Yazı Detayı
17 Mayıs 2019 - Cuma 21:50 Bu yazı 502 kez okundu
 
İSTANBUL’DAN SAMSUN’A 19 MAYIS RUHU
SUAT ARIK
ariksuat9@gmail.com
 
 

 

İSTANBUL’DAN SAMSUN’A 19 MAYIS RUHU

 

 

 

Doğu Karadeniz’de yaşayan Pontuslu Rumların, Türklere büyük zulümler yapmaları nedeniyle halk karşılık vermek zorunda kalmıştı. Pontus Devleti’ni yeniden kurmak için Rumlar Trabzon merkezi ve çevresinde örgütlenmişlerdi. Bölgede 1204 yılında kurulmuş olan Pontus Rum Devleti’nin varlığına 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet Han son vermişti. Bu tarihten itibaren Osmanlı İmparatorluğu egemenliği atında yüzlerce yıl çok rahat yaşamalarına rağmen, Pontus Rumları Batıdaki soydaşları ve bazı devletlerin kışkırtmalarıyla I. Dünya Savaşı sırasında, bölgedeki otorite boşluğundan faydalanıp silahlanmışlardı.

 

Pontus Rumlarının gizli kurdukları Pontus Derneği, kışkırtmalar ile Karadeniz’de barış içinde yaşadıkları, Türklere karşı acımasız terör eylemleri gerçekleştirmeye başlamışlardı. Mondros Ateşkes Antlaşması ile Rumlar terör eylemlerini arttırmıştı. Pontus Derneği çetelerine karşı, çoğunlukta olan Türklere de silahlı mücadeleye girmekten başka bir yol bırakmamışlardı. Padişah Vahdettin ve hükümet burada meydana gelen olaylara karşı önlem alamamıştı. Pontus Derneği aynı zamanda Trakya bölgesinin Yunanistan’a bağlanması ile ilgili faaliyetler yürüten Mavri Mira Derneği ile de sıkı işbirliği içindeydiler.

 

Rum çetelerine karşı kendilerini savunmak zorunda kalan Türkler ile Pontuslu Rumlar arasında çok sert çatışmalar meydana gelmekteydi. Anlaşma Devletleri (İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya) bu durumda çetecilik ve terör olaylarını başlatan Pontuslu Rumlar olduğu halde sanki onlar haklıymış gibi bir tavır içerisinde büyük tepkiler gösterirler. Şubat 1919’da Türklerin kendilerini savunmaları ve tedbirler almaları karşısında etkisiz hale gelmeye başlayan Rum çeteleri zor durumda kalınca, İngilizler Osmanlı Hükümeti’nden Türklerin silahsızlandırılması ve olayların durdurulmasını istemişlerdi.

 

Doğu Karadeniz’in güneyinde olan Doğu Anadolu’da ise Ermeni tehditleri baş göstermeye başlamıştı. İngilizler, Türklerin kendilerini Rumlara karşı savunmalarını engellemek için Osmanlı Hükümeti’nden Türklerin silahsızlandırılmasının talep etmesi; Rumlar çetecilik ve terör eylemleri yaptıkları halde onların yanında olmaları, İngilizlerin yanlı tutumunu ve kışkırtmalarının kanıtıydı. Olaylara durdurulmazsa İngilizler bölgeyi işgal edecekleri tehditlerini savuruyorlardı. Sadrazam Damat Ferit’in Hükümet başkanlığına getirilmesinde etken olan sebeplerden biride bölgede yaşanan olaylar olmuştu.

 

Damat Ferit, sorunun çözülmesi işini üzerine alarak İngilizlere yaranabilme peşindeydi. Bunun içinde olayları çözebilecek yetenekli ve temiz bir askere ihtiyaç duyulmaktaydı. Mustafa Kemal Paşa, Harbiye Nezareti’ndeki silah arkadaşlarını da devreye sokarak, bu olayları çözebileceğini belirtmişti. Bölgede bulunan 9. Ordu’nun başına geniş yetkilerle getirilirse, asayiş sorununu çözebileceğini iletmişti. Zaten hükümet yetkililerinin çoğunluğu bu işi çözebilecek tek kişinin Mustafa Kemal Paşa olabileceği konusunda hemfikirdirler. Bütün bu işleri çözebilecek tek yetenekli asker Mustafa Kemal Paşa, Damat Ferit ikna edilirse göreve atanabilecekti. Bu arada İngilizler, bölgede bulunan birliklerin Mondros Ateşkes Anlaşması gereği terhis edilmesini bildirerek Osmanlı Hükümeti’ni sıkıştırıyorlardı.

 

Mustafa Kemal Paşa, büyük çabalar harcayarak kendisine güven duyulmasını sağlayacak adımlar atmaktaydı. İngilizler, Mustafa Kemal Paşa’dan Trablusgarp, Çanakkale ve Doğu Anadolu’daki başarılarından dolayı çekinmektedirler. Nihayetinde Mustafa Kemal Paşa, istediği bu göreve atanmıştı. 30 Nisan 1919’da karar verilmiş ve 12 Mayıs 1919’da 9. Ordu Komutanlığı’na atandığı bütün kolordulara bildirilmişti

 

Osmanlı Ordusu’nun yenilmeyen tek komutanı olarak halk ile Mustafa Kemal Paşa arasında sarsılmaz bir bağ ve ün vardı. Mustafa Kemal Paşa’yı padişah Vahdettin, Almanya gezisi sırasında yakından tanıma fırsatı bulmuştu. Bu temiz ve ünlü askeri kendi amaçlarını gerçekleştirmek için kullanma gayretine girmişti. Kararsızlığı, beceriksiz tutum ve davranışları nedeniyle bazı subayların kendisini eleştirdiğini öğrenmiş bu nedenle, 29 Kasım 1918’de Mustafa Kemal Paşa’yı çağırmış: “Siz akıllı bir komutansınız, arkadaşlarınızı aydınlatıp onları sakinleştiriniz.” demişti.

 

Mustafa Kemal Paşa bir kurmay subay ihtiyatı ile padişah Vahdettin, Damat Ferit ve düşmanlara sezdirmeden kafasında oluşturduğu planları uygulama fırsatı yakalamıştı. Bu bağlamda yeni görev alan arkadaşlarına öğütler vermekteydi. Erzurum’daki 15. Kolordu Komutanlığı’na yeni atanan ve kendisi gibi genç yaşta General olan Kazım Karabekir Paşa’ya dağıtılmayan derli toplu olan birliği her ne pahasına olursa olsun terhis etmemesini söylemişti. Kazım Karabekir Paşa bu isteği sevinçle karşılar ve görev yerine gidince, İstanbul Hükümeti’ne bağlı gibi görünüp, Mustafa Kemal Paşa’nın bölgeye gelmesini bekler. Yine genç arkadaşlarından olan Ali Fuat Paşa Ankara’da 20. Kolordu Komutanlığı’na atanmıştı. 20. Kolordu ileride Ankara’da bulunan sembolik işgalci Fransız birliğini, Ulus Meydan’ında olan Büyük Millet Meclisi binası olarak seçilen binadan çıkararak Ankara’dan uzaklaştıracaktı. Birliği sağlamak için Ankara çok büyük stratejik öneme sahipti.

 

Sıra artık Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu’ya geçmesine gelmişti. Padişahın İngiliz mandası altına girme yolunda ciddi tasarılar hazırlaması, Damat Ferit’in Fransız ve İngilizlere duyduğu güveni dile getirmesi hükümete karşı büyük tepkilere neden olmuştu. Bu sırada Anlaşma Devletlerinin, Paris Konferansı’nda İzmir’in Yunanlılar tarafından işgali kararı verilirken, Vahdettin ve hükümetin bunlardan habersiz olması devletin nasıl bir istihbarat zaafiyeti içinde olduğunu göstermekteydi. Yunanlıların İzmir’i işgal edeceğini Osmanlı Hükümeti’ne İtalyanlar bildirecekti ve hükümet çaresizlik içinde bu durumu kabullenecekti. İzmir’in Yunanlılara verilmesini padişah Vahdettin sineye çekmişti. Hatta Yunanlılar İzmir’e çıkmadan önce “İkna Heyetleri” İzmir’e gelmiş ve Yunanlı askerler İzmir’e geldiğinde halkın tepki göstermemesi gerektiği bu heyetler tarafından dikte ettiriliyordu. Karşı gelinmesi halinde ise zor kullanacakları tehditlerini savurmaktaydılar. Halk bu durumlara tepkiliydi. Bu gelişmeler olurken Mustafa kemal Paşa son derece akılcı ve stratejik davranarak padişahın güvenini kazanmış, 9. Ordu Komutanlığı’na atanmayı başarmıştı.

 

Yeni komuta yerlerine atanan silah arkadaşlarına anlaşma hükümlerine uymamalarını gizlice tavsiye etmiş, diğer taraftan padişahın yanında görünerek takdirini toplamıştır. Padişah Vahdettin ile o dönemde tespit edilen altı görüşme yaptığı bilinmektedir. Mustafa Kemal Paşa savaşa girmeme konusunda padişah ile yandaş gibi görünüp, İttihat ve Terakki kadrolarıyla ters düşüyordu. Mustafa Kemal Paşa, o dönemde İttihat ve Terakki ile ters düşse de I. Dünya Savaşı’nda görevini en iyi şekilde yerine getirmişti. Anafartalar’dan Suriye Cephesine kadar olan bütün savaşlarda başarıları ile Osmanlı Ordusu’nun tek yenilmeyen komutanı ününe sahipti. I. Dünya Savaşı sırasında da bir askerin parti ile ilgisi olmayacağını belirterek bağını kopardığı için İttihat ve Terakki Partisi tarafından eleştirilmişti. Bu nedenlerle padişah ve hükümet yetkilileri tarafından temiz partisiz bir subay olması, ayrıca Osmanlı Ordusu’nun yenilmeyen tek komutanı olması gibi nedenler Mustafa Kemal Paşa’ya güven duyulmasını sağlamıştı.

 

9. Ordu Komutanlığı’na atandıktan sonra Mustafa Kemal Paşa, bu zor görevin yerine getirilmesi için bölgedeki yöneticilere de emir verme yetkisi istemiş ve bu isteğini kabul ettirmişti. Böylece 9. Ordu Komutanı (Müfettişi) olarak bölgede hem askeri hem sivil makamlara emir verme yetkisini almıştı. Bu sırada Yunanlılar İzmir’e çıkartma yapmak için hazırlıklarını tamamlamışlardı. Sıkıntılı günlerde Mustafa Kemal Paşa Anadolu’ya bir an önce geçmek isteğindeydi. 14 Mayıs 1919’da Damat Ferit ile akşam yemeğinde görevleri ile ilgili son değerlendirmeleri yaparlar. Aynı gün Mustafa Kemal Paşa, Vahdettin ile görüşür. Vahdettin Mustafa Kemal Paşa’ya : “Paşa, paşa bu devleti sen kurtarabilirsin” der. Mustafa Kemal Paşa ise: “Elimden gelen hizmette kusur etmeyeceğime güveniniz” demiştir. Mustafa Kemal Paşa’ya göre padişah bu söylemiyle; Doğu Karadeniz bölgesinde asayişi sağlamakla İngiliz tehdidinde kurtulacağı ve devletin rahatlayacağını ima etmişti. Bu durumu ileride Nutuk’ta açıklayacaktı.

 

İzmir’in 15 Mayıs 1919’da işgalinin uyandırdığı şaşkınlık, kızgınlık ve ne yapılacağını bilmeme durumları içerisinde olan İstanbul’dan 16 Mayıs 1919 Cuma günü öğlenden sonra Bandırma Vapuru ile ayrılan Mustafa Kemal Paşa, artık yepyeni ve çok ağır bir görevi üstüne almıştı. Bu görev, Osmanlı Hükümeti’nin O’na verdiği görev değildi. Bu görevi kendi kendine veren Mustafa Kemal Paşa’nın kendisiydi. O görev: Ne pahasına olursa olsun vatanı ve milleti kurtarmaktı…

 

Anadolu’ya ulaşmak için en uygun yer stratejik konumda olan Samsun’du. İşgallere karşı halkın verdiği tepkiler Mustafa Kemal Paşa’yı böylesine zor bir göreve iten ve O’nu yüreklendiren gelişmeler olmuştu. Türk Milleti’nin sesi çıkıyor ve kurtuluş için yollar aranmaktaydı. Bu arayışlar olmasa Mustafa Kemal Paşa, kafasındaki planı gerçekleştirme umudu taşıması mümkün olamazdı. Samsun’a çıkma fikrini bu döneme kadar yurtta belli başlı direniş hareketlerini görmüş ona göre vaziyet almıştı.

 

Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’a gelmeden önce Adana’da 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Ateşkes Anlaşması hükümlerini nasıl savsaklayacağını düşünmüş ve tepkisini 3 ve 6 Kasım 1918’de İstanbul’a bildirmişti. Bu sırada Kars’ta ulusal bir örgütlenme başlamıştı. 5 Kasım 1918’de Kars İslam Şurası toplanmış Doğu Anadolu’ya Ermeniler tarafından yöneltilen tehditleri göğüslemek için askeri ve siyasal bir kuruluş hazırlığına başlanmıştı. Edirne’de Trakya Paşaeli Müdafaa Heyet-i Osmaniyesi oluşturulmuştu. Aralık 1918’de Müdafaa-i Hukuk derneklerinin ilki İstanbul’da kurulmuş, Doğu Anadolu bölgeleri için ise Vilayet-i Şarkiye Müdafaa-i Milliye adıyla kurulmuş ve Mart 1919’da bu dernek Erzurum’da çalışmalarına başlamıştı. İzmir’de ise İzmir Müdafaa-i Hukuk-i Milliye Derneği kurulmuş, 17-19 Mart tarihleri arasında Büyük İzmir Kongresi toplanmıştı. Kongrede Redd-i İlhak (İzmir’in Yunanistan’a katılmasının reddi) düşüncesi geliştirilmiştir. Mersin-Tarsus-Osmaniye yöresinde de Aralık 1918’de kurulan Fransızlara karşı subayların öncülüğünde milis birlikleri silahlı direnişlerle Kurtuluş Savaşı’nın ilk cephesi olarak faaliyetlerine başlamıştı.

 

İzmir’in 15 Mayıs 1919’da işgali ile Ege Bölgesi’nde Yunanlılara karşı vatansever subaylar, eski askerler ile efeler ufak tefek milis yapılanmalarına girişmişlerdi. Ayvalık’ta bu milis yapılanmalarının ilk direnişleri yapılmıştı.

 

Anadolu’daki geniş halk kitlelerinin bu direniş çabaları Mustafa Kemal Paşa’yı yüreklendiren etkenlerdi. Parça parça olan direnişleri bir araya getirebilecek bir lidere ihtiyaç vardı. Direniş hareketlerini değerlendiren Mustafa Kemal Paşa, vatanseverlerin bu güçlerini birleştirerek yepyeni ve milletin egemenliğine dayanan bir devlet kurmakla, kurtuluşun sağlanabileceğinin farkındaydı. Bu düşüncesini büyük bir sır olarak saklayacak hedeflerine adım adım ve her fırsatı değerlendirerek ilerleyecekti.

 

16 Mayıs 1919’da Bandırma Vapuru ile harekete geçen Mustafa Kemal Paşa yola çıkmadan önce, Damat Ferit’in verdiği akşam yemeğinde, Genel Kurmay Başkanı Cevat Paşa ile görüşmüş Cevat paşa ayrıca Samsun ve Sivas’taki asayişi bozan çeteler hakkında rapor istemişti. Cevat Paşa (Çobanlı), Mustafa Kemal Paşa’ya yemek çıkışında: “Bir şeyler mi yapacaksın?” diye sormuş, Mustafa kemal Paşa. “Evet, paşam, bir şeyler yapacağım” demişti. Bunun üzerine Cevat paşa: “Allah muvaffak etsin” der. Mustafa Kemal Paşa: “Mutlaka muvaffak olacağız” demiştir. İstanbul’dan ayrılmadan önce yine çok yakın arkadaşı olan Fethi Bey’e (Okyar), “… Hükümet ve saray benim hakkımda derin bir gaflet içinde bulunuyorlar…” der. Vahdettin ile yaptığı görüşmede İngilizlerin şikâyetçi oldukları problemleri çözmesini istemiş ve Mustafa Kemal Paşa’ya “Fahri Yaverlik” vermiştir.

 

Şişli’deki evinde hazırlıklar ile meşgul olurken güvendiği arkadaşları ile görüşmeler yapmaktaydı. Samsun’a gidecek olan geminin kaptanlığına 1 Mayıs 1919’da İsmail Hakkı Bey atanmıştı. Mustafa Kemal Paşa, İsmail Hakkı Bey ile olası sorunları engellemek için alternatif rotalar belirlemişti. Muhtemel düşman savaş gemilerinin saldırış olması halinde Samsun yerine Sinop limanı belirlenmişti.

 

Mustafa Kemal Paşa, Beşiktaş Vapur İskelesi’nden askeri motor ile Kız Kulesi açıklarında bekleyen Bandırma Vapuruna geçmiş, Sirkeci Rıhtımında İngilizler tarafından denetimden geçirilir. Bandırma Vapurunda asker olarak Mustafa Kemal Paşa ve kurmayları 22, er ve erbaşlar 25, müşavir ve kâtipler 8, gemi personeli 21 kişi olmak üzere toplam 76 kişi bulunmaktaydı. Vapurun hareketinden bir süre sonra gelen emir üzerine İngiliz işgal kuvvetleri tarafından bir destroyer, Bandırma Vapurunu geri çevirmek ya da batırmakla görevlendirilmişti. Fakat Bandırma Vapuru İngiliz işgal kuvvetlerinin planlamış olduğu rota yerine kendilerinin belirlemiş olduğu rotayı takip ederek destroyeri atlamışlardı.

 

18 Mayıs 1919 günü saat 12.00’da Sinop Limanına girilmiş, kara yoluyla Samsun’a gitme seçeneği üzerinde durulmuş, böylece takipte olan İngiliz destroyerinden kurtulmuş olacaklardı. Ancak kara yolunun şartları zor olacağından vazgeçilip vapur ile kendi belirledikleri rota ile devam etmişlerdi. 19 Mayıs 1919 Pazartesi günü sabah 08.15’te Samsun Dil (Reji) İskelesi’ne Mustafa Kemal Paşa ve kurmayları ile ayak basmıştır. 19 Mayıs 1919 günü Samsun’a çıkan genç General Mustafa Kemal Paşa’nın kurtuluş mücadelesini başlatacağından herkes habersizdir.

 

Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’daki köhne kadrolar ile bir şey yapılamayacağının farkındaydı. Türk Milleti’ni yeni ve çağdaş esaslara dayanan bir devlet olarak örgütleyerek, kurtuluşun sağlanabileceği seçeneği tek çıkar yol olduğunu öngörmüştü. Samsun’a çıkmadan önce İngilizler 9 Mart 1919 tarihinde sembolikte olsa bir birlik göndermişti. Mustafa kemal Paşa, İngiliz komutanla asayişin nasıl sağlanacağı ile ilgili görüşmeler yapmış durum hakkında görüşmelerle ilgili hükümete telgraflar çekmişti. İzmir’in işgalini bir biçimde kullanması gerekliydi. Mustafa Kemal Paşa 25 Mayıs 1919’a kadar Samsun’da kalmayı planlamıştı. 25 Mayıs 1919’da Havza’ya geçecek ve durumu yerinde göreme gerekçesini bahane göstererek İngilizlerin bulunduğu Samsun’dan uzaklaşacaktı.

 

Kurtuluş meşalesinin kıvılcımını ateşlediği Samsun’da aslında milletinin kaderi kendi kaderi olacaktı. Tıpkı Çanakkale’de olduğu gibi. Ancak bu kez büyük bir fark vardı. Vatanın dört bir yanı işgal altında ve birlikler terhis edilmekteydi. İşte bu zor şartlar altında Türk Milleti’ni yönlendirecek ve onları bir araya getirerek Kurtuluş Mücadelesini yürütecek bir önder olarak Samsun’a çıkarak başlatmıştı.

 

19 Mayıs 1919, Anadolu insanının uyanışı, emperyalizme başkaldırışı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk temellerinin atıldığı tarih olmuştu. Türk Milleti, esaretten kurtuluşun yollarını arar ve 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan kurtuluşun Çanakkale Kahramanı Mustafa Kemal Paşa’nın izinde giderek ulaşılacağına inanacak ve başaracaktır.

 

19 Mayıs günü, 24 Mayıs 1935’te “Atatürk Günü” adı altında kutlanmaya başlanmıştır. Beşiktaş Spor Kulübü’nün girişimleriyle Fenerbahçe Stadı'nda kutlanan ilk 19 Mayıs, Galatasaray ve Fenerbahçeli yüzlerce sporcunun katılımıyla bir spor günü ve şöleni haline dönüşür. Bu organizasyondan bir süre sonra gerçekleşen Spor Kongresi'nde söz alan Beşiktaş Kurucu Üyesi Ahmet Fetgeri Aşeni, kutlanan Atatürk Günü’nün tüm gençliğe mal edilebilmesi gerektiğini söyler, 19 Mayıs’ın "Gençlik ve Spor Bayramı" adı altında her yıl yapılmasını teklif eder. Kongrede oylanan bu öneri kabul edildikten sonra Gazi Mustafa Kemal Atatürk onaylar ve bu günü gençliğe armağan eder. 20 Haziran 1938 tarihli kanun ile "Gençlik ve Spor Bayramı" olarak kutlanmaya başlanır.

 

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyeti koruma ve yüceltme görevini Türk Gençliği’ne emanet ederek gençlere olan güvenine vurgu yapmıştır. Atatürk, burada genç tanımını, hem yaş hem de fikri anlamda genç olarak ifade etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ve Türk milletinin Kurtuluş Yolu’nun, İlk Adım’ının atıldığı 19 Mayıs 1919’un 100. Yılını kutlarken Gazi Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları ve aziz şehitlerimizin bu vatan için yapmış oldukları mücadele ruhuna sahip çıkmak zorundayız.

 

Türk Milleti, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün fikirleri ve ilkeleri doğrultusunda 19 Mayıs Ruhuyla emperyalizmle ve onların uşaklığını yapanlarla başarılı bir şekilde mücadele edebilir. Kurucu Türk Devleti ilkeleri ve gelenekleri ile ancak Ortadoğu coğrafyası bataklığında büyük bir devlet olarak hükmederek ayakta kalabiliriz. 19 Mayıs 1919’dan, 10 Kasım 1938’e kadar Atatürk’ün gerçekleştirdiği inkılapları ve uyguladığı modelleri geliştirerek başarabiliriz. Dış ve iç politikada, Eğitimde, Tarımda, Ekonomide ve Sanayide Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün o dönemin zorlu şartlarında, yokluk içinde başardığı büyük işleri örnek alarak, üreterek, planlı ve disiplinli çalışarak kurucu ruhla hareket ederek ancak dünyanın ilk on ekonomisi arasına girebiliriz.

 

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 17. yüzyılın sonlarından itibaren başlayan Osmanlı Devleti çöküş sürecinde yaklaşık 200 yılda başaramadığı değişim ve yenilikleri; Türk Milletinin Ulu Önderi olarak 19 yılda başarmıştı. Ve Bumin kağan’dan 1371 yıl sonra tarihte Türk adıyla ikinci Türk devletinin kurucusu ve başbuğu olmuştur. Ebedi Başbuğumuz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde yürümek 19 Mayıs Ruhuyla hareket etmek her Türk’ün asli vazifesidir.

 

19 Mayıs Ruhu, Kut’lu bir yoldur. Bu Kut’lu yolda baş veren Türk Milleti, bugünlerde o ruhun anlamını kavramalı ve büyük devlet olmak için 19 Mayıs Ruhu ile canla başla çalışmalıdır. Dünyanın ilk 10 ekonomisi içinde olabilmek ve Büyük Lider Türkiye Cumhuriyeti olabilmenin yolunun ancak ve ancak Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği yolda ilerleyerek, İstanbul’dan Samsun’a çıkan 19 Mayıs Ruhu ile başarabiliriz.

 

19 Mayıs Ruhuyla Kut’lu Yolumuz Açık Olsun Yüce Türk Milleti!...

 

 

“Gençler cesaretimizi takviye ve idame eden sizlersiniz. Siz, almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile insanlık ve medeniyetin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız. Yükselen yeni nesil, istikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.”

 

 

Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk

 

 

 
 
 
Suat Arık Yazıları Atatürkçü Medya’da…
 
Etiketler: İSTANBUL’DAN, SAMSUN’A, 19, MAYIS, RUHU,
Yorumlar
Haber Yazılımı