Yazı Detayı
22 Temmuz 2019 - Pazartesi 04:07 Bu yazı 357 kez okundu
 
TÜRKLERİN BİNLERCE YILLIK YÖNETİM MERKEZİ, KUTSAL YURDU ÖTÜKEN
TANER ÜNAL
Tarihçi-Yazar
 
 

 

 

TÜRKLERİN BİNLERCE YILLIK YÖNETİM MERKEZİ, KUTSAL YURDU ÖTÜKEN

 

 

 

DEĞERLİ ARKADAŞLARIM

 

TÜRKLERİN BİNLERCE YILLIK YÖNETİM MERKEZİ

TÜRKLERİN KUTSAL YURDU ÖTÜKEN'İ ANLATIYORUZ

 

TÜRK GÖZÜYLE

MOĞOLLARIN ÖZELLİKLERİNİ, YURTLARINI

TÜRK MOĞOL TARİHİ İLE İLGİLİ GERÇEKLERİ

BU KONUDA Kİ TÜRK TARİH TEZİNİ ANLATACAĞIZ

 

 

Değerli Arkadaşlarım,

 

Dünya Tarihi muhteşem ve muazzam bir Türk tarihidir. Dünya tarihinden Türk Irkı ve Türk Medeniyeti çıkarıldığı takdirde dünyanın ilkel insanların kargaşa içerisinde yaşadığı topluluklar kümesi haline döneceği aşikârdır.

 

Bir millet düşünelim ki yüzlerce, binlerce boy ve budunlara ayrılıyor Asya'dan Anadolu'ya Avrupa'ya, Mısır'a, Mezopotamya'ya Medeniyet ve Türk kanını götürüyor, gittiği her yerde ayrı kavim devletleri veya ileride millet varlığını teşkil edecek toplulukları meydana getiriyor,

 

Tarihin muhtelif dönemlerinde dünyanın üçte ikisinde hakim medeniyet olarak varlığını sürdürüyor, her seferinde yeni ulusların doğmasına sebep oluyor,

 

Böyle muhteşem bir millete küçük bir millet nazarıyla bakmak, Tarih boyunca süren varlığını ve başarılarını başkalarına mal etmek, sahte ırk teorileri ile aleyhinde ağır itham ve teoriler oluşturulması kabul olabilir mi?

 

Bundan 4000 yıl önce Çin gibi bir devleti en moren usullerle kurmuş toplamda 3000 yıl yönetmiş, gelişen imkânlara göre yollar, atlı arabalar, çiftçilik, tarım kooperatifleri, ve modern şehirler kurmuş bir millet zayıf telakki edilebilir mi?

 

Bir millet ki orta Asya’da Avrupa’nın iki misli araziye adını vermiş böyle bir millet küçük bir millet olabilir mi?

 

(A Avni Ali Candar, Türklüğün Kökleri ve Yayılışı, Ülkü Dergisi Sayı 1, 1934, S. 11)

 

 

Defalarca hem Asya'da, hem Avrupa’da (Prof.Dr.Eugene Pittard'ın II.Türk tarih Kongresine sunduğu tebliğden) onlarca büyük devlet kurmuş, en yakın noktasından Afrika’ya geçerek 48 Milyon Km2 alanda bilinen tüm dünyaya hükmetmiş bir millet önemsiz telakki edilebilir mi?

 

 

Değerli Arkadaşlarım,

 

Türk Milletinin, orta Asya’dan Ön Asya Avrupa Afrika hatta Amerika’ya uzanan tarihi çizgide yeri ve rolü,Türklerin, Milliyetçilik- Türklük –Türk Milli Kültürünü yayma mücadelesi ile birlikte değerlendirilmelidir.

 

Asya’nın Brakisefalleri olarak tarih sahnesinde yer alan Türkler Buzul Çağından Cilalı Taş ve Bronz kültürüne kadar doğanın değişen koşullarına uyum sağlayarak yaratıcı zekâsı ve gayretiyle diğer toplumlara önder olmuş ileri ki yüzyıllarda toplumsal gelişmeyi sağlamıştır.

 

Türkler, Modern Şehirler kurmuş, bilim, Hukuk, kültür, sanat, Harp sanatı vd dallarında öncü ve sürekli gelişim halinde olmuştur. Yüreği cesareti savaş kabiliyeti ile dünya tarihindeki bu günkü gelişimin öncüsü olmuştur.

 

Osmanlı ve Selçuklu döneminde yöneticilerin - bazı dönemler-hariç yoğunlukla devam eden gayri milli zihniyeti, Türk düşmanlığı ve Türklere yapılan zulüm duraklamaya sebep olmuş,

 

Osmanlı’da devşirmelerin yönetime gelerek 500 yıl süreyle Türk Milletine zulüm ve - Türk ırkına yönelik adeta soykırım halini alan katliamları ve Türklerin kurduğu devlete ihanet içerisinde olmaları sebebiyle Türklerin gelişmesinin önüne geçilmiştir.

 

Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşu ile Büyük Türk Milleti Atatürk'ün önderliğinde yeniden bir şahlanışa geçmiş ise de Atatürk'ün ebediyete intikaliyle birlikte başlatılan yanlış politikalara paralel olarak Milliyet duygusunun zayıflaması yönündeki faaliyetler de hızla devam etmiştir.

 

 

Değerli Arkadaşlarım,

 

Her sahada olduğu gibi Türk Tarihi gerçek hüviyetinden uzak hale sokularak önemsizleştirilerek anlatılmış, Türk olmanın değerini anlamaktan uzak bir neslin yetişmesi için elden gelen yapılmış, milli konularda bile Batı'nın planları dillendirilmiştir.

 

 

TÜRKLERİN KUTSAL YURDU ÖTÜKEN SAHİPSİZ KALDI. HALEN SAHİPSİZ..

 

 

Değerli Arkadaşlarım,

 

Moğollar bir milletleşme yolunda bir kavim değil Türklerin yaşadığı bölgelere OLDUKÇA UZAK bölgelerde yaşayan çok küçük ve ehemmiyetsiz bir topluluktur.

 

Moğollar'ın Ötüken'e yerleştikleri döneme kadar Türklerle hiç bir ortak geçmişi veya münasebetleri olmamıştır. Bugünkü Moğolistan Moğollarla ilgisi bulunan veya Türklerle savaşarak kazandığı bir yer değildir. Binlerce yıllık Türk yurdudur.

 

Bu günkü Moğolistan, Kadim Türk Tarihinde Türklerin Ktsallık izafe ettikleri yurtlarıydı.. Moğolistan'ın ortasında bulunan Ötüken Ormanları Hunların atalarına, Hunlara ve Göktürklere Başkentlik yapmıştı.

 

Önce Göktürk-Uygur, daha sonra Uygur-Kırgız Mücadelesi netice-sinde sahipsiz kalan Ana yurda Moğollar yerleşmişler sahipsiz kalmış, Türk vatanına Türk soyundan gelen Cengiz Han sayesinde adeta konmuşlardır.

 

Cengiz büyük bir Türk hükümdarıdır ancak Türk tarihine verdiği zarar Moğolları Tarih sahnesine çıkararak Türk Ana yurdunu onlara teslim etmesi olmuştur.

 

Bu gün Hac farizasının yerine getirildiği mekânlar Müslümanlar için neyse Türkler için de Ötüken öyleydi. Eğer Milli değerlerimize sahip çıkarak yeniden tarihteki şanlı yerimize gelmeyi istiyorsak tüm eserlerimizi ve kutsal mekânlarımızı iyi bilmeli onlara sahip çıkmalıyız.

 

 

Göktürk Devletinden kalma, 7 ve 8. asra âit en eski taş kitabeler. Üzerinde, Türk Yazılı kültürümüzün ilk örneklerinden bengü taşları bulunmaktadır. Moğolistan’ın kuzey-doğusunda, eski Orhun Nehri yatağına dikilmiş oldukları için bu kitabelere Orhun Abideleri denilmektedir.

 

Göktürk Devletine âit oldukları için de Göktürk Kitabeleri denmiştir. Abidelerde adı geçen Ötüken Ormanı, Türklerin Birinci İstiklâl Savaşını kazanan Kutluk Kağan tarafından, yeni Türk devletine idare merkezi olarak seçilen yerdir. (Türkler için 682 tarihi önemlidir.)

 

Türklerin kutsal mekânı Ötüken, matematiksel konum olarak 47° Kuzey paraleli ile 101° Doğu meridyenlerinin çakıştığı yer olarak tarif ediliyor Ötüken Türklerin kutsal mekânlarını nasıl kaybettiklerini daha sonra nasıl başkalarına mal edildiklerinin hazin durumudur.

 

Muhtelif bilim adamlarımızca bulunduğu yer hakkında çeşitli görüşler öne sürülen Ötüken Ünlü Türkolog A. Von Gabaın’in dediğine göre, güneyinde Hangay (Hsün-chi) Dağı, kuzeyde ise Tamir ırmağı ile çevrelenmiş doğal savunma kalesi durumunda olan bir yayladır.

 

Gök Türklerin başkenti olan Ötüken bölgesinde başlıca üç ırmak vardır. Bunlardan Orhun Irmağı, şehrin güneyine bitişik dağlardan çıkıp kuzey-doğuya doğru, Tamir Irmağı, şehrin batısından geçerek kuzeye doğru, Kurban Tamir Irmağı ise kuzey doğuya doğru akar.

 

 

Bu ırmakların her üçü de, başkentin yaklaşık 48 km (30 mil) kadar kuzeyinde bulu¬nan bir yerde birleşerek büyük Selenga nehrini oluşturmaktadır. Güneyinden Hangay Dağı, kuzeyden de Tamır ırmağı ile sarılmış olan Ötüken yaylaları, tabiî ve yüksek bir kale vaziyetinde idi.

 

Yaylanın bu vaziyeti,müdafaasını kolaylaştırdığı gibi,orada hâkim olan kuvvetin etrafa nüfuz ve tesirini de kolaylıkla temin ediyordu.Onun için bu dağ diğer bütün uruğ ve milletler için daima önemli bir devlet merkezi, yaz için gayet iyi bir yayla ve mükemmel bir korunma yeriydi.

 

Ötüken dağının bu fevkalâde vaziyeti buraya eller gözünde tarih boyunca süren büyük ehemmiyet kazandırmış Türkler tarih boyunca bu dağın kutsiyet ocağı ve mukaddes ruhun ikametgâhı olduğu kanaatini doğurmuştur.

 

Ötüken, Çin’e taarruz eden Türk orduları için bir üs ve mühimmat merkezi olması sebebiyle olduğu gibi, burasının savunulması kolay olmuştur.

 

 

TÜRK YURDU SAHİPSİZ KALDI MOĞOLLAR YERLEŞTİ

 

 

Değerli Arkadaşlarım,

 

Türkler tarih boyunca Milli kimliklerine, Dillerine ve Sahip oldukları Yurtlarına önem vermişlerdir.Milliyetçilik şuuru dünyada 19.yy'da uyanmaya başlamışken Türkler binlerce yıldır bu şuuru zaten yaşamaktaydılar.

 

Bu sebeple Türklerin değer verdikleri ve kesinlikle tek bir karışından bile vaz geçmedikleri bir değerleri daha vardır. Bu da vatan toprağıdır. Türkler canlarını vermişler ancak tek bir karış Yurt toprağından vaz geçmemişlerdir.

 

"Mete’nin tahta çıktığı çağda, (Muhtemelen) Yüeçiler. Mete’nin tahta çıktığını öğrenince, hemen bir elçi gönderdiler. Anlaşıldığına göre Mete henüz güçlenmeden bir savaş sebebi arıyorlardı.

 

"Elçi, Kendi Hanlarının, yorulmadan,‘1000 mil koşan atının’, kendilerine verilmesini istedi. Mete devletin ileri gelenlerini çağırıp, ‘kurultay topladı’. Kurultayda bulunanlar, böyle bir atın Hunlar için önemli’,olduğunu ve atın verilemeyeceğini söylediler.Fakat Mete, şöyle dedi.

 

"- Nasıl olur da, ‘bir atı, komşu bir devletten daha değerli tutabiliriz?" Bin mil yapabilen atı aldı ve elçiye verdi"

 

Özetle, Yüeçiler daha sonra Mete'den Ulu Hatun'u isterler. Mete tüm itirazlara rağmen onu da verir.

 

Ancak düşman savaş çıkarmak için Mete'den çöllük bir alanda ki sınır toprağı ister.

 

Elçi "Bu toprak ikimizinde işine yaramıyor ancak sizin görünüyor bize verin başka bir şey istemiyoruz"der.

 

"Mete, hemen kurultay topladı. Devletin ileri gelenlerine sordu. Bazıları şöyle dediler:

 

"Böyle terkedilmiş bir araziyi verebiliriz. Önemli değildir". Bunun üzerine Mete kükredi ve şöyle dedi:

 

"VATAN TOPRAĞI DEVLETİN TEMELİDİR! DEVLETİN TOPRAĞINI BAŞKASINA NASIL VEREBİLİRİZ!"

 

Mete, bundan sonra toprağı verelim diyenlerin başını kestirir hızla hareket ederek düşman ordusunu yener.

 

Prof. Dr. Bahaeddin Ögel, Dünden Bugüne Türk Kültürünün Gelişme Çağları,  s. 96-98  Ayrıca Prof.Dr. Bahaeddin Ögel'in"Türk Mitoojisi" adlı eserinde değerlendirme yapılmıştır.

 

 

Değerli arkadaşlarım,

 

Türk tarihi hanedanların devri gibi çok yanlış bir biçimde anlatılır. Halbuki her devletin yıkılışı çok kanlı olmuş ordular yok edildiği gibi çoğu defa halkın bile yarıya yakını kılıçtan geçirilmiştir.

 

Gök Türk devleti de bunlardan birisi olmuştur.

 

Gök Türk devleti, Bilge Kağan’ın 25 Kasım 734 yılında Buyruk Çur tarafından zehirlenerek öldürülmesiyle birlikte bir anda yıkılışa doğru geçmişti. Yoğun saldırılar üzerine hanedan mensuplarından birçoğu Çin İmparatoru Hsüan Tsung’a teslim olmuşlardı.

Son Gök Türk kağanı Wu-su-mi-şi (Ozamış)744 yılında Basmıl, Karluk ve Uygur boyları tarafından mağlup edilerek öldürülmüş, zavallı Ozamış Kağan’ın bahtsız başı bir törenle Çin’e gönderilerek Çin İmparatoruna takdim edilmişti.

 

745’de GökTürklerin kudretini kıran Uygurlar Orta Asya’nın hâkimi olmuşlardı. Gerek menşe efsanesindeki paralel zıtlık, gerekse Mani dininin kabulüyle, Uygur hanedan ve yüksek aristokrasisinin Ötüken’in kutsiyeti ve muhafazası konusunda Gök Türkler kadar hassas davranmamışlardı.

 

Ötüken’deki Uygur devleti ancak 840 yılına kadar varlığını sürdürebildi. 840 yılından önce kendisi de bir Türk olan Kırgız reisi A-je; "Uygurların altın çadırını alacağım ve önüne bayrağımı dikerek, atlarına geçit resmi yaptıracağım" demişti.

 

Gerçekten Kırgızlar, 840 yılında Uygur devletine son vermişler, Uygurlar korku ve panik ile sağa-sola dağılmışlardı.  Uygurlar, Tarihi Türk yurdu Ötüken’i ellerinde tutamayarak, buraların yabancı kavimlerin eline geçmesine sebep oldular ve Türk tarihinin seyrini değiştirdiler.

 

Kırgızların 840 etrafında Ordu-Balığ’ı alma¬sının ardından, Uygurlar güneye doğru, evvelden de yayılmış oldukları Türkistan ve Kansu bölgelerine göç ettiler.

 

İşte böylece Türklerin binlerce yıllık Kutsal yurtları Ötüken ve Ötüken deki binalar eserler Anıtlar sahipsiz kaldı!

 

Bin yıllık Büyük Hazar İmparatorluğu Peçeneklerin ani bir saldırısıyla bir anda böyle dağılmış ve darmadağın olmuş Koskoca Hazar Yurdu pusuda bekleyen Rus Knezinin eline kolayca geçivermişti.

 

Bunlar tarihimizin ibret sayfalıdır. Tüm devletlerimizin tarihini anlatacağız..

 

Ötüken uzunca bir süre sahipsiz kaldı. Moğollar, Ötüken ve bu gün Moğolistan adı verilen ancak tarihte hiçbir zaman Moğollara ait olmayan, Moğolların binlerce Km uzağında yaşadıkları sahipsiz Türk yurduna konuvermişlerdi.

 

Türkler mezarlarına öldürdükleri devlet adamlarının veya hükümdarların heykelciklerini dikilmesini isterlerdi.

 

Moğollar bu heykellerin hayattaki insanlara zarar vereceği inancında oldukları için Orhun bölgesindeki heykellerin kafalarını kırmışlar, etrafı talan etmişlerdir.

 

Kırgızlar Uygur ve Göktürklerle savaşları münasebetiyle olacak tam idrak ve intibak edemedikleri anlaşılan ‘Orhun Kültürünün’ ortadan kalkmasına ve eski Türk hakanlar yurdunu bir daha geri gelmemek üzere Moğollara kaptırılmasına sebep olmuşlardır.

 

Moğollar Cengiz'den 2 asır önce, küçük bir nüfus ile sahipsiz kalmış Ötüken'e  yerleşmişler 200 yıl burada çoğalarak Ötüken'i doldurmaya Yurt edinmeye başlamışlardır. Mete'nin çöllük kısmı için bile kahramanca savaştığı Ötüken işte böylece Moğolların olmuştur.

 

 

TÜRK'ÜZ TABİİ Kİ IRKIMIZI SEVİYORUZ.

 

ANCAK BİZE DÜŞMAN OLMAYANLARIN DÜŞMANI DEĞİLİZ.

 

TÜM IRKLARA BAKIŞIMIZ OBJEKTİFTİR

 

ŞÜPHESİZ MOĞOLLARDA GÜZEL BİR IRKTIR ANCAK TÜRKLERLE BİR BENZERLİĞİ BİLE YOKTUR.

 

BATI, MOĞOLLAR ÜZERİNDEN SALDIRI PLANLARI ÜRETMİŞ, ÜRETEBİLİR

 

KONUMUZ BUDUR.

 

 

Değerli Arkadaşlarım,

 

Şüphesiz Moğollar da, Çinlilerde veya Uzak doğu ülke insanları da fiziken güzel insanlardır. Hiç bir millete veya topluluğa karşı husumetimiz, kötü gözle bakmamız söz konusu bile olamaz.

 

Hatta Cengiz'in ölümünden bir asır geçmeden Moğolların devlet kurduğu toprakların içerisindeki Türk komutanlar eliyle idare eder hale gelmesi az sayıdaki Moğol unsurların Türkleşmesi sebebiyle Moğollara sempati ile bakarız.

 

Ancak bu etkileşimin Türk soyuna etkisi 1 nispetinde bile değildir. Bu oran fazla bile olsa ileride ihtilat - Irki karışım - melezlik nazariyesini incelerken izah edeceğimiz gibi Türk ırkına etkisi söz konusu olmadığı görülecektir.

 

Bizim tepkimiz Moğollara değil evelsi gün anlattığımız Batı'nın "Doğu Meselesi" adını verdiği, "Türk varlığını ortadan kaldırmak" şeklinde siyasi literatüre soktukları Türkleri karalamak, Türk ırkının, Türk Medeniyetinin binlerce yıllık tarihini başkalarına mal ederek, Tarihimizi ters yüz ederek Türk milletine saldıranlara karşıdır.

 

Türk tarih tezine kadar Türk Moğol ırk birlikteliği ile Türk ırkına ve Türk tarihine iftiralarda bulunanların amacı Türk Irkının güzelliğine ve Türk tarihine duyulan haset ile Türkleri tarihten silmek, Tarihin sahnesinden ilelebet ortadan kaldırmaktır.

 

 

Değerli Arkadaşlarım,

 

Tam buraya gelmişken 2 gün önce sizlerle paylaştığımız konuyla ilgili 5-6 twetlik çok kısa bir özet sunmakta yarar görüyoruz.

 

1815 Viyana Kongresinde siyasi literatüre sokulan ancak bu tarihten önce özellikle 1875 yılından sonra uygulamaya konulan "Şark Meselesi'’nin nihai amacı Türklerin Anadolu'dan çıkarılmasıdır. 215 yıllık plan yürüyor. Bu günkü BOP Batının aynı tasarımının bir devamıdır.

 

 

Değerli Arkadaşlarım,

 

1873 yılında Rus ordularının Orta Asya’da ilerleyerek Türk yurdu Hive’yi ele geçirip İngiliz sömürgesi Hindistan’ın kapılarına dayanması üzerine,İngillere, Türklerin ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Rus yayılmasına engel olamayacak denli güçsüz olduğunu görmüş;

 

"Rusya’ya karşı tampon Türk" politikasını gözden geçirmeye başlamış, tam bu sırada Osmanlı Padişahı Abdülaziz de 1875’te İngiltere’ye dirsek çevirerek Rusya’yla birlik olmaya davranınca, Türklerden umudunu büsbütün kesen İngillere; o güne dek sürdürdüğü politikadan vaz geçmiştir.

 

Artık "Türkleri destekleyip Ruslara saldırtma" politikasını terk ederek, Ruslara yanaşmaya ve onlara; Hindistan’a dokunmamanız koşuluyla Osmanlı’dan beğendiğiniz yerleri almanıza, özellikle Balkanlar’da yayılmanıza ses çıkartmayız" demeye başlamıştı.

 

Gladstone; "insanlığın insanlık dışı örneği" olarak damgaladığı Türkleri, tarih boyunca bütün uygarlıkların yıkıcısı olmuş insanlık düşmanı bir ırk, olarak niteliyor, 1875'de Basın toplantısında "Şark Meselesinin Nihai amacı Türklerin vücutlarını ortadan kaldırmaktır" diyordu.

 

Şark Meselesi (Doğu sorunu) ikinci, üçüncü beşinci sınıf politikacılar ve sözde bilim adamları tarafından dillendiriliyor" TÜRKLERİN SARI IRKA- MOĞOL IRKINA-  mensup oldukları, bu ikinci sınıf insanların kabiliyetsiz olduklarını, anlayışsız, uyumsuz, tehlikeli olduklarını "Türklerin kendilerine ait hiçbir medeni eserlerinin bulunmadığını, kendilerini düzenleyecek ve yenileyecek kapasitelerinin olmadığını, siyasi karışıklıklarla Avrupa’nın huzurunu kaçındıkları, Türklerin bulunduğu yerlerin kendilerine ait olmadığı" söyleniyor, "Anadolu ve Balkan topraklarında, İngilizlerin, Fransızların, İtalyanların Almanların ve Yunanlıların, Ermenilerin, Gürcülerin, Arapların hakları olduğu, Sarı ırka mensup Türklerin Avrupa’dan ve Anadolu’dan kovulmalarının, yeryüzünden kaldırılmalarının gerektiği"öne sürülüyordu.

 

İNGİLİZ BAŞBAKANI GLADSTONE, 1876 DA "TÜRKLERİN, DÜNYA YÜZÜNDEN KÖTÜLÜKLERİNİ KALDIRMANIN BİR TEK YOLU VARDIR, O DA KENDİ VÜCUTLARINI DÜNYA YÜZÜNDEN KALDIRMAK!" der.

 

BOP, DÜNKÜ ŞARK MESELESİNİN DEVAMIDIR VE TEK AMACI TÜRKLERİN ANADOLU'DA YOK EDİLMESİ VE ANADOLU'DAN ÇIKARILMASIDIR!

 

Nitekim Gladslone'un bu açıklamasından sonra Ruslar 93 harbi dediğimiz 1877 Osmanlı Rus Savaşlarında ezici bir asker ve silah gücüyle Anadolu ve Balkanlardan saldırıda Bulunacaklar dehşet verici bir soykırım ile İstanbul önlerinde Yeşilköyde konaklayacaklardı.

 

Sürekli Olarak Türklerin Moğol(Sarı) ırkına mensup oldukları tezi ile Birinci Dünya Savaşı başında Başbakan Lloyd George'un verdiği emirle İngiliz Savaş Propaganda Bürosu (İstihbarat teşkilatının adı) bir “Turks must go-Türkler gitmeli” planını hazırlayıp uygulamaya koymuştu.

 

Türklerin Avrupa ve Anadolu'dan Orta Asya'ya sürülmesini öngören bu plan şu görüş ve inançları yaratmak ve yaymak amacını güdüyordu: “Türkler bağnaz, kabiliyetsiz ve barbar bir millettir. Türk toplumu doğası gereği reform yapma ve kendini yönetme yeteneğinden mahrumdur.

 

Sarı ırka mensup Türkler halklarla eşitlik ve adalet ölçütleri çerçevesinde kaynaşamazlar ve onları yönetemezler! Esasen Moğol ırkına mensup Türklerin Anadolu ve Mezopotamya'yı işgal ettiklerinden bu yana, bölgenin kalkınması, ticareti ve sosyal gelişmesi gerilemiştir.

 

Avrupa ile Asya arasında stratejik köprü konumundaki Anadolu'yu kontrol etmeleri son derece tehlikelidir. Türkler Anadolu ve Avrupa'dan koparılmalı ve geldikleri Orta Asya'ya sürülmelidir.” İşte, Atatürk'ün “Türk milleti aleyhine düzenlenen büyük suikast”ten kast ettiği budur.

 

Prof. Dr. Bekir Sıtkı Baykal, Atatürk ve Tarih, Belleten, Ekim 1971, Cilt XXXV, Sayı 140, S. 537 Dr. Abdülhaluk Çay, Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü, Mayıs – Haziran 1981, Ortadoğu’da Yaratılmak İstenen Suni Millet, Cilt: 19, Sayı: 220, S. 306 Bekir Sıtkı Baykal, "Atatürk Devrimlerinde Tarihin Rolü"”Atatürk Önderliğinde Kültür Devrimi, Kalkınma için Bölgesel İşbirliği (RCD) Semineri Tebliğleri (9-11 Kasım 1967), Ankara, 1972, s.97 Şükrü Elekdağ 06.10.2016 Uğur Dündar ile söyleşi Sözcü Ord. Prof. Dr. Reşat Kaynar-Necdet Sakaoğlu, Atatürk Düşüncesi, Açı Yayınları, Sayfa:24 Prof. Dr. Halil İnalcık, Türk Tarihi ve Atatürk’te Tarih Şuuru, Türk Kültürü Dergisi, Mayıs 1963, Sayı. 7, Sayfa. 7

 

 

Eski düşman muhayyilelerinin kindar birer karikatür şeklinde tasavvur ettiği bu Sarı ırk Moğol olduğumu iddiası evvela Doğu da doğmuş ve Batıya intikal ederek "Türklerin  Avrupalılara göre ikinci sınıf insan sayılması ve Anadolu'dan çıkarılmaları gerektiği" şekline dönüşmüştür.

 

İstanbul'un İşgalinde İngilizler "Bir tek Türk kalmayana kadar tutuklayın. Hedefimiz Türkleri Anadolu'dan çıkarmaktır" diyorlardı.

 

Bu gün bu plan aynı şekilde sürmektedir.

 

Bu gün yaşadığımız tüm olayların ana sebebi Batı'nın elde etmeye çalıştığı bu netice içindir.

 

Bunun için Milyonlarca Suriyeli , Milyonlarca Tacik Afgan Anadolu'ya dolduruluyor. Bunun için PKK on bin tır silah ile sınırımıza yerleştirildi. Bunun için Menzil,İsmailağa vd gibi Nakşibendi,Kürtçü Nurcu onlarca cemaat tarikat gençlerimizi zehirliyor.

 

Batı'nın sürekli elinin altında tuttuğu silahlardan birisi de "Türklerin Sarı ırka mensup olduğu" iftirasıdır.

 

Halbuki Türkler Alpen Brakisefal ırktır. Moğollar Mongoloid'dir.

 

Hiç bir münasebetimiz ve ihtilatımız söz konusu değildir.

 

Bu durum tam manasıyla bir iftiradır.

 

Hatta Türkler Alpen Brakisefal ırk iken (En güzel en zeki ırk bir diğer ifade ile diğer ırklara göre evrim geçirerek gelişmiş bir ırk) Batı Dolikosefal yanı Samilerle aynı özelliklere sahip ikinci sınıf ırktır. Alp tipi olanlar  M.Ö. 5-7000'lerde Türklerle karışması sebebiyledir.

 

Kaldı ki Moğolların nüfusu 3,5 Milyon civarında olup bu gün kapımızı açsak bize gelmek istemeyeni olmaz. Çünkü Moğolların genetiğinde bile Türklere karşı ilgi vardır.Bu insanlarla bizim ne alıp veremediğimiz olabilir?

 

Batı, bizim tarihimizi Moğollar üzerinden aşağılamakta,bize ait olan zaferleri başarıları,muhteşem geçmişimizi Moğollar ile paylaştırmakta daha sonra da bizi Moğol sayarak Anadolu'dan çıkarılmamız gerektiği tezini kendi insanlarının kafasına zerk etmektedir.Bizim tepkimiz bunadır.

 

Batı Mongoloid nazariyesini ileri sürerken Asya bilim sahasında Türk varlığına duyulan husumet nedeniyle yazdırılan bu gün eski kaynak kabul edilen kitapları cımbızla bulmuşlar yine aynı husumet ve açıkgözlüğü yansıtan kitapçıkları nazariyelerine mesnet olarak kullanmışlardır.

 

Batı, Moğol hükümdarı Gazan Han'ın

 

KURNAZ BİR HAMEDAN YAHUDİSİ REŞİDÜTTİN7E YAZDIRDIĞI “CAMİÜT-TEVARİH” İSİMLİ KİTABI ÖRNEK GÖSTEREREK TÜRKLERİ  SARI IRKA MENSUP GÖSTERMEKTEDİR.

 

 

BU KONUYU ANLATTIK.

MÜMKÜNSE İYİ OKUYALIM…

 

http://www.ataturkcumedya.com/yazar-turk---mogol-tarih-birlikteligi-yalanI-479.html

 

 

Değerli Arkadaşlarım,

 

Türk, hem geçmiş zamanların hem de günümüzün etkili bir kavramı ve Milletidir. Türkü bilmeden, tanımadan zaman ve dünyayı tam olarak tanımak ve bilmek mümkün olmayabilir

 

Bu yüzdendir ki Türk, daha milat yıllarından itibaren, kendilerinden daha çok komşularının dikkatini çekmiş, bilinmek ve tanınmak istenmiştir. Bu sayededir ki Türklerin geçmişi hakkında, farklı zamanlarda ve farklı kaynaklardan bilgilere sahibiz.

 

Türkler, dünyanın yaşayan en eski Irklarından birisidir. Dağınık şe-kilde yaşayan Türk boy ve budunları birbirlerinden farklı gelişme yolları takip ettiğinden, Türk tarihini belirli zaman kesiminde bir bütün hâlinde değerlendirmek kolay olmamaktadır.

 

Tarihleri sınırlı olup, belirli bir coğrafî çevre içinde cereyan eden diğer milletlerin yayılmaları da aynı vatan toprakları içinde meydana gelirken, çeşitli Türk kütleleri asırlarca yeni yurtlar aradıklarından, tarihî mekânları farklılık göstermiştir.

 

Bu coğrafî ve siyasî bölünme neticesinde bir kısım Türkler atlı göçebe bozkır kültürüne mensup olurken, diğer bir kısmı yerleşik hayata bağlanmıştır.

 

Aynı zaman dilimi içerisindeki Türk kütleleri, bir bölgede siyasi nüfuzunu kaybederken, diğer bölgelerde iktidarın zirvesine ulaşmışlar kurdukları cihan devletleri içerisinde veya yakın komşusu olarak bazı ırklarla münasebetleri olmuştur.

 

Türkler’in Irk ve Tip olarak Moğollar ile karıştırılması en büyük hatalardan birisidir. Türkler Beyaz ırkın en güzel örneğidir. Moğollarla ilgi ve alakaları yoktur M.Ö.3.yy Çin tarihçileri"Türkleri beyaz tenli, gür sarı saçlı ve mavi, yeşil"gözlü insanlar olarak tarif ederler.

 

 

Eberhard, Çinin Şimal Komşuları, Ankara 1942, s. 67, 105, 109. Akt Prof. Dr. Osman Turan,  s. 35

 

Vu-Sun’lar-Hazarların ataları-(M.Ö. 140 yılı) mavi gözlü ve kestane rengi sakallı idiler.

 

Gök-Türk hükümdarı İşpara han, uzun boylu beyaz sarı saçlı yeşil gözlü ve Çulu yabgu uzun çeneli, parlak mavi gözlü, ayrık kaşlı, Mukan han da mavi gözlü ve kızıl yüzlü olarak kaydedilmiştir.

 

S. Julien, Documents, s. 31, 58; JA (1864), III, s. 331'den Akt Prof. Dr. Osman Turan, Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi, s. 35

 

 

Değerli Arkadaşlarım,

 

Atatürk zorunlu olarak Yurt dışına gönderdiği Zeki Velidi Togan'ı defalarca mektup yazmasına rağmen affetmemiş Togan Atatürk'ün ölümünden sonra 1939 yılında Türkiye'ye dönebilmiş Karşı devrim sürecinde parlatılmış Türkçü görünümle hareket ederek Batı'nın Türk Moğol Irk Birlikteliği ve Hint Avrupa nazariyelerini birer fitne olarak tarihimizin içerisine yerleştirmiştir. Karmaşık tarzda yazdığı kitaplar kendisinden sonra gelen tarihçilerimiz tarafından kaynak olarak kullanılmıştır. Doğru olan kısımları vardır. Ancak "Türk Moğol Birlikteliği" ve "Hint Avrupa"  yani "Ari " nazariyeleri ile ilgili anlatılanların tamamı gerçeklere aykırıdır.

 

Ne yazık ve ne kadar üzücüdür ki gençlerimiz Türk'ün bağrına hançer gibi saplanmış bu iki nazariye ile "Türkçülük" yapmaktadır.

 

Çünkü Zeki Velidi Togan'a samimiyetle inananlardan birisi de genç yaşta tanıma onuruna eriştiğim ve çok sevdiğim Nihal Atsız Hocamız olmuştur.

 

Tüm bu konuları ayrı ayrı anlatacağız.

 

Tarihimiz vatanımızdır.

 

Çünkü tarihimiz kan dökerek can vererek yazılmıştır.

 

Tarihimizin hiç bir sayfasından hiç bir satırından taviz verme veya sizlere yanlışı anlatma lüksümüz yoktur.

 

Hamasetin ve sentezci tarih anlayışının ülkemizi getirdiği yer burasıdır.

 

Gerçekleri sadece gerçekleri anlatmaya devam edeceğiz. Saygılar Sevgiler…

 

 

 

 

 

 
Etiketler: TÜRKLERİN, BİNLERCE, YILLIK, YÖNETİM, MERKEZİ,, KUTSAL, YURDU, ÖTÜKEN,
Yorumlar
Haber Yazılımı