Yazı Detayı
07 Şubat 2018 - Çarşamba 23:34 Bu yazı 2153 kez okundu
 
TÜRKLER TARİH BOYUNCA MEDENİYET YAYICISI OLMUŞTUR
TANER ÜNAL
Tarihçi-Yazar
 
 

TÜRKLER TARİH BOYUNCA MEDENİYET YAYICISI OLMUŞTUR

 

 

Sevgili Okurlar,

 


Dünya Tarihi muhteşem ve muazzam bir Türk tarihidir. Dünya tarihinin Türk Irkı ve Türk Medeniyeti çıkarıldığı takdirde dünyanın ilkel insanların kargaşa içerisinde yaşadığı topluluklar kümesi haline döneceği aşikârdır.

 

Bir millet düşünelim ki yüzlerce, binlerce boy ve budunlara ayrılıyor Asya'dan Anadolu'ya Avrupa'ya, Mısır'a, Mezopotamya'ya Medeniyet ve Türk kanını götürüyor, gittiği her yerde ayrı kavim devletleri veya ileride millet varlığını teşkil edecek toplulukları meydana getiriyor, Tarihin muhtelif dönemlerinde dünyanın üçte ikisinde hakim medeniyet olarak varlığını sürdürüyor, her seferinde yeni ulusların doğmasına sebep oluyor.. Böyle muhteşem bir millete küçük bir millet nazarıyla bakmak, Tarihteki varlığını başkalarına maletmek, sahte ırk teorileri ile aleyhinde ağır itham ve teoriler oluşturulması kabul olabilir mi?

 

 

 

Sevgili Okurlar,
 

Binlerce yıl önce Çin gibi bir devleti en moren usullerle kurmuş, gelişen imkânlara göre yollar, atlı arabalar, çiftçilik, tarım kooperatifleri, ve modern şehirler kurarak asırlarca Çin'i idare etmiş bir millet zayıf telakki edilebilir mi?

Bir millet ki orta Asya’da Avrupa’nın iki misli araziye adını vermiş ve 15-20 milyon kilometre civarında bir arz parçasına bile sığamayarak 48 milyon km2 koca Asya’yı on milyon km2 Avrupa’nın yarısından fazlasında devletler kurmuş medeniyet götürmüş bununla da yetinmeyerek, defalarca hem Asya, hem Avrupa’ya en yakın noktasından Afrika’ya geçmiş bir millet küçük kabul edilebilir mi?

 

Türk Milletinin, orta Asya’dan Ön Asya Avrupa Afrika hatta Amerika’ya uzanan tarihi çizgide yeri ve rolü evrim ve Milliyetçilik- Türklük –Türk Milli Kültürünü yayma mücadelesi şuuru ile birlikte değerlendirilmelidir.
Türk Milletinin, orta Asya’dan Ön Asya,Avrupa,Afrika hatta Amerika’ya uzanan tarihi çizgide yeri ve rolü evrim ve Milliyetçilik- Türklük –Türk Milli Kültürünü yayma mücadelesi şuuru ile birlikte değerlendirilmelidir.

 

 

BUZUL ÇAĞINDAN BUGÜNE ASYA'NIN BRAKİSEFALLERİ

 

 

Sevgili Okurlar,


Asya’nın Brakisefalleri olarak tarih sahnesinde yer alan Türkler Buzul Çağından Cilalı Taş ve Bronz kültürüne kadar doğanın değişen koşullarına uyum sağlayarak yaratıcı zekâsı ve gayretiyle diğer toplumlara önder olmuş ileriki yüzyıllarda Tarımsal gelişmeyi sağlamış, Modern Şehirler kurmuş, bilim, Hukuk, kültür, sanat, Harp sanatı vd dallarında öncü ve sürekli gelişim halinde olmuştur. Yüreği cesareti savaş kabiliyeti ile dünya tarihindeki bu günkü gelişimin öncüsü olmuştur.

 

Osmanlı ve Selçuklu döneminde yöneticilerin genel olarak yoğun bir biçimde devam eden gayri milli zihniyetleri, Türk düşmanlıkları ve Türklere yaptıkları zulüm duraklamaya hatta yıkılışa sebep olmuştur.

 

Sevgili Okurlar,
 

Osmanlı’da devşirmelerin yönetime gelerek 500 yıl süreyle Türk Milletine karşı zulüm ve - Türk ırkına yönelik adeta soykırım halini alan katliamları ve Türklerin kurduğu devlete ihanet içerisinde olmaları sebebiyle Türklerin gelişmesinin önüne geçilmiştir.

 

Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşu ile Büyük Türk Milleti Büyük Atatürk'ün önderliğinde yeniden bir şahlanışa geçmiş ise de Atatürk'ün ebediyete intikaliyle birlikte başlatılan yanlış politikalara paralel olarak Milliyet duygusunun zayıflaması yönündeki faaliyetler de hızla devam etmiştir. her sahada olduğu gibi Türk Tarihi gerçek hüviyetinden uzak hale sokularak önemsizleştirilerek anlatılmış Türk olmanın değerini anlamaktan uzak bir neslin yetişmesi için elden gelen yapılmıştır.

 

 

TÜRK TARİHİNİN BÜYÜSÜ

 

 

Sevgili Okurlar,


20. Yüzyıl başında, çağdaş milliyetçilik anlayışı "bir millete bağlılık duygusu" olarak Amerika’ya kadar girmiş bulunmaktaydı. Irk, dil ve din birliği, benzerliği gibi esasları önemseyen "objektif milliyetçilik" yerine Ernest Renan’ın geliştirdiği teoriye göre millet gerçeği "o milleti oluşturan bireylerin, birlikte yaşama duygusuna, birlikte yaşanan geçmişin yarattığı ortak kültüre, ruh ve inanç beraberliğine" dayandırılmaktaydı. E. Renan çağdaş dünyada ırk ve doğuş birliğinden yoksun bulunan toplumların da yeni ülküler etrafında birleşerek beraber yaşama duygusuyla bir ulus oluştura bileceklerini savunmuştur.

 

Avrupalılar Sömürge projesi üzerinde çalışırken bilim adamı heyetleriyle Çin tarihi kaynakları üzerinde uzunca bir dönem inceleme yaptılar. Çin tarihi incelenirken dev bir Türk tarihi ile karşılaştılar.

 

Oryantalizmin bir kolu olan Türkoloji 17. Yüzyılda Cizvit papazlarının başlattığı Sinoloji (Çin araştırmaları) disiplinine bağımlı olarak gelişmiştir. Gerçekten Çin uygarlığı ile ilgili bilgilerin artışı ve Çin kaynaklarının tanınması, Orta Asya Türkleri ve bunların tarihi ile ilgili birçok bilginin ortaya çıkmasına yol açmıştı. İşte, kendisini de Sinolog olan ve bu konudaki bilgileri değerlendiren Deguignes, 18. Yüzyıl ortalarında eski Türklerle ilgili ilk eseri yazmıştır.

 

Zamanımızdan 218 yıl önce ölen Fransız sinoloğu Deguignes Türk Tarihçiliğinin de kurucusudur. Joseph Deguignes 19 Ekim 1721’de Pontoise’de doğmuştur. 1745’de Kral kütüphanesinde Doğu dilleri tercümanı olmuştur. Deguignes Çin dilinin tanınmış uzmanı idi. Eserlerine dikkat edilirse onun Latince ve Yunanca’dan başka Arapça ve Farsça da bilmektedir.

 

 

Sevgili Okurlar,


Josehp de guignes’in (1721-1800) "Histoire Generale des Huns, des Tures,des Mongoles et autres Tartares Occidenteaux", (Hunların, Türklerin, Moğolların ve daha sair Tatarların tarihi Paris 1756) adlı eseri 1756-1758 arasında 5 cilt halinde yayınlandı. Batı Türkler'in Asya tarihinde oynadıkları rolün bir kısmını böylece keşfetmiştir. Bu eser Hüsnü Paşa’nın Tarih-i Alem isimli tıpkı basımının, İslamiyet'ten önceki Türklerle ilgili bölümüne temel kaynak olmuştur.

 

Deguignes Çin dilinin tanınmış uzmanı idi. Eserlerine dikkat edilirse onun Latince ve Yunancadan başka Arapça ve Farsça da bilmektedir. İleri yıllarda Çin kaynakları dikkate alınarak yapılan kazılarda Türk tarihinin erken dönemlerine hatta Prehistorik Paleolitik devirlere ait yeni bulgular çıkıyor, Batı’nın 19.YY başlarına kadar oluşturduğu tüm teoriler iflas etmiş Dünya Tarihini bir projektör gibi aydınlatan bilinen dünyanın üçte ikisine hakim olmuş medeniyetin kurucusu ve geliştiricisi olmuş büyük Türk Milleti bütün ihtişamı ile parlıyordu.

 

Lumley’in (1811-1832) üçüncü Selim’e ithaf ettiği Kitab-ı İlmuin-Nufi adındaki umumi Türk dil bilgisii fikir adamlarımızın ruhunda büyük tesirler yaptı. Lonrda da baskısı yapılan Grammar Of the Turkish Language (Türk Dili dil bilgisii) adlı eser Türkçe’nin ilk sistematik dil bilgisii olması bakımından değil aynı zaman da tarihi bir eser olması bakımından da önem taşır.

 

Kitapta Türk tarihi, Türk lehçeleri hakkında sistematik bilgiler verilmekte Osmanlı Türkçesi ile Türk dilleri arasındaki bağlar ortaya konmaktadır. Bu eserin Dil bilgisi bölümleri Fuat ve Cevdet Paşa’ların Kavaid-i Osmaniye isimli eserlerine kaynak teşkil etmiştir. Ali Suavi Paris'te çıkardığı ulum gazetesinin ilk sayısında yayınladığı "Türk" isimli makalesinde Davids’i kaynak olarak kullanmıştır.

 

1822 de "Asya Derneği"ni (Societe Asiatique) kuran ve 1828’de Journal Asiatique’i çıkararak şarkiyatçı çalışmalara hız kazandıran iki alim, J.Klaproth ve R. Remusat, Türkoloji bakımından ayrı bir önem taşıyorlardı. Bu yazarlar, çağdaş antropologların Türkleri Kafkas ırkından sayan tasniflerini kabul etmemekle beraber, onları Moğollardan ve Tatarlardan da ayırıyorlardı. Klaproth bu açıdan Ebülgazi Bahadır Han’ın "Şecere-i Türk"ünde dahi, Türklerin "beyaz tatarlar" adı altında ayrı ele alındığına dikkati çekmiştir.

 

A. Remusat da Rus yazarların Türkleri yanlış olarak Tatar saydığını ileri sürmüş ve fizyolojik kriterlerle tamamlanması gereken dil tasnifleri ileri sürmüştür. Türklerin kökeni ve Moğol - Tatar kavimleriyle ilişkileri, Osmanlı İmparatorluğunda da ilgi yaratan birtakım başka eserlerde tekrar ele alınmıştır. Fakat bu konuda en popüler olan ve Osmanlı devletinde Türkçülüğün doğuşunu en çok etkileyen eser, Leon Cahun’un 1896 da yayınlanan eseri olmuştur.

 

Eski Orta Asya Türklerinden kalma pek çok medeniyet eserleri vardır. Bunlardan bir kısmı tarihten önceki devirlere aittir. Diğerleri ise tarihi devirlerden kalma eserlerdir. Türk tarihinde Türkler arasında İslam dininin intişarı mühim bir dönüm noktası teşkil eder. Onun için Türk ırkının İslamiyet’ten önceki uzun sürmüş olan medeni mazisini, İslamiyet’ten sonraki devirden tefrik ederek, İslamiyet’ten önceki devirlere ait bütün eserlerden İslamiyet’ten önceki Türk medeniyeti eserleri unvanı altında bahsedebiliriz.

 

 

Sevgili Okurlar,


İslamiyet’ten önceki devirden kalma medeniyet eserlerinin mühim olanları şunlardır:

 

1) Türk dili,

2) Eski Türk mezarlarından (Kurganlardan) çıkarılan eşya,

3) Madencilik ve izleri,

4) Suyolları,

5) Türk şehirleri,

6) Yazılı taşlar,

7) Yazma eserler.

8) Mağaralardaki yazı resimler

9) Yada Taşı gibi Taş su ağaç kültleri,

10) Çin Tarihinin kaynakları ve Çinli seyyahların notları

11) Yunan, İran, Bizans, Arap Ermeni Kaynakları

12) Zend Avesta , Tevrat, Sümer , Asur , Babil Mısır vd kaynaklar

 

 

Sevgili Okurlar,
 

Orhon Yazıtları dilinin çözülmesi Türkoloji’nin ve Türk milliyetçiliğinin gelişmesinde önemli bir dönüm noktasıdır. Bu yazıtlar, VI.VIII. yüzyıllarda tüm Avrasya’yı egemenliği altına almış olan Gök Türk adını taşıyan devletin destanını bize Türkçe nakletmektedir. Yazıtların okunması, Batı’da Türkoloji’nin gelişmesinde büyük etki yapmıştır.

 

Ortaçağ’da İranlılar ve Çinliler bu yazıtlardan haberdardılar. Batı’da ilk kez İsveçli Phillip Johann von Strahlenberg, Sibirya’da sürgün hayatında yaptığı inceleme gezileri sırasında bu ya¬zıtları görmüş ve Avrupa’ya dönüşünde (1722) yazdığı kitapta söz etmişti.25 Orhon ve Yenisey Yazıtları’nın dilini ilk kez çözen DanimarkalI dil bilgini V. L. P. Thomsen (1842-1927), bu keşfini Danimarka Bilimler Akademisi’nin 15 Aralık 1893’teki toplantısında açık¬lamış ve tam metni Inscriptions de l’Orkhon dechiffrees’de yayımlmış; bu konudaki çalışmalarını 1925’e kadar sürdürmüştür.

 

Orhon Yazıtları’nın okunması Türklük biliminde yeni bir çığır açmıştır Türk Eskiçağını parlak bir biçimde ortaya çıkaran Orhon Yazıtları, Türkiye’de heyecan ve gurur kaynağı olmuş, Türk kültür tarihine büyük hizmetler vermiş olan Türkçü Necib Asım, Orhon Abideleri yazısıyla bu önemli keşfi ilk kez Türk okuyucularına tanıtmıştır ("Orhon Âbideleri", "Pek Eski Türk Yazısı", "Türk Tarihi", 1316/ 1900).

 

Daha sonra Hüseyin Namık Orkun, Türk Dil Kurumu yayınları arasında Eski Türk Yazıtları başlığı altında metni ve bugünkü Türkçe’ye çevirisini yayımladı. Orhon yazıtları ve öteki eski Türkçe âbideler ile Uygur metinleri üzerinde Alman ve Türk Türkologları araştırmalarını sürdürmüşler, Türkoloji böylece Batı oryantalizminin başlıca konularından biri durumuna gelmiştir. Önemli olan, Türkologların, hümanizmadan beri gelişmiş olan filoloji-hermenötik metodlarını Türkolojiye uygulamalarıdır.

 

Macaristan’da Türkoloji tahsil eden Türkler’in önde gelenlerinden Hüseyin Namık Orkun (19021956), Orhon Yazıtları’nm ilk kez bilimsel bir yayımını Türkçe’ye kazandırmıştır.23 Son yıllarda Prof. Talat Tekin, yazıtları ve gramerini, Batı Türkolojisinin tüm verilerini kullanarak örnek biçimde yayımlamış, Hüseyin Namık Orkun tarafından yapılan hatalı okumalar geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz değerli bilimadamı Talat Tekin tarafından düzeltilmiştir.
Türk Kültür ve Medeniyetini anlatmaya devam edeceğiz.

 

 

Görüşmek üzere Sevgiler Saygılar…

 

 

 

 

 

 
Etiketler: TÜRKLER, TARİH, BOYUNCA, MEDENİYET, YAYICISI, OLMUŞTUR,
Yorumlar
Haber Yazılımı