Yazı Detayı
01 Mayıs 2019 - Çarşamba 09:37
 
ÜNLÜ TÜRKOLOG’UN GÖZÜYLE ATATÜRK VE YENİDEN DİRİLİŞ
KAZIM ÖZATAK
 
 

 

ÜNLÜ TÜRKOLOG’UN GÖZÜYLE ATATÜRK VE YENİDEN DİRİLİŞ

 

 

Bu hafta okuduğum ve inceleme imkanı bulduğum kişi ve eseri, önemli bir Türkolog olan Jean Paul Roux ve Türklerin Tarihi adlı çalışmasıydı. Türk kültür ve medeniyeti ile Türk devletleri tarihini kronolojisini, serüvenini ile Moğol ve İlhanlılar hakkında önemli tespitleri var. Özellikle ilk Türk devletleri, göç ve hakimiyet alanları, 2 bin yıllık Türk tarihi ve komşularıyla olan tüm ilişkileri hakkında bize önemli bilgiler de sunmakta tarihçi kimliğiyle ünlü Türkolog.

 

Tabi 2 bin yıllık Türk tarihini burada özet olarak da olsa yazmak zor. Benim okuma yaptığım ve özellikle incelediğim alan ise Cumhuriyet devri ve Mustafa Kemal Atatürk ile Anadolu’da yeniden diriliş üzerine olduğunu belirtmek isterim. Önemli bir Türkolog olan ve ömrünü, bütün araştırmalarını bu alana yani Türk tarihine adayan veren Jean Paul Roux ’un gözüyle Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü okumak anlamak günümüz tarihi ideolojisi ve önemi açısından da bir hayli önem arz eder.

 

Tabir caizse kitabın ortasından konuya değineceğim ve ünlü Türkolog Jean Paul Roux ’un Diriliş adını verdiği bu bölümdeki tespitlerini olduğu gibi aktarmaya çalışacağım.

 

1920 Yılının sonunda Türk dünyasının durumu umutsuz görünüyordu. 20 Ağustos’ta Mondros Ateşkes Antlaşması’nın (30 Ekim 1918) korkunç öngörülerini kesinleştiren Sevr Antlaşmasını imzaladı.

 

Her cephede yenilmiş, Türkler artık kendi yazgılarını kontrol edemez durumdaydılar. Gelecekleri Londra’dan bakılınca karanlık, Moskova’dan bakılınca aydınlık görünmekle birlikte, onları bekleyen geleceğin ne olduğunu bilen yoktu. Daha da kötüsü, öteki devletlerin gözünde artık tıpkı Kızılderililer, Papualar hatta neden olmasın Avustralya yerlileri gibi tarihsel kalıntılar, geçmişte kalan anılardı. Kıtlığa, asimilasyona politikalarına, yok edilme planlarına dayanabilecek miydi? Bir diriliş vardı ve düş kuranlar, plan yapanlar vardı Pantürkizm devleti içinde, ama tüm bu girişimlere kim inanacaktı?

 

Osmanlı İmparatorluğu artık tasfiye edilmişti itilaf devletleri tarafından. Muzaffer itilaf devletlerinin gözünde Osmanlı İmparatorluğu ve onunla birlikte Türkiye yok olmaya mahkumdu. Doğrusunu söylemek gerekirse; Halife Sultan, Fransız ve İngiliz ordularının işgali altındaki başkentinde bir kukladan başka bir şey değildi. Doğu Akdeniz’deki tüm Arap devletleri Batı devletlerinin himayesine geçmişti. Fransa’ya Kilikya’da ve Güneydoğu Anadolu’da, Antalya’ya çıkmış ve Konya’yı deneyimleri altında tutan İtalyanlara büyük nüfuz alanları verildi. Yunanlılar İzmir’e çıkmış (16 Mayıs 1919) ve ele geçirecekleri topraklarda  bir Ege devleti kurmalarına izin verileceği sözünü almışlardı. Hatta bir Pontus Devleti kurmaları olasılığıyla gözleri kamaşmış durumdaydı.

 

Wilson planlarına göre Ermenistan ise , Erzurum ve Van olmak üzere tüm Doğu Anadolu’yu kapsayan, Karadeniz kıyılarına uzanan geniş, özgür ve büyük bir ülke olacaktı yani sözü verilmişti. Ve özellikle de belirtmek gerekir ki, çeşitli parçaları bir araya getirecek bir Kürt devleti kurmaktan da sık sık söz ediliyordu. Sonuç olarak dört bir yanından kemirilmiş Anadolu’da, Türkiye’nin sıkışacağı yer olarak neresi kalmıştı? Bu da önemliydi ve ülkenin bütünlüğünü koruyabilmek amacıyla himaye altına girmeyi, örneğin Amerikan himayesi altına girmeyi isteyen ürkmüş yurtseverler de vardı.

 

On yıldır bitmek bilmeyen savaşlardan sonra yakılıp yıkılmış, nüfusu azalmış, olanakları ve kaynakları tükenmiş, kısmen işgal altında bulunan bir ülkede galiplerin mutlak idarelerinin karşısına dikilebilmek için görülmemiş bir yüreklilik gerekliydi. Öte yandan galipler, İslam’ın en büyük manevi mertebesi sayılmasına karşın o günlerde başkentinde çökmüş bir vaziyette varlığını sürdürmeye çalışan halifeyi arkalarına almışlardı. Ona karşı çıkmak bir tür aforoz tehlikesiyle karşı karşıya kalmak, dine saygı kusur etmek demekti. Ancak bir kişi bunu yapacaktı o da Gazi Mustafa Kemal Atatürk idi.

 

Mustafa Kemal’in Devrimi ve Kurtuluş Savaşı

 

Bu yürekliliği gösterecek kişi, daha önce Trablusgarp’ta (özelikle de 1912’de Tobruk’ta) ve Çanakkale Savaşında ün kazanmış başarılı bir komutan, radikal ve laik fikirleri benimsemiş eski bir Jön Türk , 1881’de Selanik’te doğmuş devrimci bir ruha sahip Mustafa Kemal Paşa’ydı. Rahatsızlık verdiği Halife tarafından Anadolu’daki birlikleri terhis etmekle görevlendirilen Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919’da onu karşılamaya hazır eski bir taşra ili olan Samsun’a hareket etti. Burada bağımsızlık hareketini başlattı ve 22 Haziran 1919’da Amasya’da hükümdarın edilgen politikasını kınayan bir  bildirge yayımladı. Kısa süre sonra, önce Erzurum’da sonra Sivas’ta ulusal bir kongre topladı. Bu kongrelerde halkın çoğunluğu Türk olan bölgelerde toprak bütünlüğü ilkesini koydu ve bunu sağlamak amacıyla halka dayalı bir kurmayı tasarladı. Ve bir yıldan kısa bir süre sonra 23 Nisan 1920’de kasvetli bir bozkır kasabası olan Ankara’da Büyük Millet Meclisini topladı ve yetkilerini ona devretti. O tarihten sonra Mustafa Kemal, Türkiye’nin cisimleşmiş örneği, bütün bir halkın iradesinin temsiliydi ve “Türklerin Atası” değil “Atatürk” yani Ataları gibi Türk, anlamına gelen Atatürk adını aldı.

 

Yabancılara, İtilaf devletlerine göre Mustafa Kemal bir eşkıya reisinden başka bir şey değildi! Sultan ve sadrazam için daha da fazlaydı. Onu suçluyorlar, üzerine asker gönderiyorlar, ama fazla da üstelemiyorlardı. İngilizler bu sırada nazarlıkları işgal edip, bazı önemli kişileri tutuklatmışlar ve İstanbul’daki meclisin feshedilmesini sağlamışlardı. Her şeyin yoluna girmesi için iş artık Yunanlılara, İtalyanlara, Fransızlara ve Ermenilere güvenmeye kalmıştı.

 

Mustafa Kemal Türklerin artık tükendiklerini ve itilaf devletlerinin barışı çok istediklerini biliyordu, ancak savaşmalıydı. Kazım Karabekir kuzeydoğu cephesinde harekata başladı. Ruslar devrimleriyle meşgul olduklarından Ermeniler tek başına kalmışlardı ve yenilerek Kafkasya’ya püskürtüldüler. Kemalist Türkiye’nin yabancı bir devletle yaptığı ilk uluslararası antlaşmanın, 2 Aralık 1920 günü Gümrü’de, bugün Sovyetlermiş olan Ermenistan Cumhuriyetinin temsilcileriyle imzalanan antlaşma olması anlamlı değil miydi? Ve ardından gelen başarıları ve süreci hepimiz biliyoruz.

 

Sonuç olarak, karamsarlar yanılmıştı. Tüm beklenenin aksine Türkiye yaşama döndü.  Kuşkusuz uluslararası iddiaları olan bir imparatorluk değildi artık; bir uluslar konfederasyonu hiç değildi. İlk defa Türk halkınca kurulan, kendini Türk hisseden, Türk kalmak isteyen ve Türkler tarafından yönetilen bir devletti. İslam’dan vazgeçmeksizin İslamiyet’i toplumsal ve siyasal nitelikli bir konu saymak yerine Avrupa’nınkiyle karşılaştırılabilecek modern ve laik bir düzen benimseme kararındaydı.

 

“Kemalist Devrim” adı altında alınan bir dizi önlem ise bu iradenin kanıtı niteliğindedir.

 

Jean Paul Roux ’un Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü Anadolu’da yeniden diriliş ile Kurtuluş Savaşı ile Cumhuriyetin kuruluşu devrimler ve miras bıraktığı Kemalist ideoloji bilgi ve birikimi onun hakkındaki en iyi bilgiyi bize sunmaktadır.

 

Zaten değil midir ki, Atatürk’ü anlatan tarihtir tarihe kulak verin o size Mustafa Kemal Atatürk’ü en iyi şekilde anlatır.

 

 

Kaynak ve inceleme eser

Jean Paul Roux / Türklerin Tarihi

 

 

 

KAZIM ÖZATAK

 

 

 

Kazım Özatak Yazıları Atatürkçü Medya'da...

 

 

 
Etiketler: ÜNLÜ, TÜRKOLOG’UN, GÖZÜYLE, ATATÜRK, VE, YENİDEN, DİRİLİŞ,
Yorumlar
Haber Yazılımı