Yazı Detayı
19 Mayıs 2019 - Pazar 15:10
 
SALTANATTAN ULUSAL EGEMENLİĞE
GÜNGÖR BERK
 
 

 

SALTANATTAN ULUSAL EGEMENLİĞE

 

 

 

 

          19 Mayıs 1919, Mustafa Kemal önderliğinde emperyalizme karşı yapılan ve yeniden bağımsızlığın kazanıldığı Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın başlangıcıdır. Türk Devrimi yolunda, “kurtuluş” ve “kuruluş” için ilk adımın atıldığı gündür. 

 

 

 

          Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı’nda yenik düşünce, 30 Ekim 1918’de, savaşın galibi İtilaf Devletleri’yle Mondros Mütarekesi’ni imzaladı. Bu savaş bırakışması Osmanlı Devleti topraklarının İngiltere, Fransa, İtalya arasında paylaşılmasını öngörüyordu. Amerika Birleşik Devletleri de İtilaf Devletleri yanında yer alarak paylaşıma katıldı. 8 Ocak 1919’da Başkan Wilson bir bildirge yayımlayarak paylaşımın ilkelerini ortaya koydu.    

 

 

 

          Barış antlaşmasını beklemeye gerek duymadan ve Mondros Mütarekesi’ne dayanarak İngiltere, Fransa, İtalya Anadolu’yu işgal kararı aldılar. Yunanistan’a da işgalden pay verildi. Yunan Ordusu, 15 Mayıs 1919’da, donanma desteğinde İzmir’e çıktı. 10 Ağustos 1920’de imzalanacak Sevr Antlaşması ise arkadan gelecekti.

 

 

 

          Bu ortamda, tüm yurtta tepkiler ve ulusal heyecan çoğaldı. Anadolu’nun emperyalist devletlerce paylaşılmasına karşı çıkan ve bölgesel savunmalar için örgütlenen Müdafaa-ı Hukuk, Redd-i İlhak, Redd-i İşgal Cemiyetleri kuruldu.

 

 

 

          16 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal, dokuzuncu ordu müfettişi olarak yirmi üç subayıyla birlikte Bandırma Vapuru’na binecekti. 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkarak Anadolu’da bağımsızlık mücadelesini başlatacaktı. Hükümetin kendisini geri çağırma kararı üzerine karargahını önce Samsun’dan Havza’ya, sonra da Amasyalıların daveti üzerine Amasya’ya çekecekti.  21 – 22 Haziran 1919 gecesi yayımlanan “Amasya Genelgesi” Türk Devrimi’nin ilk bildirgesidir. Genelgede doğrudan halka seslenilir, halk uyarılır ve “milletin bağımsızlığını kurtaracak olan yine milletin azim ve kararlığıdır” denir, bunun için hiçbir dış güce gereksinim olmadığı vurgulanır.

 

 

 

          Bundan sonraki süreçte yerel ve ulusal savunma cemiyetleri Kuvay – ı Milliye cephesinde birleştirilecektir. 23 Temmuz / 7 Ağustos 1919’da Erzurum Kongresi toplanacak, “manda ve koruma kabul edilemez” denilecek ve geçici bir hükümet kuruluncaya kadar dokuz kişilik “Temsilciler Kurulu” seçilecektir. 4 Eylül / 11 Eylül 1919’da toplanan Sivas Kongresi’nde, Kuvay – ı Milliye tek kuvvet tanınacak ve “milli iradeyi temsil etmek üzere Millet Meclisi’nin derhal toplanması zorunludur” denilecektir. 28 Ocak 1920’de son Osmanlı Meb’uslar Meclisi’nin gizli oturumunda, Ulusal Kurtuluş ve Bağımsızlık Savaşı’nın programı niteliğindeki “Misak –ı Milli bildirisi kabul edilecektir. 23 Nisan 1920’de, Ankara’da Büyük Millet Meclisi açılacaktır.

 

 

 

          Sonrasındaki süreç ise emperyalizmin yenileceği ve Anadolu’dan “geldikleri gibi gidecekleri” Bağımsızlık Savaşı yıllarıdır. Sırasıyla Birinci İnönü Muharebesi, İkinci İnönü Muharebesi, Sakarya Meydan Muharebesi, Başkumandanlık Muharebesi kazanılacak ve ordularımız 9 Eylül 1922’de İzmir’e girecektir.

 

 

 

          24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Barış Antlaşması ve 29 Ekim 1923’te ilan edilen Cumhuriyet yönetimi ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti dünya devletleri yanında onurlu yerini almıştır. Cumhuriyetin erken döneminde saltanat ve hilafet kaldırılmış,  aydınlanma devrimleri gerçekleştirilmiş, çağdaşlaşma yoluna girilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti laik, demokratik, sosyal, hukuk devletidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin temelinde tam bağımsızlık, ulusal egemenlik, kültürümüz vardır. Türkiye Cumhuriyeti, vatanı ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Tek ülke, tek devlet, tek ulus, tek dil, tek bayrak ülkümüzdür.

 

 

 

          Emperyalist güçlerin ve içteki işbirlikçilerin laik Cumhuriyetle hesaplaşmaları hiç bitmedi. Çok partili dönem boyunca ülke yönetimine gelen karşı devrim iktidarları Cumhuriyetin “kuruluş” değerleriyle hep oynadılar. “Atatürk’ün bedensel varlığının artık aramızda bulunmamasından cesaret alan içteki ve dıştaki kimi olumsuz güçler, O’nun yeni Türk Devleti’ni yaratma doğrultusunda ilk adımı attığı 19 Mayıs 1919’un üzerinden tam yetmiş yılın geçtiği günlerde, Atatürk devrim ve ilkelerine karşı, açık ya da kapalı saldırılarını doruğa ulaştırmış bulunmaktaydı. Bundan daha kötüsü, planlı ve sinsi bir çalışma ile, o devrim ve ilkeleri gelecekte yok etmek çabası içindelerdi. Bu durum karşısında Atatürk devrim ve ilkelerinin, toplumsal sorunlarımızın çözümlenmesinde ışık tutucu niteliğe ve yaratıcı güce sahip olduğuna inananlar” Atatürkçü Düşünce Derneği’ni 19 Mayıs 1989’da kurdular. Atatürkçü Düşünce Deneği otuz yıldır, Atatürk devrim ve ilkelerinin gelecekte de egemen olmasına katkıda bulunuyor, yurdun dört köşesine yayılmış şubeleriyle Kemalizm mücadelesi veriyor.            

 

 

 

          Yaşadığımız günlerdeki gidişatı toplum endişe ve üzüntüyle izlemektedir. Siyasal iktidar, kesintisiz on yedi yıl süren iktidarı sonunda, ülkeyi tarihsel bir yol ayrımına getirmiştir. 16 Nisan 2017’de halk oylamasına sunulan bir anayasa değişikliğiyle Parlamenter rejimden Başkanlık rejimine geçilmiştir. 24 Haziran 2018 günü yapılan “baskın seçim” ise ulusal egemenliğin kayıtsız koşulsuz “tek adam”a verilmesiyle sonuçlanmış ve “Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” adı verilen Başkanlık rejimi başlamıştır.

 

 

 

          19 Mayıs 1919’un yüzüncü ve 19 Mayıs 1989’un otuzuncu yıldönümü hem Türkiye Cumhuriyeti hem de Atatürkçü Düşünce Derneği için kutlu olsun! Türk Milleti Atatürk Devrimi’ne sonsuza kadar sahip çıkacaktır.

 

 

 

Güngör Berk Yazıları Atatürkçü Medya’da…

 
Etiketler: SALTANATTAN, ULUSAL, EGEMENLİĞE,
Yorumlar
Haber Yazılımı