Yazı Detayı
19 Mayıs 2019 - Pazar 22:26 Bu yazı 320 kez okundu
 
UFUKTA PARLAYAN GÜNEŞ
TANER ÜNAL
Tarihçi-Yazar
 
 

 

UFUKTA PARLAYAN GÜNEŞ

 

 

BÜYÜK ÖNDER ATATÜRK'ÜN SAMSUN'A ÇIKIŞININ 100.YILI KUTLU OLSUN

 

 

Değerli Arkadaşlarım,

 

Bu gün 100. Yılını kutladığımız 19 Mayıs 1919 tarihi, Türk milleti için önemli bir dönüm noktası, aynı zamanda yeni bir devrin de başlangıcı olmuştur. Mustafa Kemal Atatürk, bu tarihte IX. (III) Ordu Kıtaları Müfettişliği görev ve yetkileriyle Samsun'a çıkmış; Türk Milletinin içinde bulunduğu büyük sıkıntı ve yoksulluklara rağmen, azimle Türk İstiklal Mücadelesini başlatmıştır.Bu mücadele, aynı zamanda yeni devletin doğum sancılarını da beraberinde getirmiştir. Nasıl ki gecenin en karanlık olduğu zaman şafak vaktinin, şafak vakti ise her zaman aydınlığın müjdecisi olmuşsa, 1919 yılında Mustafa Kemal Paşa'nın liderliğinde başlatılan Mili Mücadele hareketi Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin şafağı olmuştur.

 

Mustafa Kemal'in görevi; ümidi sönmüş ve birliği parçalanmış bir millete evvela "Milli Birlik" şuurunu vermek, Türk gençliğine iyi örnek olmayı millete aşılamaktı. Içerde sarayın köhne yönetiminden, dışarıda yabancıların ordu ve donanmalarıyla yaptıkları tazyikten kurtarılmış, bugün artık gerçek dost komşularla çevrili Türkiye ve 1923 Lozan Konferansının güler yüzlü manzarası ile o parçalanarak büyük küçük herkes tarafından taksim edilmeye hazır ve galiplerin ayaklarında secdeye varan eski Türkiye'sini kıyaslayabilen herkes, Atatürk‘ün hedefine varmakta ne derece başarılı olduğunu kolayca anlayacaktır.

 

Mustafa Kemal Paşa Ufukta bir güneş gibi parlamış Türk milleti yüzyılın O’nun önderliğinde kendi kaderini değiştirecek halen dünyanın imrenerek baktığı bir savaş yapmıştır. Bu öylesine bir savaştır ki baştan sona destandır ve Türk çocuklarının milliyetçilik duygularını doruğa çıkaracak bir hadisedir.

 

Bu savaş Türkler için ne kadar büyük bir kahramanlık destanı olmuşsa İngilizler ve İtilaf devletleri içinde o kadar ağır bir yenildiği olmuştur.

 

Bu sebeple İngilizler kaybettikleri savaş sonrası bu savaşı ters yüz edecek kitaplar yazmaya veya içimizdeki hainlere kitaplar yazdırmaya başlamışlar, içimizdeki vatan hainleri vasıtasıyla tarihe nakış nakış işlenmiş bu muazzam abideyi kara ve yalan bir tarihmiş gibi göstermeye çalışmışlardır. Nitekim Kadir Mısıroğlu başta bir takım sözde tarihçiler vasıtasıyla bir kısım evlatlarımızın kafasına "Atatürk aslında danışıklı bir dövüş yaptı. Bu iş başından itibaren oyundu. Atatürk Halifeliği kaldırma karşılığı İngilizlerle anlaşıverdi de bu iş öyle bitti" yalanı yerleştirilmiştir. Ne yazık ki tarihi bilmezsek böyle saçma sapan şeylere inanırız.

 

 

Sevgili Okurlar,

 

Atatürk İzmir'i aldıktan sonra bile İngiliz Parlamentosunda Bizans tahtına Yunan Kralının getirilmesi görüşülüyordu. Mustafa Kemal Paşa Mudanya'da restleşirken İngiliz hükümeti tehditlerine devam ediyordu. Ancak restleşmenin galibi Mustafa Kemal oldu. İngiliz Parlamentosu gece gündüz çalıştı, ancak bir türlü tehdit konusu yaptığı 450.000 askeri gemilere yükleyip tekrar Anadolu yollarına çıkarmaya cesaret edemedi..

 

9 Eylül 1922 günü İzmir’e girilmiş ve zafer kazanılmıştı ama başta İngiltere olmak üzere Batılılar, Türk Ordusunun Çanakkale’ye ulaşmasını ve Trakya’ya geçmesini önlemeye çalışıyor, bunun için birliklerini savaş durumuna getiriyor ve dominyonlarından asker toplamaya çalışıyorlardı. İngiliz Hükümeti, İstanbul’daki General Harington’a, Türk ordusunun Çanakkale’deki tarafsız bölgeye girmesi halinde, iki tümeni daha seferber ederek karşı koyma emrini vermiş ve 23 Eylül 1922 günü itilaf Devletleri Mustafa Kemal’e askeri harekatın durdurulması yönünde bir nota göndermişti. Ancak, Mustafa Kemal, bunlara aldırış etmiyor ve Türk Ordusu aynı gün, İngiltere, Fransa ve İtalya’nın tarafsız bölge ilan ettiği bölgeye giriyordu.

 

Askeri harekatın sürdüğü o kritik günlerde Mustafa Kemal, Chiacago Tribün gazetesi muhabiri John Cloyton’a İzmir’de şu açıklamayı yapıyordu: “Misakı Milli sınırlarımızı gerçekleştirmeye kesin kararlıyız. Bütün Türk toprağında gerçek bağımsızlık istiyoruz. Bizim için kapitülasyonlar artık mevcut değildir..”

 

İngiliz Halkı savaş yorgunuydu. İngilizlerin Çanakkale’da aldığı ağır yenilginin ve ağır kayıplarının halk üzerindeki etkisi devam etmekteydi. Çanakkale Kahramanı Mustafa Kemal Paşa’nın öncülüğündeki Kurtuluş Savaşı tüm dünyada olduğu gibi İngiltere de hem hayranlık hemde korku uyandırmıştı. Siyasiler savaş istiyordu ancak İngiliz Halkı artık savaşa karşıydı. Hele hele Mustafa Kemal Paşa ile yapılacak bir savaşa tümden karşıydı. Halkın savaş karşıtlığı basına yansımış genel bir hava halini almıştı. Bu vaziyet parlamentoda kendini gösterdi. İngiliz Parlamentosu günler süren çetin görüşmelere sahne oldu ancak parlamentodan savaş kararı çıkmadı. Mustafa Kemal Paşa’nın özellikle Mudanya’da tavizsiz duruşu, askerlerimizin İngilizlerin ağır tehditlerine aldırmayarak sürekli ilerlemesi, İngilizlerin pes etmesiyle neticelendi.

 

Mustafa Kemal Paşa bileğinin hakkıyla Büyük Britanya İmparatorluğu’nu dize getirdi. Bu dize geliş İngiliz emperyalizminin de sonu olduğu gibi İngiliz Hükümetinin ve politikacılarının da siyasi hayatlarını bitirdi.

 

Vahidettin ile işbirliği halinde Türkleri Anadolu’dan kovmak yönünde talimatlar yayınlayan İngiliz hükümeti Mustafa Kemal’in karşısında acze düşmüş, İngilizler İstanbul’dan askerlerini çekerken Türk bando takımının çaldığı marş birden değişiyor, bando takımının onları uğurlamak için bestelediği kahkaha marşı çalmaya başlıyordu. Askerlerimizin kahkahaları arasında nasıl yürüyeceğini şaşıran İngiliz askerlerine komutanları tarafından koşar adım talimatı veriliyor İngilizler gemilerine koyarak ve aşağılanarak biniyorlar, İsmet Paşa ve arkadaşlarının kahkahaları arasında öylece uğurlanıyorlardı.

 

 

Sevgili okurlar,

 

Bu yenilgi Dünyanın Birinci Büyük Devleti konumunda “Büyük Britanya İmparatorluğu” adıyla anılan İngiliz Devletini öylesine etkilemişti ki, Churchill 25 Yıl sonra İkinci dünya savaşı sırasında politikaya dönebilirken, başbakan ve bütün bakanların siyasi hayatları bir daha geri gelmemecesine bitti.

 

Türklerin zaferi Büyük Britanya İmparatorluğu'nun sonu oldu. Ingiltere'nin en büyük sömürgesi Hindistan, yeni bir uyanış dönemine girdi. Gandi bile halkına "Bakınız işte İngilizler yenilmez değil" dedi ve daha aktif eylemler sergilediler. Neticede İngilizlerin bütün sömürgeleri birer birer ayrıldılar.

 

Türkler hakkında ağzına geleni söyleyen ve Atatürk e daha önce asi ve maceracı general diyen İngiltere Başbakanı Lloyd George, Anadolu’daki başarısızlığı gerekçe gösterilerek verilen bir gensoru ile 19 Ekim 1922 de Başbakanlıktan düşürüldü. Lloyd George kendisini savunurken şunları söylüyordu: “Arkadaşlar, yüzyıllar nadir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğe bakın ki bu dahi çağımızda Türklere nasip oldu ve benim karşıma o çıktı.”

 

Kurtuluş Savaşını önemsizleştirmek veya değersizleştirmek için yalan söyleyen hainlere soruyoruz:

 

“İngiliz Hükümet temsilcileri siyasi hayatlarını bitirmek için, Birleşik Krallık kendini imha için mi Mustafa Kemal'le anlaştı?”

 

Bu hain güruh “Halifeliği kaldırmak karşılığında İngilizlerin çekildiğini” söylüyorlar.

 

Hâlbuki İngilizler halifeliğin kaldırılmasını istemiyorlardı. Türk Milletinin yeniden dirilişi olan Cumhuriyetin kurulmasına karşıydılar.

 

Kaldı ki 1916 yılında bütün Müslümanları İngilizlere karşı savaşmaya davet eden Kutsal Fetva'ya Türklerin dışında icabet eden olmamış bunun üzerine "Halifelik" konusu bir daha düşmanlar tarafından dikkate bile alınmamıştı.

 

İngiliz kaynaklarından o günlerde parlamentolarında cereyan eden hadiseleri, ı andıklarını 1994 yılında yayınladığımız tekrar yayınlamayı düşündüğümüz “O Bir Bozkurttu isimli kitabımızın genişletilmiş yeni baskısında daha geniş biçimde değinecek Büyük Britanya İmparatorluğunun başını çektiği emperyalizme karşı verilmiş destansı bir savaş olan Kurtuluş Savaşımızın önemini bir defa daha hep birlikte idrak edeceğiz.

 

Kurtuluş savaşını bu milletin yiğit evlatları kazandı. Bileğinin hakkıyla kazandı. Nasıl Çanakkale'de düşmanı yendiysek Kurtuluş Savaşı'nda da Türk Milletinin azim ve kararlılığı inancı, imanı dünyayı dize getirdi. Bunu hazmedemeyen Türk'e karşı ırkçılık yapan vatan hainleri alt kimliklerini öne çıkarmayarak din maskesi takmak suretiyle Kurtuluş Savaşı'nı yok farz eden saçma, sapan, yalanlarla milletimizi aldattılar ve içerisinde petrol bulunmayan(!) etrafında petrol olan bir sınırın bize verildiği iddiasını uydurdular. Bize ayrılan köşelerde ve yazmakta olduğumuz kitaplarda bu iddiaların hepsinin cevabını birer birer vereceğiz.

 

Atatürk düşmanlarının Vahidettin’i korumak maksadıyla yaptıkları bütün faaliyetlerin asıl sebebi Kurtuluş Savaşı'nı yok farz etmek, hatta utanmadan Vahidettin'e mâl etmektir. Vatan'a İhanet edenler, işbirlikçiler, korkak ve meczuplar yalanla, dolanla tarih ters yüz edilerek kahraman ilan edilir vatansever kahramanlar ise hain olarak gösterilirse ileride milli faaliyet yapacak bir adam kalmayacağı unutulmamalıdır.

 

 

Sevgili Okurlar,

 

Atatürk'ün kurtuluş savaşını başlatmasında bir basamak teşkil eden Samsuna çıkış hadisesinde de muhtelif senaryolar uyduruldu ve tarih ters yüz edilerek: "Atatürk'ü Vahidettin göndermiş, o göndermeseymiş Atatürk vatanı kurtaramazmış!" denildi. Hatta utanmadan sanki Atatürk'ü keşfeden ve İstiklal Savaşı yapması için Anadolu'ya gönderenin Vahidettin olduğu bu nedenle kazanılan zaferin aslında Vahidettin'in eseri olduğu söylendi.

 

Mesela Nihal Atsız Mustafa Kemal'in "Teşkilat yapması için" gönderildiğini, Mevlanazede Rıfat Vahidettin'in Atatürk'e "Ihtiyati Kuvvet hazırlama" görevini gizli bir şekilde verdiğini Semiha Ayverdi "Müdafaa mihraklarını kendi etrafında toplaması ve bu hareketlerin İstanbul tarafından oluşturulacak güçlerle destekleneceğini" iddia eder. A. Dilipak ise "Vahidettin'in Anadolu'daki Halk hareketini örgütlemek istediğini" H. Hüseyin Ceylan “Anadolu'nun kurtuluşu için gönderdiğini Kadir Mısıroğlu Sevr'i düzeltmesini temin edecek bir takım protesto hareketleri için gönderildiğini Necip Fazıl ise Milletten gelen ayarlı göz korkutma planına direnme için.." Söylüyorlar. Hâlbuki Atatürk’ün Samsun’a gönderiliş sebebi bu değildir.

 

Atatürk’ün Samsun’a gönderiliş sebebini görebilmek bakımından öncelikle o günlerde Samsun’da neler yaşanmış onu inceleyelim.

 

 

 

PONTUSÇU FAALIYETLER

 

 

Sevgili Okurlar,

 

Fatih'in İstanbul'u almasından sonra Samsun kıyılarında bir miktar Rum azınlık kalmıştı. Etnik yapı, savaş döneminde yaşanılan olaylar, Rum ve Ermenilerin nakledilmesi ve Pontusçu eylemler bölgede büyük huzursuzluklara neden oluyorlardı. Dağa çıkmış ellinin üzerinde çete vardı. Bunların çoğu Rum'du. Özellikle Bafra'daki on iki Rum köyünün 1500 genci bu amaçla silahlanmış ve eşkıyalığa başlamışlardı. Çeteye katılanların sayısı 25000'e ulaşmıştı.

 

Bunlar, İstanbul'un işgali ile birlikte Türk köylerine saldırılar düzenlemişlerdi.

 

I. Ordu Komutanı Nurettin Paşa'nın gözlemlerine göre Pontus örgütünün amacı, Yunanistan'ın ikiz kardeşi olan Pontus Devletini kurmaktı. Çalışmalar Sivas ve Akdağmadeni'ne dek genişletilmişti. Askeri bir güç olarak örgütlemiş bu güçlerin toplandığı bir ordu kurulmuştu. Öğretmenler ve papazlar bu ordunun etkin elemanlarıydı. Örgütün başına Trabzonlu “Vasiliso Yuvanidis” adında bir Rum getirilmişti. Böylece Rum nüfus çok gösterilmeye çalışılıyordu. Bu faaliyetler Samsun Metropolit yardımcısı Eftimos Zilos'un yönetimindeydi. Bir yandan büyük devletlerin desteği sağlanmaya çalışılıyor, diğer yandan Vezirköprü ile Samsun arasındaki dağlarda korunaklar oluşturuluyordu. Birinci Dünya Savaşının bitiminde Yunan gemileri İstanbul'dan Karadeniz'e açılınca destek olarak zamanın geldiği düşüncesiyle Türk köylerine saldırdılar. Başta İngiltere olmak üzere Birinci Dünya Savaşını kazanarak Türkleri Anadolu’dan çıkarma yönünde faaliyet gösteren İtilaf devletleri kasıtlı olarak Rum çetelerinin saldırılarını destekliyor, Rumlar Türk köylerinde katliam yapıyorlar ancak yoğun propaganda ile olaylar ters yüz ediliyor, İngiliz Yüksek komiserliğine Türklerin Rum köylerine saldırdığı şeklinde raporlar gidiyordu. Fakat Vahidettin ve Damat Ferid gibi aciz yöneticilerin elinde zor durumda bulunan Osmanlı Genelkurmayı olayların gerçek yüzünü bildiği halde gereği direnişi yapamıyordu.

 

Bölgede bulunan yabancı sermaye kuruluşları dahi Pontusçu Rumların art düşüncelerine katılıyor, Rum çetelerinin kötülüklerini Türkler yapmış gibi yayıyorlardı. Amerikan Tobacco Company (Tütün ortaklığı)'nin 11.1.1919'da Samsun yöresinde Türk köylerinin silahlandırıldığını duyurarak bu karalama yarışına katılışı en bariz örneklerden biridir.

 

Osmanlı Devletinin içine düştüğü acz ve çaresizlikten faydalanan Pontusçu Rumlar ayrı bir devlet olma hayaliyle Türk köylerine tekrar tekrar saldırmaktan çekinmiyor, her seferinde daha ağır tahribat yapıyorlar çeresiz Türkleri acımasızca öldürüyorlardı.

 

23.2.1919 tarihinde Karadeniz’de toplanan Rum ileri gelenleri Rumlara ait Bağımsız bir Karadeniz Cumhuriyeti'ni kurma kararını alıyorlar,bu kararlarını Binyatoğlu, Kolossi, Theodis İstanbul'daki İngiliz Yüksek Komiserliği'ne bildiriyorlardı. Osmanlı devletinin çöküşü bu kesimlere ayrılma gücü veriyordu.

 

Nitekim 23 Temmuzda Trabzon Rum Metropoliti Hrisantos, destek sağlayabilmek için Avrupa gezisine çıkıyordu. Trabzon'a Ingiliz askerleri gönderilmesini, Ingilizler'in yönetiminde yerli jandarma birlikleri kurulmasını istiyordu. Parsi Barış Görüşmelerine Pontus Devleti için birer muhtıra sunuluyor, 18 Ekimde ise Batum'da bir Pontus Cumhuriyeti ilan ediliyordu.

 

Fakat Atatürk’ün Samsun’a çıkışı sırasında yaptığı tesbitler ile Rum isyancılara karşı aldığı tedbirler ile Rum isyanı ve Rum çetelerin yaptığı katliamlar gün yüzüne çıkıyor Rumlar, Avrupa'da yüz bulamıyorlardı. Hrisantos, bunun üzerine uzlaşma öneriyordu

 

Bütün bu olanlara rağmen Pontus öncüleri Barış görüşmelerine başvurup, Türk çetelerinin kıyımı ile ilgili propagandalarına devam ediyor, Avrupa'yı kendilerine acındırmaya çalışıyorlardı. Pontusçu Rumlar diğer yandan Sovyetlerle ilişki içerisine giriyor, yardımlarını sağlamaya çalışıyorlardı.

 

Rumlar, Ermeniler gibi Osmanlı’da en imtiyazlı sınıf olmasına. Yüksek devlet memurluklarında en yüksek maaşlarla çalışıyor olmalarına rağmen, bu gerçeklere gözlerini kapıyorlar ve Tarih boyunca Osmanlılarca bakımsızlaştırıldıklarını ileri sürüyor, Kafkasya'dan Sinop'a dek uzanan bölgede resmi dili Türkçe ve Rumca olan bağımsız bir Pontus Devleti tasarlıyorlardı.

 

Pontusçu Rumların bu talep ve ısrarları onları bölgenin sürekli huzursuzluk kaynağı yapıyordu. Avrupa desteğini sağlama peşinde olan Pontusçular, Avrupa'da kurultaylar düzenliyorlardı. Amaç dünya kamuoyunu yanlarına çekmekti. Marsilya toplantısında 1.500.000 Ortodoks Pontuslu Rum'un korunması İtilaf devletlerden isteniyordu. “Bölgede Türk kıyımının sonunun geldiği" savunuluyor, muhtıra üzerine muhtıralar veriliyordu.

 

Helenizm dostu ünlü Ingiliz tarihçisi Arnold J. Toynbee dahi bu ileri sürülen istatistik ve sınırları "Hayal ürünü" olarak görüyordu. Bu aşırı istekler bölgede huzursuzluklara kaynaklık ettiğinden M. Kemal'in Anadolu'ya gönderilişine önemli ölçüde neden olmuştu.

 

 

 

İNGİLİZLER DIŞARIDAN, RUMLAR İÇERİDEN SALDIRIYORLARDI!

 

 

Mondros Ateşkes Antlaşması, Osmanlı Devleti'nde sıkıntılı bir dönemin de başlangıcı oldu. Ateşkes hükümleri, işgalciler tarafından sık sık çiğnendiği gibi, uzun yıllar Türklerin egemenliğinde kalmış bulunan azınlıklar da işgalcilerden cesaret bularak kanunsuz eylemlerde bulunmaktan geri durmuyorlardı. Bu yüzden azınlıkların yaşadıkları bölgelerde sık sık Türklere yönelik saldırgan tutumların sergilendiği görülüyordu. Bu gelişmeler olurken İngilizler, Anadolu'nun bazı bölgelerinde Türklerin, Rum ve Ermenilere yönelik saldırılarda bulundukları iddiasını yürütmekteydiler.

 

Aynı sıkıntı Samsun ve çevresinde bazı küçük bölgelerde yaşanmakta ancak yapay olarak oluşturulan bu sorunlar kamuoyuna ve müttefiklere büyütülerek yansıtılmaktaydı.

 

Samsun, strateji bakımından da büyük önem taşıyordu. Karadeniz'in güney kıyılarında, orta Anadolu'ya açılan en rahat kapı şüphesiz Samsun limanı idi. Kuzeyden Anadolu içerilerine sarkmak isteyenler için bu kapı elde bulundurulmalı veya en azından güvenliği sağlanmalıydı. Henüz ne yapacağı bilinmeyen Enver Paşanın, eğer Anadolu'ya geçmeye yeltenirse Samsun yolunu seçmesi ihtimali de İngilizlerce gözden uzak tutulamazdı.

 

Osmanlı Harbiye nezaretinin 30 Kasım 1918 tarihli şifre telgrafına göre, "Anadolu Kuzey Kıyılarındaki Türk limanlarını ziyaret eden İngiliz ve Fransız harp gemileri, Samsun'da mütareke hükümlerinin henüz uygulanmamış olduğunu ve Hıristiyanları toptan öldürmek için Müslüman ahalinin silahlandırıldığını" bildirmeleri üzerine, İngiliz ve Fransız fevkalade komiserleri şikâyette bulunmuşlardır. Sinop'ta çıkan karışıklık dolayısıyla buraya da iki gemi gönderilmiştir.

 

9. Ordu kumandanının kanaatince "Itilaf subayları Rum ahalinin sözlerine kapılmaktadırlar. Samsun'da ve Batum'da vapur bekleyen çok sayıda terhis erleri vardır.(21) Ahalinin silahlandırılmış olduğu iddiası, Rum çeteleri tarafından şikayetlerini daha serbest yapabilmek için uydurulmuş bir haberdir. Gizlice silahlandırılmış olan Rum eşkıyaları itilaf donanmasının gelmesiyle taşkınlığa başlamışlardır. Musul ve Irak bölgelerinden gelerek Samsun'da toplanan Alman ve Avusturya askerleri de gitmek için gemi beklemektedirler.“

 

Nitekim 9. ordu kıtaatı müfettişi Mustafa Kemal Paşa Samsuna çıktıktan üç gün sonrA hükümete yolladığı 22 Mayıs 1919 tarihli raporunda, samsun'a çıktığı günlerde bölgenin asayiş durumunu şu suretle tasvir etmektedir:

 

"Umumi harp seferberliğinin başlarında Samsun livası içinde asker kaçaklarından ve Müslüman, ermeni ve rum unsurlarından bir takım çeteler adi hırsızlık ve katl yaparlardı. Rum ve Ermeni tehciri sırasında bu unsurlardan azılı çeteler siyasi bir mahiyet almış, Rus istilası başlayınca Ruslar tarafından teşvik ve denizden takviye edilmiş, fakat sık kovalama karşında tehlikeli bir hal almamıştı. Rus bozgunundan sonra mütarekeye kadar şakavet devam etmiştir. Mütarekeden sona, Yunanlılık emeli güden bütün Rumlar her yerde şımardılar. Samsun havalisinde de Pontos hükümetini kurmak için birleştiler. Bütün rum çeteleri bu maksat uğrunda, siyasi bir şekil aldı. Son zamanlarda Samsun havalisindeki Rum nüfusunu arttırmak için Rusya'da ne adar Rum var ise buraya getirilmesine çalışılmıştır. Bugün, Samsun havalisinde 40 kadar Rum çetesi vardır. Buna karşılık Türk ahali, hükümet tarafından korunamadığından bazı Laz çetelerini Trabzon havalisinden getirterek mal ve namuslarını muhafaza zorunda kalmışlardır bu suretle 13 müslüman çetesi faaliyettedir. Hakiki durum budur. Samsun'da nüfus ekseriyeti Rumlardadır. Bunlar hükümete arşı soğukturlar. Fakat liva içinde ezici çoğunluk Türklerdedir". Yine Mustafa Keaml Paşanın 25 Haziran 1919 tarihli raporuna göre: "Istanbul'da, Galata'da, Minerva hanının üçüncü ve dördüncü katlarında, Rum muhacir komisyonu gibi aldatıcı bir ad altındaki Kordas yahut Etniki Eterya cemiyetinin bir şuebis de çalışmaktadır. Bu vaziyet Yunanistandan gönderilen çeteleri ve Istanbul'da kaydettiği Rumları, Trakya'ya, Izmir'e ve Karadeniz kıyılarına göndermektedir. Fener patrikhanesi merkez komitesi de, bu cemiyete yardım etmektedir."

 

Atatürk’ün Samsuna çıkış öncesi Bir yandan İngilizler diğer yandan onların kışkırttığı Rumların sürdürdüğü ikili oyunun şiddeti giderek artıyordu.

 

İngilizler 9 Mart'ta Samsun'a 200 Asker, bir müfreze de Merzifon'a gönderdiler. Artık olaylar, biri birinin sebebi ve sonucu olarak akıp gidecekti Nitekim, Samsun'a İngiliz askerinin gelmesi ilk tepkisini çok çabuk gösterdi. 17/18 Mart gecesi oradaki Türk birliklerinden makineli tüfek bölüğüne bağlı Hamdi adında bir teğmen askerlerini alarak dağa çıktı.

 

Teğmen Hamdi olayı, gerçekten Türkiye'nin geleceği açısından dikkate değer bir hadisedir. Bu olay, milliyetçi, memleketçi Türk subay kadrosunun hazır olduğu bir davranışı ifade ediyordu. Ittihatçı bir hareketin başlamasından zaten kuşkulu bulunan İngilizler ve hükümet bu küçük olaydan dolayı daha çok endişeye kapıldılar. Zamanın Genel Kurmay Başkanı Fevzi Paşa'nın aşağıdaki sözleri bu endişeyi belirtmektedir.

 

"Samsun’daki birliklerden bir makineli tüfek bölüğüne mensup Mülazim Hamdi Bey'in bir makineli tüfek ve bir miktar askerle dağa çıkarak Türk çetelere zahir olması işgal kuvvetleri kumandanını büsbütün şüpheye düşürmüştür. Erkânı Harbiyei Umumiye'ye memur olan Itilaf kuvvetlerinin irtibat zabitleri sık sık yanıma gelerek benden bu hususta tafsilat istiyorlardı."

 

Nihayet, İngilizlerin tahrikiyle Türk makamlarının dikkati de Samsun bölgesine çevrilmiş oluyordu.

 

Bölgedeki asayişsizlik ve Türk halkın Rumlara karşı silahlandırıldığı hakkında İngiliz Yüksek Komiserliğinin ve Karadeniz Ordusu Başkumandanlığının bitip tükenmeyen ve son günlerde artan şikayetlerini önlemek gerekiyordu.

 

Bunun için tek çıkar yol, olağanüstü yetkilerle, muktedir, güvenilir, cesur ileri görüşlü ve hiç başarısızlığa uğramamış bir kumandanı Samsun'a göndermekti.

 

Türk Genelkurmayı, muhtemel tehlikelere karşı orduyu hazır hale getirmek için plan hazırlamakta ve bu maksatla Ordu Müfettişlikleri kurulmasını düşünmekteydi.

 

Kaldırılan ordu Kumandanlıklarının yerini dolduracak olan bu Müfettişlikler, normal olarak talim ve terbiye ile uğraşmaktan başka, ötede beride dağınık bulunan silah ve cephaneyi depolarda toplayacak ve bölgelerinde asayiş ve inzibat sağlayacaklardı.

 

İngiliz Kumandanlığı Kurmayı ile bu hususta anlaşmaya varılmıştı.(25) O halde Samsun'a gönderilecek kumandan bir ordu müfettişi olabilirdi. Hükümetin, İngiliz şikayetlerini önleme çabası ile Genel Kurmayın ordu Müfettişlikleri kurma yolundaki çalışmaları böylece, şekil ve zaman bakımından birbirine uygun düşmüştü.

 

Mustafa Kemal'e verilen görev Necip Fazıl'ın, Nihal Atsız'ın, Abdurrahman Dilipak'ın, Semiha Ayverdi'nin, Kadir Mısırlıoğlu'nun Vehbi Vakkasoğlu'nun, Mevlanazade Rıfat'ın dediği gibi “Milli Mücadeleyi başlatması“ değil, tam tersine „Mustafa Kemal‘in katkılarıyla, Anadolu’da, Saltanatı ve İstanbul Hükümetini İngilizlere karşı zor duruma sokacak bir kargaşanın veya milli bir faaliyetin başlamasına engel olmaktı.“

 

Özetlersek, Mustafa Kemâl'in 9.Ordu Müfettişi olarak Samsun‘a gidişi, İstanbul hükümeti tarafından Samsun ve çevresinde meydana gelen ve gelmesi muhtemel olayların önlenmesi için alınan tedbirlerle ilgili olup Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu'ya atına atlayıp dağları aşarak değil de, 9 Ordu müfettişi olarak gitmesinin sebebi budur.

 

Nitekim Mustfa Kemal Paşa’nın donatılmış yetkilerle Samsun’a çıkışı sonrasında yayınladığı tebliğler ve İstanbul hükumetine karşı aldığı tavır, bir yandan bölgedeki oyunları darmadağın ederken diğer yandan Mustafa Kemal‘in Anadolu’da uyanmaya başlayan milli direnişi bir an önce toparlayarak doğru bir yol ve yöne sokmak, direnişin bulunmadığı bölgelerde milletimizi uyandırarak, topyekun ve milli şuurla ayağa kaldırmak suretiyle Kurtuluş Savaşını başlatmak amacıyla hareket ettiği görülmektedir. Atatürk'ün Samsun'a çıkışı ve arkasından gelişen hadiseleri ayrıntılarıyla anlatmaya devam edeceğiz.

 

 

Değerli Arkadaşlarım

19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramını100.yılı kutlu olsun.

Sevgi ve Saygılarımla…

 

 

TANER ÜNAL

 

 

Taner Ünal Yazıları Atatürkçü Medya’da…

 

 

 

 

 

 
Etiketler: UFUKTA, PARLAYAN, GÜNEŞ,
Yorumlar
Haber Yazılımı