Yazı Detayı
05 Ağustos 2019 - Pazartesi 20:51 Bu yazı 751 kez okundu
 
TÜRK’ÜN EBEDİ KUT’LU BAŞKOMUTANI: ATATÜRK
SUAT ARIK
ariksuat9@gmail.com
 
 

 

 

TÜRK’ÜN EBEDİ KUT’LU BAŞKOMUTANI: ATATÜRK

 

 

 

 

Birinci İnönü ve İkinci İnönü Zaferlerinden sonra Yunanlılar birliklerini güçlendirip Türk Ordusu’nun saldırı gücünü yok etmek, savunma gücünü kırmak için; Ege Bölgesi’nden İç Anadolu’ya yayılmak ve Ankara’yı işgal ederek TBMM’yi dağıtmak istiyordu.

 

Bu amacını uygulamak için İngilizler sürekli Yunanlıları kışkırtıyor ve bol miktarda silah, cephane, araç-gereçle Yunan Ordusunu takviye etmekteydi. 10 Temmuz 1921’de Yunan saldırısı başlamış, cephe İnönü’den Afyon’a kadar uzanan geniş bir alandaydı.

 

Bu çok geniş alan, son derece üstün silah, cephane takviyesi yanında asker takviyesi ile yapılmaktaydı. Mustafa Kemal Paşa durumu öğrendiğinde derhal kademeli geri çekilme yapılmasını Genelkurmay ile birlikte çalışarak planlamıştı. Çünkü takviye yapılmış Yunan Ordusu karşısında büyük kayıplar verilmesini önlemek istiyordu. En iyi çözüm stratejik noktalara çekilmekti. TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa bir asker olarak askerlik sanatının gereği olarak bu kararı vermiş ve 24 Temmuz 1921 tarihine kadar Sakarya Irmağı’nın doğusuna çekilme tamamlanmıştı.

 

Bu zaman içinde Eskişehir, Kütahya ve Afyon civarında çarpışmalar devam etmişti. Yunanlılar Türk Ordusu’nu yok etmek için meydana savaşına çekmek istemiş ancak bunu başaramamıştı. Savaş sanatı zekâ ve tecrübe gerektirir. TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa, olanlara Ankara’dan müdahele ederek en az kayıp vererek stratejik noktaya geri çekilmeyi sağlayarak Türk Ordusu’nun yok edilmesini önlemişti.

 

Türk Ordusu’nun o günün şartlarında bir meydan savaşına girmesi her şeyin bitmesi olurdu. Ancak bu geri çekilme ile Yunanlılar Eskişehir, Kütahya ve Afyon’u işgal etmiş, Sakarya Irmağı’nın batısına kadar ilerlemişti. Burada Yunanlılar bir süre bekleyip hazırlık, planlama ve takviyeyi yapıp Türk Ordusu’na son darbeyi vurmaya hazırlanıyorlardı.

 

Doğu’da Ermenilere karşı zafer sağlanmış ve ardından Gümrü Antlaşması imzalanmıştı. Güneydoğu’da Fransızlara karşı müthiş bir direniş, ardından Birinci ve İkinci İnönü Zaferleri gelmişti. Bu süreçte Anlaşma Devletleri ile ilk diplomatik temaslar da gerçekleşmişti. Sovyet Rusya ile Moskova Antlaşması imzalanmıştı. Bütün bu olanlar TBMM Hükümeti ve emrindeki Kahraman Türk Ordusu’nun 6 ay içerisindeki olağanüstü başarılarıydı.

 

Kütahya-Eskişehir Savaşları, canlanan umut ışığını söndürme yönündeydi. Yunanlıların kat ve kat üstün güçlerle Sakarya’nın batısına gelmesi umutları kırmaktaydı. Ve Yunanlılar büyük bir saldırıya hazırlanıyorlardı. Yunanlıların kısa sürede Kütahya, Eskişehir, Afyon’u işgal edip Sakarya’nın batısına kadar gelmesi Yunanlıları ve İngilizleri iyice pervasızlaştırmıştı.

 

İngiliz Başbakanı gururla Sevr’in artık Yunanlılar çıkarına değiştirilmesi gerektiği şeklinde konuşmaktaydı. Bunun anlamı Batı Anadolu’nun Yunanlılara verilmesi demekti. Tabi dedeleri İngiliz babaları Yunan olan iç bedbahtlar bunları bile bile ihanete hala devam ederler.

 

Yunanlılar büyük saldırıya hazırlanırken, bu saldırı ile Ankara’yı işgal ederek TBMM’yi dağıtıp Türk siyasal varlığına son verme amacındaydı. TBMM’de yaklaşan saldırı öncesi sert tartışmalara sahne oluyordu. Bu tartışmalar sırasında TBMM’nin büyük Yunan saldırısından önce Kayseri’ye nakli gibi benzer akıl dışı öneriler yapılmaktaydı. Başarısızlığın sorumlusu olarak da Mustafa Kemal Paşa’yı gösterenler olmuştu.

 

Hâlbuki Mustafa Kemal Paşa Kütahya-Eskişehir Savaşları sırasında TBMM Başkanı idi. TBMM Başkanı olarak Meclisin aldığı kararları ve verdiği görevleri yerine getirmekteydi. İnsiyatif alarak Genelkurmayla çalışarak zaten orduyu stratejik nokta olan Sakarya Irmağı’nın doğusuna çekerek büyük kayıplar verilmesinin önüne geçmişti.

 

Mecliste yine son çare olarak Mustafa Kemal Paşa’nın ordunun başına geçmesi gerektiği fikri tartışılmaya başlanmıştı. Mustafa Kemal Paşa, eğer durumun sorumlusu ben isem; bana istediğim yetkileri verirseniz bende gereğini yaparım demişti. Eğer bana bir sorumluluk verilmek isteniyorsa, bunun belli yetkilere bağlı olarak sağlanması gerekir demişti.  Olağanüstü durum karşısında olağanüstü yetkilerle donatılınca, verilen kararlar hemen uygulanır ve işler daha çabuk yürütülerek başarı elde edilebilir demişti.

 

Ağustos ayının ilk günlerinde TBMM’de bu yetkiler ile ilgili görüşülmeye başlanmış, 4 Ağustos 1921’de kanun teklifi TBMM’ye sunulmuştu. 5 Ağustos 1921’de TBMM çıkardığı yasa ile Mustafa Kemal Paşa’ya üç ay süreyle “Başkomutanlık” görevini vermişti.

 

Meclisin yetkilerinin TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa’ya TBMM tarafından verilmesi il hızlı karar alma, uygulama, orduyu güçlendirme, takviye etme ve yönetme yetkileri verilmiş oluyordu.

 

 

Bu duruma itiraz eden muhalif vekiller olsa da ilerleyen süreçte başarılar elde edilmeye başlanınca, bu başarılar karşısında seslerini kesmek zorunda kalmışlardı. Sakarya Meydan Muharebesi’nin kazanılması ile Mustafa Kemal Paşa’ya bu yetkilerin verilmesinin ne kadar doğru olduğu belli olmuştu. TBMM ve Türk halkının Mustafa Kemal Paşa’ya inanması canla başla verdiği emirleri yerine getirmesi sonucu kazanılan başarılar O’na olan güveni kat ve kat artmıştı.

 

20 Temmuz 1921 tarihine kadar üçer aylık sürelerle uzatılan Mustafa Kemal Paşa’nın “Başkomutanlık” görevi, o günden itibaren süresiz uzatılmıştı. 30 Ağustos 1922 tarihinde Başkomutan olarak başlattığı Büyük Taarruz ile Yunanlıları denize dökmüştü. Başkomutanlık Kanunu, 29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyetin İlanı ve Cumhurbaşkanı seçildiği bu tarihe kadar yürürlükte kalmıştı.

 

Mustafa Kemal Paşa, “Başkomutanlık” görevi ile ilgili 20 Temmuz 1922’de yapılan Meclis oturumunda şunları söylemişti: “Artık ordumuzun maddi ve manevi gücü, olağanüstü hiçbir tedbire ihtiyaç duyurmaksızın, milli gayeyi tam bir güvenle gerçekleştirecek düzeye ulaşmıştır. Bu bakımdan, olağanüstü yetkilerin devam ettirilmesine gerek ve ihtiyaç kalmadığı görüşündeyim. 

 

Bugün ortadan kalktığını görmekle sevindiğimiz bu ihtiyacın, bundan sonra da doğduğunu görmemekle mutlu olacağız. Başkomutanlık görevinin süresi, olsa olsa Misak-ı Milli’mizin özüne uygun kesin bir sonuca ulaşacağımız güne kadar uzar. Mutlu sonuca güvenle ulaşacağımıza şüphe yoktur. 

 

O gün, değerli İzmir’imiz, güzel Bursa’mız, İstanbul’umuz, Trakya’mız ana vatana katılmış olacaktır. O mutlu gün gelince, bütün milletle birlikte, en büyük mutluluklara erişmekle şeref duyacağız.

Benim bundan başka İkinci bir mutluluğum daha olacaktır ki, o da kutsal davamıza başladığımız gün bulunduğum duruma dönebilme imkânıdır. Dünyada, milletin bağrında serbest bir fert olabilmek kadar büyük bir mutluluk var mıdır? Gerçekleri bilen, kalbinde ve vicdanında manevi ve kutsal hazlardan başka zevk taşımayan insanlar için, ne kadar yüksek olursa olsun, maddi makamların hiçbir değeri yoktur.” 

 

Yapılan Meclis oturumunda Mustafa Kemal Paşa’ya (Başkomutana) olağanüstü yetkileri tanıyan madde çıkarılmış ve o güne kadar üçer aylık süreyle uzatılan kanun bu şekilde kabul edilerek süresiz uzatılmıştı.

 

Şu hususa vurgu yapmak gerekir; Başkomutanlık Kanunu görüşmeleri sırasında o zor şartlarda Türk Ordusu’nun başına TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa’nın geçmesini muhalif vekillerde istemekteydi ancak yetkilerinin kısıtlanmasını istemeleri ayrı bir çelişki olarak karşımızda durmakta. Tabi bu davranışın çeşitli ve kişilere göre değişken sebepleri de vardı. Şu gerçeği göz ardı edemeyiz, başarısızlığı isteyen iç bedbahtları da aklımızdan hiçbir zaman çıkarmamalıyız. Bugün bu iç bedbahtlar yine var. Bu zor ve çetin Ortadoğu coğrafyasında bu devşirme iç bedbahtlar hep olacaktır. 

 

Mustafa Kemal Paşa, 20 Temmuz 1922’de TBMM’de yapmış olduğu konuşmayla Meclise olan saygısını bir kez daha göstermiş ve kendisine verilen olağanüstü yetki maddesinin kaldırılmasını bizzat kendisi isteyerek o zor günlerde yapılan muhalefetin ne kadar gereksiz ve anlamsız olduğunu da göstermişti.

 

Ebedi Kut’lu Başkomutanımız Mustafa Kemal Paşa, düşmanla savaşırken kendisine o zor günlerde muhalefet yapılırken, emperyalistlerin ve uşaklarının kışkırtmalarıyla çıkarılan ayaklanmaları bastırmakla uğraşırken dahi tek düşüncesi: Türk Milleti’ne istikbalini ve egemenliğini kazandırarak dünya ölçeğinde saygın “Yeni Türk Devleti” oluşturma planları üzerinde çalışmaktaydı.

 

Ve Ebedi Kut’lu Başkomutanımız Atatürk Şöyle Demişti: “Ben, gerektiği zaman, en büyük armağan olmak üzere Türk milletine canımı vereceğim.” Ömrünün son zamanlarında dahi hastalık dinlemedi. Hatay sorunun gündemde olduğu günlerde Adana ve Mersin’e geziler yaptı. Doktorların çok tehlikeli olacağı uyarısına aldırış dahi etmeden Ülkü edindiği Misak-Milli, “Milli Dava Hatay” için bunu yapması gerektiğini biliyordu ve yaptı. 

 

Başkomutanlık görevinin uzatılması nedeniyle yapılan TBMM görüşmeleri sırasında konuşmasında söylediği gibi “…Başkomutanlık görevinin süresi, olsa olsa Misak-ı Milli’mizin özüne uygun kesin bir sonuca ulaşacağımız güne kadar uzar…” demişti. Bunun için de çok hasta olmasına rağmen “Güney Gezisi” ile tüm dünyaya boy göstermişti. 

 

Bu gezi hastalığının ilerlemesine neden olmuş ve durumu kötüleşmişti. 4 Temmuz 1938'de Hatay Antlaşması'nın yürürlüğe girmesi, Ebedi Kut’lu Başkomutanımız Atatürk’ü çok sevindirip moralini düzeltmişti. Ancak bir daha sağlığına kavuşamadı. Ve ömrünün son anına kadar Türk Milleti için çalışarak, canını Türk Milleti’ne armağan etmişti.

 

Ebedi Başbuğumuz Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’e; TBMM tarafından 5 Ağustos 1921’de verilen “BAŞKOMUTANLIK” görevinin 98. Yılı Kut’lu Olsun.

 

 

YAŞA TÜRK’ÜN KUT’LU EBEDİ BAŞKOMUTANI: ATATÜRK

 

 

 

 

 
Etiketler: TÜRK’ÜN, EBEDİ, KUT’LU, BAŞKOMUTANI:, ATATÜRK,
Yorumlar
Haber Yazılımı