusunu sormanın fazla olmayacağını düşünüyorum! ABD Çocukların ellerine kelepçe takılırken nasıl bir işgalci profili çizmeyi hesapladı Amerika? Irak'ta sorulacak çok soru var. Ama gelin önce şu en taze "Samarra'da ne oldu?" sorusunun cevabını araştırmakla işe başlayalım.

 

Haber, dünya kamuoyuna “Irak’ın Samarra şehrinde, Saddam’ın direniş kuvvetleri ile Amerikan askerleri arasında çıkan çatışmada 54 Iraklı öldü, 18’i yaralandı” diye verildi. Hatta, Türk televizyonlarından haber verilirken, “Bu defa Amerikan askerleri avlanmadı, tank ateşi ile direnişçileri püskürttü” ifadesi kullanıldı. Nitekim 4. Piyade Tümeni’nden Yarbay Bill MacDonald, olayla ilgili açıklama yaparken Samarra kentindeki 2 lojistik konvoyuna saldırmak isteyen şahıslara ABD askerlerinin karşılık verdiğini belirtti. Yarbay, saldırganların, çevre binaların çatılarından roket güdümlü bombalar ve otomatik silahlarla ateş açtığını ve Saddam’ın fedailerinin kullandığı üniformaları giydiklerin iddia etti.

 

Haberlerde yaralılardan birinin “Amerikan askerleri hareket eden her şeye ateş ediyordu” sözleri ekrana yansıtıldı ve bu arada Samarralı, sakallı bir gencin konuşması verildi. Samarralı genç, televizyon kameralarına “Samarra’yı kirlettiler” diyordu... Bu sözü duyunca, gencin bir şehrin kirletilmesinden neyi kastettiğini düşünmeye başladım.

 

Kirletme kelimesi, Türkler’de Araplar’da ve İranlılar’da aynı anlamda kullanılıyordu. Bir kadına tecavüz edilmişse, “kirlettiler” denilir. Acaba Samarra’da ne olmuştu ki, Arap genç, “Samarra’yı kirlettiler” diyordu... Mutlaka bu yönde bir olay olmuştu... Hem de bütün şehrin namusunu kirleten acı bir olaydı.Olayın aslı sonradan ortayla çıktı.

 

Amerikalılar Ramazan ayından 2 hafta önce Samarra’ya musallat olmuşlar. Bir Pazar günü Çelebi’nin 8-10 adamıyla birlikte gelmişler. Geliş de öyle az buz değil. En az 20 tane zırhlı araç, 7 kamyon ve yukarıda da helikopterler var. Helikopterler kentin üstünde tur atarlarken bazı evlere arama yapma bahanesiyle giriyorlar. Erkekleri ayrıca alıp götürüyorlar, daha sonra 15-20 yaşlarındaki kızları toplamaya başlıyorlar. Artık 3 kamyona ne kadar sığarsa. 30’a yakın kızı götürüyorlar önce. Çünkü kamyonlarda askerler de var.

 

Çarşamba günü kızlar Iraklı kamyoncularla Samarra’ya geri geliyor. Halleri perişan, dilleri perişan üst-başları perişan, hepsi sanki 15-20 yaşlarında değil de 40-50 yaşlarındaymış gibi. O gece bu kızlardan onikisi intihar ediyor ya da aileleri tarafından öldürülüyor. Namus ve gurur yüzünden!

Kaçırılan kızların yaşadıkları ise tam bir dramdı. Askerler tarafından üslerine götürülen kızlara önce parfüm ve kolonya veriyorlar üstlerine sürsünler diye. En küçük yaştaki kızı en üst rütbeli subaya gönderiyorlar. Diğerleri de başkalarını alıyor. Ama değişmez kural büyük rütbeliler küçük yaştakileri alıyor. Sonra rütbe sırasıyla bütün askerler. Çarşamba günü sabahına kadar sürüp gidiyor. Kızların tertemiz vücutlarını kirleten sapık katiller, onları evlerine gönderirken de ellerine 10’ar dolar tutuşturuyor!

 

 

Sevgili Okurlar,


Ramazan ayının başında kızlardan birinin ailesi şehirdeki şeyhlerden birine yaşanan vahşeti anlatıyor. Bir çok ailenin kızlarını öldürdüğünü veya kızların intihar ettiğini göz yaşları içerisinde anlatıyor. Bu yaşanılan olaylar din adamları üzerinde derin tesir oluşturuyor ve ulema toplanıp karar alıyor. Bu kararda “Kesinlikle kızların öldürülmemesi kızların intiharlarının da önüne geçilmesi“ belirtiliyor.

 

Amerikalılar yine her pazar gelip erkekleri ayrı kızları önceden belirlenen evlerden ayrı ayrı topluyorlar. Bu arada şehirde yaşayanları da tehdit etmekten geri durmuyorlar, ‘Eğer bunları anlatırsanız ya da kızlarınızı kaçırırsanız hepinizi öldürürüz’ diyorlar. Yaşanılan vanhşete içerleyen şehir uleması yeniden toplanıyor ve yeni bir karar daha alıyor: “Ramazan bayramı dolayısıyla bütün kızlar ve kadınlar köylere gidecek,ancak bayram sonrasında sadece yaşlı kadınlar geri dönecek, genç kadınlar ve kızlar geri dönmeyecek!“

 

Ancak, bayram sonu Amerikalılar sözde direnişçi aramak için Samarra’ya gelirler! Kızları bulamayınca rastgele seçilen 70’e yakın evdeki tüm erkekleri öldürürler, sonra da Samarralıları desteklemek için gelen ulemayı toplamışlar, dipçiklerle girişmişler, kıyasıya dövmüşler.

 

Giderlerken Albay rütbesinde bir işgalci sapık ‘Eğer haftaya 50 tane bakire kızı hazır etmezseniz şehrinizi başınıza yıkarım“ demiş. Öldürdükleri sivillerin cesetlerini kamyonlara adeta patates çuvalı gibi yükleyip attıkları harabe binaları helikopterden açılan roket ateşiyle tamamen yıkmışlar. Bu olayların ardından birkaç Samarralı genç, doğrudan bu sapıkları otomatik silahlarla ateşe tutmuşlar. Yaralanan Amerikan askerleri işte bu araçta bulunanlar!

 

Bunun üzerine ABD askerleri Samarraya geliyor halkı şehir meydanına topluyor ve üzerlerine rastgele ateş ederek katliama devam ediyor!” 
13 yıl önce yazdıklarımız bunlar!

 

 

Sevgili Okurlar,


İnsan Hakları Gözlem Merkezi’nin Irak’ta kadınlara yönelik cinsel şiddetin arttığına dair açıklamalarına yer veriyor: Rapora göre, Bağdat’ın ortasında kadın ya da kızlar kaçırılıyor ve kendilerinden gönlerce haber alınamıyor. İşgal ve yağmanın yanında 2 milyon Iraklı kadın ABD askerlerinin tecavüzüne uğruyor. Özellikle direnişçilerin yakın akrabalarına cinsel taciz ve tecavüzde bulunuyor. Bağdat’ta Tıbbi Rehabilitasyon merkezlerinde on binlerce kadın tecavüz sonucu ağır depresyondan tedavi görüyor.

 

Dr. Susan Blocks, 4000 Iraklı kadının daha işgalin ilk gününde tecavüze uğradığını, 40 ile 50 yaşlarındaki köylü kadınların, Amerikalı askerlerin cinsel fantezilerinin malzemesi olarak kullanıldığını anlatıyor!”

 

Daha o dönemle tutukluların gözetiminden sorumlu subaylardan biri şöyle diyordu. 
“İnsan haklarını ihlal etmezsen işini yapamazsın.” ABD Başkanı Bush “Samarra’da Ebu garipte yada başka bir Irak adresinde Iraklı kızları hanımları kirletenlerin nasıl bir gurur ve sistemli tavır içinde olduklarını” Irakta yaşanılan tecavüz ve işkenceler ortaya çıktıktan sonra deklare ediyordu!

 

Ebu Garipteki işkencelerden sorumlu makam olarak Pentagon gösterildiğinde ABD nin başkanı, bizzat Ramsfeld makamını ziyaret ederek şunları söylüyordu: 
“Irak Savaşında bulunan askerler ve onları Washington’dan yönetenler Amerikan halkının kahramanlarıdır.”

 

İşte bu insanlık suçu işleyen sahte kahramanları övmek çaresiz Irak halkını vahşi göstermek için onlarca film çevrilir. 
 

İşte Mehmet Akif’in Canavar olarak nitelendirdiği batı medeniyetinin psikolojisi ve ahlakı budur!

 

Yapılan işkenceler Başkan tarafından bizzat kutsandığı saatlerde ise Ebu Garipten bir Irak’lı kadının sesi göklere kadar feryat ediyordu.

 

Bu feryadın sahibi Nur hanım bakınız neler söylüyor


“Halkıma, erdem ve onurlarını kaybetmeyen dünyadaki tüm insanlar Bu size, Amerikan Siyonist hapishanesinde Ebu Garib’ten kardeşimiz Nur’un mektubu inanın buradaki aşağılamayı sefaleti ve haysiyetsizliği size nasıl anlatacağımı dökeceğimi bilemiyorum.
Siz sıcak evlerinizde karınlarınızı doyurup sevdiklerinizle bir arada otururken bizim maruz kaldığımız aşağılanmış ve çektiğimiz açlığı sizler su içerken çektiğimiz susuzluğu sizler derin uykuda iken Amerikalıların bize yaşattığı uykusuz geceleri, sizler giyinikken bizim yaşadığımız çıplaklığı bizi soyup önlerinde sıraya dizmelerini Allah’a yemin ederim ki, dile getirmekten acizim.
Bundan utanç duyuyorum, ama yine de kelimelere sığınarak size olanları anlatacağım hayvani zevklerinin aracı olmadığımızda kendimizi Amerikalıların şehvetlerine teslim etmediğimizde bizi nasıl öldüresiye dövdüklerini ifade etmeme izin verin. 
Siz bizim dini liderlerimiz olarak ortalarda tozup gezenler Amerikalıların bize reva gördüğü bu cinsel ve hayvani eziyetler karşısında hala nasıl oluyor da açık alınla ortalarda görünebiliyorsunuz?
Peygamber Efendimizin en değerli hazineniz buyurduğu haysiyet ve şerefinizi çiğnetmekten pek sıkılmış gibi görünmüyor musunuz? Bizi ve kendimizi birkaç dolar kırıntısı karşılığında pazarlardaki köleler gibi Amerikalılara ve Siyonistlere satmaktan utanmıyor musunuz?
Haysiyet ve şerefinizi ne çabuk kaybettiniz? Amerikalılar, Ebu Garip’te namusunuzu her gün ayaklar altına alıyor. Mektubumu okuyanlara Allah adına Ebu Garip Hapishanesindeki vahşiliklere dur demeye çağırıyorum. 
Buradaki insanlığa sığmayan işkenceleri durdurmak için sesinizi yükseltmeye davet ediyorum. 
Burada yapılanlar, Siyonistlerin hapishanelerde Filistinli gençlere ve kadınlara yaptıklarından daha acı vericidir! Orada fiziki işkence yapıyorlardı. Oysa burada her gün ırzımıza geçiyorlar.
Vahşi, kana susamış hayvanlar gibi bedenlerimize saldırıyorlar. Avazımız çıktığı kadar çığlıklar atıyoruz ama kimsenin bizi duyduğu yok! Eğer kalbinizde ruhunuzda bir zerre insanlık haysiyet onur ve şeref varsa birleşin ve bu hapishaneye saldırın. Gelin ve kurtarın bizi!” (10 Nisan 2004/Ebu Garip)

 

 

Değerli Arkadaşlarım,


Bu satırları dile getirirken bu vahşeti yapanlarında insan olarak yaratıldığı için derin acı duyuyorum. Nur hanım “ Ne olur gelin ve bizi kurtarın” diyor ancak yardım beklediği adresler bu zulmün ve işkencenin bizzat ve maalesef suç ortakları olarak bu yangını söndürmek için yerine yangını körüklüyorlar ve yangının taşeronluğuna soyunmuş durumdalar!

 

Evet Irak halkının feryadında bunlar var. Bu feryadın yeni dünya lügatinde bulduğu karşılık ise “Büyük Ortadoğu projesi” adını taşıyor. 


Bizim siyasilerimizin eş başkanı olduğu süslü bir biçimde anlatılan Büyük Ortadoğu Projesi budur!

 

ABD Başkanı Bush, Büyük Ortadoğu Projesini tanımlarken, işte bu işgal edilen tecavüze uğratılan kirletilen Irak’ı örnek gösteriyor Irak’ta sanki güzel şeyler olmuş gibi anlatıyor “Tıpkı Irak ve Afganistan’da olduğu gibi 22 İslam ülkesine barış getireceğiz.” diyordu. Iraklı annelerin Iraklı babaların Iraklı çocukların Ebu Garip türü cezaevlerinde yaşanan tüm Ortadoğu coğrafyasına yayılmak isteniyor Bush’un bu davetine Türk hükümeti “dünden hazırız hatta Diyarbakır’a B.O.P nin yıldızı yapacağız” diye cevap veriyordu!

 

Geçmişte çok hatalar yapıldı. Bizde üzerimize düşen mücadeleyi tüm imkanlarımızı kullanarak dile yazdık konferanslar verdik gazete çıkaracak gücümüz tükenince dergiler çıkardık!. Bu mücadelelerimiz sebebiyle "Vatansever çetelerin lideri" denilerek operasyonlara maruz kaldık. ABD karşıtlığından bile sorgulandık, yargılandık. Bu gün bize "Dün yaptıkların doğruymuş ABD'nin gerçek yüzü buymuş"diyen vicdan sahibi birisi bulunmadığı gibi sanki ABD ile birlikte hareket edenler onlar değilmiş gibi dün bizim dediklerimizden bazılarını dile getirerek sözde bir vatanseverlik gösteriyorlar!

 

Biz kimseye kırgın değiliz. Ancak bize göz yaşları içerisinde haykıran Talaferli amcamızın “ Benim kızım ve gelinim Amerikalı askerler tarafından tecavüze uğradı! Bizim binlerce kızımız Amerikalıların tecavüzüne uğradı… 
Çoğu canına kıydı. Utanç içerisinde yaşamaya çalışıyoruz. 
Biz Türk değil miyiz? 
Biz sizin kardeşiniz değil miyiz? 
Bizim kızlarımız kirletilirken Türkiye neden sesini çıkarmıyor? 
Neden Türkiye Amerika’yı destekleyen açıklamalar yapıyor?
Neden bize sahip çıkmıyorsunuz?
Kardaşlık böylemi olur?..” deyişi kulaklarımdan,beynimin en ücra köşesindeki hücrelerden dahi gitmiyor!

 

Şimdi biz Afrin harekatını destekliyoruz diye tepki gösterenler bulunuyor!
 

Biz AKP'yi değil, Türk Milletinin Ulusal Bağımsızlık Savaşını destekliyoruz. Hem de tüm kalbimizle destekliyoruz. Bu güne kadar gösterilen kararlılığın aynen devam ettirilmesini bekliyoruz..

 

ABD ve PKK Afrin’den başlayarak İran sınırına kadar düşmanlarımızı temizlenmez, - İstiklal marşımızda ifade edildiği gibi - “Yurdumuza göz diken alçaklar" yerli yeksan edilmezse milletçe çok derin acılar çekilecek, oldukça vahim hadiseler yaşanılacaktır!
Yüce Tanrı Türk Milletini korusun ve gözetsin..

 

 

Yarın görüşmek üzere sevgiler saygılar…

 
Etiketler: İNSANLIĞIN, BİTTİĞİ, YER!,
Yorumlar
Haber Yazılımı