Yazı Detayı
20 Temmuz 2019 - Cumartesi 11:46 Bu yazı 253 kez okundu
 
Kıbrıs Barış Harekatı'nı Gerekli Kılan Sebepler
ÜMİT DOĞAN
 
 

 

Kıbrıs Barış Harekatı'nı Gerekli Kılan Sebepler

 

 

KIBRIS BARIŞ HAREKATI'NI GEREKLİ KILAN, AYŞE'Yİ TATİLE ÇIKARTAN SEBEPLERİ BERABERCE İNCELEYELİM

 

 

 

Kıbrıs Sorunu Türkiye'nin gündemine 1948'den Kıbrıslı öğrenciler ve basın yoluyla girmeye başlamıştır.

 

Yunan Parlamentosu 28 Şubat 1947 tarihinde oy birliğiyle; Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı yönünde bir karar almıştır. Yunan Hükümeti, adanın kendilerine verilmesi karşılığında ABD ve İngiltere’ye adada üs verebileceğini açıklamıştır.

 

BM Bildirgesinde olduğu gibi self- determinasyonun genel bir destek bulmasıyla cesaretlenen Rumlar 15 Ocak 1950 tarihinde kilisenin kontrolünde Yunanistan’la birleşmeyi kabul edip etmeyeceklerine dair bir REFERANDUM yaparlar.

 

REFERANDUM sonucunda Kıbrıs halkının 96’sının Enosis’i yani Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanmasını istediğine dair dünya çapında bir kampanya başlatırlar.

 

Bu referandum hukuki ve milletlerarası bir antlaşmaya dayanmaması, bir devlet tarafından değil, bir parti tarafından düzenlenmesi, oylamanın bir Pazar ayini sonrası Rum Ortodoks Kilisesinde yapılması vb sebeplerden dolayı uluslararası geçerlilik kazanmaz.

 

Kıbrıslı Rumlar 1950 Ekiminde Başpiskopos Makarios’u Kıbrıs’ın ruhani ve idari lideri seçerler. Makariosseçilir seçilmez, Kıbrıs Rum Kilisesi’nin 95’inin düzenlediği ve Rum halkının Enosis’i onaylar şekilde oy kullandığı referanduma bağlı kalacağını beyan eder.

 

MAKARİOS, YETİŞTİĞİ RUHBAN OKULLARININ KAREKTERİSTİK ETKİLERİNİ TAŞIMAKTADIR.

 

BU OKULLARDA YETİŞENLERİN BAŞLICA ÜÇ ÖZELLİĞİ VARDIR; BİZANS ENTRİKASI, HELENİZM RÜYASI VE BUNA BAĞLI OLARAK FANATİK TÜRK DÜŞMANLIĞI. MAKARİOS’TA BUNLARIN HEPSİ MEVCUTTUR.

 

Daha sonra Kıbrıs Türklerini acımasızca katleden EOKA kurulur. EOKA, (Kıbrıslı Savaşçıların Ulusal Birliği) Kıbrıs’ta Türk halkına karşı ve Ada’yı Yunanistan’a bağlamak için kurulmuş olan bir terör örgütüdür. Örgütün siyasi lideri Makarios, askeri lideri ise George Grivas’tır.

 

Yunan Hükümeti’nin de desteğiyle silah ve personel teminini gerçekleştiren EOKA, 1 Nisan 1955’te Lefkoşa’da Valilik, Müsteşarlık Dairesi ve Ortadoğu İngiliz Genel Karargâhında bombalar patlatarak, radyoevini yakarak ilk eylemini yapar.

 

1957 yılına gelindiğinde Kıbrıs olaylarının Fener Rum Patrikhanesi ile ilişkili olduğu kanısı iyice güçlenmiştir. Çünkü Fener Rum Patriği Athenagoras tarafından Kıbrıs’ta Makarios’un başını çektiği tedhiş faaliyetlerine dair herhangi bir açıklama gelmemiştir.

 

Kıbrıs meselesinin bayrak ismi Papa Eftim bu konuda “Athenagoras hakikaten bir din adamı olsaydı, Kıbrıs’ı kana bulamayan Makarios’u  aforoz etmesi gerekirdi. Bunu yapmadığına göre bu işi teşvik ediyor demektir. Zaten bu papazlar, metropolitler, hepsi birer Makarios’tur” der.

 

Papa Eftim dönemin Başbakanı Adnan Menderes’e sunduğu broşürde, Kıbrıs meselesinde Makarios’un İstanbul’da ki Fener Rum Patriği Athenagoras tarafından desteklendiğini bir kez daha tekrarlamıştır.

 

Rumların Yunanistan’a bağlanma anlamına gelen Enosis tezine karşı Türkiye, Kuzey Kıbrıs’ın bir il olarak Türkiye’ye katılmasını hedefleyen “Taksim Tezi”ni ortaya koymuştur. Kurtuluşu taksimde gören Kıbrıs Türk’ünün sloganı da “YA TAKSİM YA ÖLÜM!” olmuştur.

 

Dışişleri Bakanının beyanatının metni Lefkoşa’da duyulur duyulmaz büyük bir halk kitlesi yürüyüş yaparak ve “Taksim Taksim” nidalarıyla Lefkoşa’nın Türk semtinde dolaşmaya başlar. (27 Ocak 1958) 7 Türk’ün İngiliz askerlerince  ölümüyle sonuçlanan olaylar bu şekilde başlar.

 

Ertesi gün Türk liderleri öfkeli ve galeyan içindeki halka söz geçirebilmeyi başarır ve gösteriler yatışmaya başlar. “Kıbrıs Türktür Partisi” adına Osman Örek ve Ümit Süleyman, “Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu” adına da Rauf Denktaş halkı yatıştırıcı telkinlerde bulunurlar.

 

27-28 Ocak olayları, Kıbrıs Türk halkının sömürge yöntemine karşı beslediği nefret duygularını açığa vurduğu bir dönüm noktasıdır.Rumların yaptığı mitinglere ses çıkarmayan sömürge yönetiminin, Kıbrıs Türklerine acımasız bir şekilde saldırması ayrımcı tutumunun da kanıtıdır.

 

Denktaş bu konuda şunu söyler: "Ocak 1958 hadiseleri bizi halka, halkı bize tanıtmak için fırsat teşkil etti. 7 şehit pahasına dünyaya ilk defa olarak ‘Türk gibi yaşamak’ azmimizi işittiriyorduk. "

 

1 Ağustos 1958’te Rauf Denktaş tarafından Kıbrıs Türk’ünü korumak için Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) kurulur. TMT Türk mitolojisine ve özelliklerine uygun olarak teşkilatlandırılmış, kod isimleri buna uygun olarak seçilmiş bir yeraltı örgütüdür. Simgesinde BOZKURT vardır.

 

Teşkilatta Alay komutanına Yayla Beyi, Tabur Komutanına Otağ Beyi, Bölük Komutanına Oba Beyi, Takım Komutanına Çadır Beyi, Mukavemetçi erlere ise KURT denilmektedir.

 

16 Ağustos 1960’ta Kıbrıs Cumhuriyeti bağımsızlığını ilan etmiş, Rum lider Başpiskopos Makarios Cumhurbaşkanlığı’na, Türk lider Dr. Fazıl Küçük’te Cumhurbaşkanı Yardımcılığı’na getirilmişlerdi. Kıbrıs’taki bu yeni devlette Rum ve Türk halklar eşit statüye sahip olmuşlardı.

 

Ancak Rumlar Enosis hayalinden vazgeçmiş değillerdi. Makarios’un “Cumhuriyet bizim için Enosis’e sıçrama tahtasıdır.” şeklinde açıklamada bulunması da bu durumun bariz bir göstergesi olmuştu.

 

Bu nedenle yeni örgütün de bu kanlı planın da adı “Aktiras” olmuştu. Örgütün ileri gelen yöneticileri arasında, Temsilciler Meclisi Başkanı Glafkos Klerides’le Çalışma Bakanı Tasos Papadopulos da vardı. Örgütteki diğer teröristler de hükümette önemli görevlere getirilmişlerdi

 

Aktiras Planı çerçevesinde 4 Aralık 1963 tarihinden itibaren Ada’da TürklerinTürklerin ev ve işylerlerine baskınlar yapıldı, tutuklananlara yapılan işkenceler altında “Türk Mukavemet Teşkilatının  var olup olmadığı, gücünün ne kadar olduğu, liderinin kim olduğu vb.” soruldu.

 

Rumlar tarafından iki Türk gencinin öldürülmesi olayını protesto eden Türk öğrencilere Rumlar tarafından ateş açıldı. Aynı gün Lefkoşa’daki Atatürk büstüne de saldırıldı. Ertesi gün Türkiye Büyükelçiliği binası ile CB Muavini Dr. Fazıl Küçük’ün evine ateş açıldı.

 

 

Artık iş çığırından çıkmış, Kıbrıs Türkü tarihe “Kanlı Noel” olarak geçecek olayların tam ortasında kalmıştı. Yollarda ölüm kol geziyordu. Türkler için düşman bütün yolları kesmişti. Rum caniler, gördükleri her Türkün üzerine kurşun yağdırıyorlardı.

 

22 Aralık gecesi Türk Mukavemet Teşkilatı’nın tüm üyelerine her türlü koşul altında ve her ne pahasına olursa olsun Türk halkının canını, malını ve namusunu koruma emri verildi.

 

Rumlar,  çok iyi silahlanmışlardı. Türk Mukavemet Teşkilatının elinde yeterli ölçüde silah bulunmamasına karşın, yiğitçe bir direnme sergilendi. 5 gün 5 gece devam eden Kanlı Noel'de Türk direnişinin kırılmasının kolay olmayacağı Rumlara da, dünyaya da gösterildi.

 

Türk halkının dış dünyayla tüm bağlantısı koparılmıştı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Dr. Fazıl Küçük’ün telefonu bile kesilmişti. Adada olup bitenler, ancak Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçiliğindeki telsiz aracılığıyla Ankara’ya bildirilebiliyordu.

 

Rumların Başlattıkları kanlı operasyon umdukları gibi gelişmiyor, zaman kaybediyorlardı. TMT savaşçılarının başında, efsaneleşen komutan “Bozkurt” kod adlı, Şeyh Şamil’in torunu (kızının oğlu) Kurmay Albay Kenan Çoygun vardı.

 

Yine de yapılan katliamlar dehşet vericiydi. 23 Aralık 1963 tarihli İngiliz “Guardian” gazetesinde yayınlanan bir İngiliz Hükümet raporuna göre, hastanede yatan yirmi beş Türk hasta, yataklarından kaybolmuştu.

 

Bir İngiliz istihbarat subayının bulgularına göre bu hastaların boğazları Rum hastabakıcılar tarafından hasta yataklarında kesilmiş ve vücutları bir kamyona yüklenerek şehrin kuzeyindeki bir çiftliğe götürülerek orada kıyma makinesinden geçirilerek öğütülmüştü.

 

 

Bir başka üzücü olay Kumsal Katliamında yaşandı. Kanlı Noel olayları patlak verdiğinde Binbaşı İlhan birliğinde görevde bulunuyordu. 24 Aralık gecesi Kumsal bölgesine baskın yapan gözü dönmüş barbar Rumlar, Binbaşının üç yavrusu ve eşini banyo odasında şehit ettiler.

 

Binbaşının eşi, korunma içgüdüsüyle saklanmak maksadıyla en emin yer olarak gördüğü banyoyu seçmiş ve yavrularını yanına alarak oraya saklanmıştı. Ama ölüm onları saklandıkları yerde buldu. Nihat Bey’in eşi  ve çocuklarının katledildiğinden haberi yoktu.

 

1967 yılının Kıbrıs’ta Rum terör faaliyetlerinin yoğunlaştığı bir yıl olduğu, Türklere yönelik saldırıların daha da arttığı görülmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi 17 Kasım 1967 tarihli oturumunda saldırıların devam etmesi halinde Yunanistan ile savaş kararı alır

 

Dışişleri Bakanı Çağlayangil yaptığı açıklamada, “Kıbrıs‟ta terör ve tehdit havası estikçe Hükümetimizin bu konudaki kararlılığı da devam edecektir” der, jetlerin Kıbrıs üzerinde uçtuğunu, donanma toplarının Kıbrıs’a çevrili olduğunu ve askerin savaşa hazır olduğunu ifade eder.

 

1974 yılına gelindiğinde Rum yöneticiler arasında da anlaşmazlıklarında hat safhaya çıktığı görülmektedir. Kıbrıs’ta Makarios’a karşı darbe yapılmış, Ada’nın yönetimi Ulusal Muhafızların eline geçerken EOKA liderlerinden Nikos Sampson Cumhurbaşkanlığına getirilmiştir.

 

İngiltere’ye nota veren Türkiye ortak müdahale yapılmadığı takdirde antlaşmalar gereğince kendi üzerine düşen görevi yapmaktan kaçınmayacağını açıkça belirtmiştir. 15 Temmuz’da Kıbrıs’ta gerçekleşen darbeden sonra, Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesi zorunlu hale gelmiştir.

 

 

Rum yönetiminin adaya çıkmayacağını, çıksa bile birkaç saat içinde tümünün yok edileceğini öne sürdüğü TSK, 20 Temmuz sabahı Girne kıyılarına çıkarak, barış harekâtını başarı ile başlatmıştır. Ayşe’nin tatile çıkmasını gerektiren olaylar özetle yazdıklarımızdan ibarettir…

 

 

 

 

 

 
Etiketler: Kıbrıs, Barış, Harekatı'nı, Gerekli, Kılan, Sebepler,
Yorumlar
Haber Yazılımı